Mekteb-i Derviş | İslam

    ALAATTİN KEYKUBAT KİMDİR, HAYATI, DÖNEMİ, ESERLERİ, ÖLÜMÜ

    (D.H. 586-M.1190 - V.H.634-M.1237.Kayseri)

    Anadolu Selçuklu Devletinin en güçlü sultanı. Adil, âlim, şehit. Uluğ Sultan.

    Alaattin Keykubat, Konya’da H. 586’.M. 1190’da doğdu. Annesi Ümmühan Hatun Babası I. Gıyasettin Keyhusrev’dir. 1221 ile 1237 tarihleri arasında Türkiye Selçuklu Devleti'nin hükümdarlığını yapmıştır. Hükümdarlığı boyunca birçok önemli işe imza atan Alâeddin Keykubat, onlarca önemli eser inşa ettirmiştir. Alâeddin Keykubat'ın özellikle Konya, Niğde, Antalya ve Beyşehir'de yaptırdığı eserler günümüze kadar gelmiştir. 

    Çocukları; II. Gıyasettin Keyhüsrev, Rükneddin, 'İzzeddin Kılıçaslan. Eşi; Hun at Hatun.Gaziye Hatun. Alaaddin Keykubat, Hicri, 634-M. 31 Mayıs 1237.Kayseri’de zehirlenerek şehit edildi.

    İyi bir tahsil ve terbiye ile yetiştirilen I. Alaeddin Keykubad Türkçe'nin yanı sıra Farsça, Rumca ve Arapça öğrendi. Türk-İslam geleneğine göre Emir Seyfeddin, Ay-Aba ve Emir Bedreddin Gevhertaş kendisine atabeg tayin edildi. Ana dili olan Türkçe'nin yanında Farsça, Rumca ve Arapça öğrendi. 

    Dördüncü Haçlı Seferi öncesine kadar (1200 - 1204 arası) İstanbul'da Bizans İmparatorluğu'nda kaldı. Sultan II. Süleyman Şah'ın ölümü üzerine tekrar sultan olmak üzere Konya’ya doğru harekete geçen babası Gıyaseddin Keyhüsrev, geçişine izin vermesi için İznik Rum İmparatoru I. Teodor Laskaris ile anlaşma yaparak Lâdik, Honas ve bazı kaleleri bırakmayı kabul ettiğinde kaleler teslim edilene kadar onu ağabeyi İzzeddin Keykâvus ile İznik'te rehin bıraktı. İki kardeş, bir süre İznik'te tutsak olarak kalsa da daha sonra Hacib Zekeriya'nın yardımı ile kaçarak Anadolu'ya geçtiler.

    Babası I. Gıyasettin Keyhusrev, 1196’da tahtı kardeşi Rüknettin Süleyman’a bırakmak zorunda kalıp gurbet hayatına çıktığında Alaattin Keykubat ağabeyi I. İzzettin Keykâvus’la birlikte babasının yanında bulundu. I. Gıyasettin Keyhusrev, 1205 yılında yeniden Selçuklu tahtına geçince Alaattin Keykubat’ı Tokat’a Melik tayin etti. Meliklik döneminde bastırdığı paralarda “el-Melikü’l-mansûrAlâüddevleve’d-dîn Nâsıruemîri’l-mü’minîn” unvan ve lakabını kullandı.

    Alaeddin Keykubad, büyük bir siyasetçi ve asker olduğu kadar da ilim adamıydı. Âlimleri sarayında toplar, onları korurdu. Necmeddîn Dâye, Ahmed bin MahmudiTûsî el-Kâniî, Ahi Evren gibi dönemin pek çok önemli siması onun saltanatının ve kişiliğinin özellikleri nedeniyle yaşamak için Anadolu’yu tercih etmişlerdi. Yine Bahaeddin Veled ve sultanın döneminde ve çevresinde yetişen oğlu Mevlânâ Celaleddin-i Rumi ve yine onun döneminde yetişen SadreddinKonevî Anadolu kültür hayatında büyük öneme kavuşmuşlardır.

    Gayet olumlu şartlarda devraldığı ülkeyi on yedi yıllık saltanatı boyunca her yönü ile daha da geliştirerek zirveye taşımayı başarmıştır. Başarısındaki en büyük etkenlerden birisi hiç şüphesiz ticarete verdiği büyük önemdir. Babasının Selçuklu hâkimiyeti altına aldığı iki önemli liman şehri olan Antalya (1207) ve Sinop'tan (1214) hareketle ülkesinin sahil şeridini genişletmiş, donanma inşaatına ve ticarete kuzey-güney ekseninin de dâhil edilmesine büyük önem vermiştir. Özellikle Alâiye'nin (Alanya) mamur bir Selçuklu limanı haline getirilmesi (1221-1222) ve Kıbrıs Krallığı ve Venedik Cumhuriyeti ile yapılan anlaşmalarla Selçukluların ve onlara tabi tüccarların bölge ticaretindeki konumu son derece güçlenmiştir.

    Alâeddîn Keykubad’ın Müslüman tebasının yanı sıra gayrimüslim tebası ile ilişkileri de her zaman iyi olmuştu. GenceliGiragos’un naklettiğine göre, Sultan Yassı çimen Savaşı'ndan dönerken Kayseri’ye yaklaşınca Müslümanlar imamlarıyla, Hristiyanlar da papazlarıyla ve ellerinde haçları ve çalgıları ile Sultanı karşılamaya çıkmışlar, Müslümanlar, Hristiyanları geriye iterek, tebrik ve dostluk dileklerinde ön sırada olmalarına meydan vermek istememişler, Hristiyanlar da bunun üzerine bir tepeye çıkarak bir şekilde kendilerini göstermişlerdir. Hristiyan tebasının ayrı durduğunu fark eden Alâeddîn Keykubad ordugâhından kalkıp yanlarına gelmiş ve aralarına karışıp, çalgılarını çalmalarını ve yüksek sesle şarkılarını söylemelerini buyurmuştur. I. Alaeddin Keykubad'ı, Türkmenler "Uluğ Sultan" ve devrin kaynak yazarı İbn Bibi de, "Uluğ Keykubâd" ad ve unvanı ile anmışlardır.

    Alaaddin Keykubat tahta geçince, aldığı idari, iktisadi, siyasi ve askeri tedbirler ile iktidarını kuvvetlendirdi. Orta Asya’dan, Orta Anadolu’ya doğru gelen Moğolların zulmünden kaçan Türkistan, Horasan, İran, Azerbaycan, Kafkasya ve Kıpçak ilinden gelen Müslüman Türklere, âlim, ulema, sanatkâr, tacir ve ahaliyi şefkatle karşıladı. Anadolu’nun muhtelif şehir ve bölgelerine yerleştirdi. Moğol istilasına karşı hudut şehirlerine, başta Konya, Kayseri ve Sivas olmak üzere mühim şehirlerin sur ve kalelerini yeniden yaptırdı.

SULTAN ALAATTİN KEYKUBAT’IN TAHT MÜCADELESİ

    Babasının Alaşehir savaşında ölümü üzerine 1211’de ağabeyi I. İzzettin Keykâvus en büyük oğul olduğu için devlet erkânı tarafından Kayseri’de Sultan ilân edilince Keykubat, ağabeyinin hükümdarlığını kabul etmeyip ittifakına aldığı Ermeni Kralı Leon ve Erzurum Meliki olan amcası Mugīsüttin Tuğrul Şah ile birlikte Kayseri’yi muhasara etti. Ancak sonuç alamayıp Ankara Kalesi’ne çekildi, erzak stoku tükenince kendisine ve Ankara halkına zarar verilmemesi şartıyla teslim oldu ve 1212’de hapse atıldı.

    I. İzzettin Keykâvus kardeşini öldürmek istediyse de hocası Mecdüttin İshak buna engel oldu. Alaattin Keykubat, I. İzzettin Keykâvus’un vefatı üzerine hapisten çıkarılıp 1220’de Sivas’ta hükümdar ilân edildi. Daha sonra muhteşem törenlerle Konya’da yeniden tahta oturdu. Halife Nâsır-Lidînillâh Şehâbettin es-Sühreverdî ile menşur, hil‘at, çetr ve diğer saltanat alâmetlerini göndererek hükümdarlığını tasdik etti.I. İzzeddin Keykavus ölümüne yakın tahtın I. Alaeddin Keykubad'a verilmesini vasiyet etti. Hapisten çıkarılan Keykubad, büyük bir törenle Konya'ya getirilip Selçuklu tahtına oturdu.

HÜKÜMDARLIĞI

    Batıda Bizanslıların yanında Doğu'da Moğol tehlikesinin baş göstermesi üzerine Eyyubilerle dost olmanın faydasına inanan I. Alaeddin Keykubad, Eyyubi Hükümdarı el Melikül Adil'in kızı Melike Adile ile evlenerek bozulmuş olan ilişkileri düzeltme yoluna gitti.

    Keykubad tahta geçtikten sonra Moğol tehlikesine karşı çeşitli önlemler aldı. Birçok şehirde kale ve surları tamir ettirdi. Moğolların Bağdat'a saldırma ihtimali üzerine halifenin hizmetine 5000 kişilik bir ordu gönderdi. Moğol saldırısı olmayınca bu ordu geri döndü.

    1223 yılında Akdeniz'in önemli noktalarından biri olan Kalonoros'u (Alanya) ele geçirdi. Burada büyük bir tersane kurdurarak deniz filosunu güçlendirdi. Ayrıca şehri kendisine teslim eden KyrVart'ın kızı ile evlendi.

    Keykubad, Trabzon-Rum İmparatorluğu'nun gücünü kırmak için Sinop'ta bir donanma kurdu. Bu dönemde Selçuklu tüccarlarının şikâyetleri üzerine Kastamonu emiri Hüsameddin Çoban'ı Karadeniz donanmasıyla Kırım Seferi'ne gönderdi. Emir Çoban önemli bir ticaret şehri olan Sugdak'ı fethetti. Daha sonra şehirde bir cami inşa ettirdi ve askerlerini yerleştirdiği bir garnizon kurdu. Ruslar Sugdak'ın Selçuklu hâkimiyeti altına girmesini tanımak zorunda kaldılar. Çavlı Bey'de Silifke'ye kadar olan Akdeniz kıyılarını fethetti. Güneyden gelen ticaret yollarını tehdit eden küçük Ermenistan krallığını cezalandırmak üzere Mübarezeddin Çavlı ve Mübarezeddin Ertokuş komutasında bir ordu göndererek İçel'i ele geçirdi.

    Moğol istilasına karşı Harezmşah Hükümdarı Alaeedin Muhammed'in oğlu Celaleddin Mengüberti ile ittifak denemesi yapmasına rağmen bu girişim sonuçsuz kaldı.

SULTAN ALAATTİN KEYKUBAT’IN İLK İŞİ

    Sultan Alaattin’in ilk icraatı Eyyubilerle bozulmuş olan münasebetleri düzeltmek oldu; daha sonra Eyyubi Hükümdarı Melik Adil’in kızı Adile Sultan ile evlenerek dostluğunu kuvvetlendirdi. Yaklaşmakta olan Moğol istilâsına karşı tedbir olarak Konya, Sivas ve Kayseri’yi sağlam surlarla çevirtti. 1222’de Alanya’yı fethetti. Türk denizciliğinin ilk döneminde önemli bir yeri olan Alanya’da bir tersane inşa ettirdi. Şehri kendisine teslim eden KyrVart’ın kızı ile evlendi. Ertesi yıl sadakatinden şüphe ettiği Beylerbeyi Seyfettin Ayaba, Mübârizüttin Behram Şah, Niğde Subaşısı Zeynüttin Başara ve daha önce Malatya Subaşısı olan Bahattin Kutluca gibi değerli emirleri öldürttü. Sultan Alaattin, bir ara onlara mensup olan bazı emirleri de sürgüne gönderdiyse de daha sonra affetti.

SULTAN ALAATTİN KEYKUBAT’IN KIRIMLILARI HİMAYE ETMESİ

    Moğolların 1223 yılında Kırım sahillerindeki Suğdak’a hücumları üzerine halkın çoğu şehirden ayrılmıştı. Bunlardan bir kısmı gemilerle Karadeniz kıyısındaki limanlara gelip Anadolu Selçuklu Devleti’ne sığındı. Trabzon Rumlarının Suğdak Limanı’nı elde etmeye çalıştıklarını haber alan Sultan Alaattin, oradan gelen tâcirlerin teşvikiyle Suğdak’a bir ordu gönderdi. Kastamonu Beyi Hüsâmettin Çoban kumandasındaki Selçuklu donanması 1224’te Suğdak şehrini fethetti.

    Yine tüccarların şikâyeti üzerine, Karadeniz’in kuzeyindeki Kırım yarımadasında ticari açıdan son derece önemli bir liman şehri olan Sudak’ı fethetti. Rus Knezliğini vergiye bağladı. Sudak’ı fetheden Hüsameddin Çoban’a tebrik mektubu göndererek, Sudaklıların tüccarlardan vaktiyle gasp ettikleri mal ve eşyalarının tazmin edilmesini istedi. Sultanın isteği doğrultusunda, tüccarların her akçesine karşılık bir altın tazminat ödendi.

ERMENİLERİN VERGİYE BAĞLANMASI

    Daha sonra Kilikya Ermeni Krallığı'nı üzerine gönderdiği ordularla sıkıştırıp küçülten Alaeddin Keykubad, ele geçirdiği bölgelere Türkmenleri yerleştirdi. Buraya yerleşen Türkmenler ileride Karamanlı Beyliği'ni kurmuştur. 

    Gürcistan'a gönderdiği ordu ile kraliçeyi kendi tabiyetine aldı. . Gürcü Kraliçesi Rosudan’ın kızını, oğlu Gıyaseddin Keyhüsrev’e alarak dostluk ve akrabalık kurdu. Bunun yanında Van Gölü havzasını fethetti. Ancak bu fetih Eyyubilerle arasının bozulmasına neden oldu. Eyyubilerin gönderdikleri orduyu Torosların güneyinde yenerek Harput ve Urfa'yı ele geçirdi.

    Sultan Alaattin, 1225 yılında tüccarların Franklar ve Ermenilerden şikâyetçi olması üzerine Ermenilerle Haçlılara savaş açtı. Mübârizüttin Çavlı ve Emîr Komnenos kumandasındaki Selçuklu kuvvetleri Mut ve Silifke yörelerini kolaylıkla fethetti. Alanya’dan ilerleyen Antalya Subaşısı Mübârizüttin Ertokuş da Anamur, Gülnar ve diğer bazı kaleleri aldı. Her iki yönden yapılan taarruzlara dayanamayan Kıbrıs Frankları Kıbrıs’a kaçtılar.

    Sultan Alaaddin Keykubat, Ermeni ülkesinden geçerken malları gaspedilen tüccarların şikâyetleri artması üzerine, Ermenistan’a seferler düzenledi. 4-5 tane Ermeni kalesini ele geçirdi. Göksun-Elbistan yöresinden hareket eden bir Selçuklu kuvveti de Ermeni Krallığı’nın topraklarına girerek Çinçin Kalesi’ni ele geçirdi. Ermeni Kralı Hetum, Sultan Alaattin’e elçi göndererek barış isteyince Sultan, Kralın teklifini 1225’te kabul etti. İmzalanan antlaşmaya göre fethedilen Ermenek, Mut, Gülnar, Anamur ve muhtemelen Silifke yöreleri Selçuklu ülkesine katıldı. Ayrıca Ermeni Kralı her yıl sultana 40 bin altın ödeyecek ve Sultan istediği zaman bin atlı ile 500 çarkçı gönderecekti.

SULTAN ALAATTİN KEYKUBAT’IN EYYÜBİLERLE AKRABALIK KURMASI

    Saltanat değişiminin ardından ayaklanan bir diğer beylik de Diyarbekir bölgesinde hâkim olan Artuklular’dı. Artuklu Bey’i Mesud’un Alâeddin Keykubat adına okunan hutbeyi kaldırarak bağımsızlığını ilan etmişti. Zira Camilerde okunan hutbeler içtihat gereği Caminin bulunduğu bölgenin hükümdarı olan kişinin ismi ile okunur, Hâkimiyet ve Bağımsızlığından emin olunmayan bölgelerde Cuma namazı kılınamazdı. Artuklu Beyi Mesud’un bu davranışı açıkça bağımsızlık ilanıydı. Alâeddin Keykubat, bu isyanı bastırmak üzere ordusunu görevlendirerek sefere çıkarttı. Artuklu Beyi Eyyübiler tarafından desteklenmekteydi ve Eyyübi Sultanı Artuklu Beyine yardım etmesi için müstakil bir birlik göndermişti. Selçuklu Ordusu, Eyyübilerin desteğine rağmen galip gelerek hem isyanı bastırdı hem de Çemişkezek bölgesini hâkimiyeti altına aldı.

    Bu tarihlerde Orta Doğu bölgesinde yeni bir tehlike baş göstermişti. İç Asya’dan istila ve talan ile gelen Moğollar Anadolu’ya yaklaşmışlar, Anadolu Selçuklu Devleti için tehdit oluşturmaya başlamışlardı. Olası Moğol tehlikesine karşı komşularıyla iyi geçinmeyi amaçlayan Alâeddin Keykubat, Eyyübiler ile iyi ilişkiler içerisine girmek için Savaş sonrasında ele geçirilen Eyyübi Ordusunun komutan ve askerlerini serbest bıraktı. Mesud Han ve ordu komutanlarını da yüksek fidyelerle salıverdi.1226’da Mübârizüttin Çavlı ve Esedüttin Ayaz kumandasındaki Selçuklu ordusu, Malatya yöresindeki Kâhta ve Adıyaman kaleleriyle Harput yöresindeki Çemişkezek Kalesi’ni Artuk Hükümdarı Mesut Bey’den aldı. Mesut Bey, zengin hediyeler göndererek bir daha tâbilikten ayrılmayacağını bildirince Sultan onu affetti. Eyyûbîlerle ilişkilerini iyileştirmek isteyen Sultan Alaattin, ertesi yıl Malatya’da yapılan bir düğünle Eyyûbî Hükümdarı Melik Eşref’in kız kardeşiyle evlendi.

MENGÜCEK BEYLİĞİ NEDEN ORTADAN KALDIRILDI?

    Öte yandan bu dönemde Mengücekoğulları huzursuzluk çıkarmaya başlamışlardı. İlerde Moğollarla yapacağı savaşlarda Mengücekoğulları tarafından arkadan vurulacağını hesaplayan Keykubad, 1225 yılında Erzincan'ı fethederek tehlikeyi ortadan kaldırdı. Sultan Alaattin, 1228’de tâbilikten ayrılıp bağımsızlık isteyen Mengücükoğulları Beyliği’ni ortadan kaldırdı. Divriği hariç bütün Mengücüklü ülkesini Selçuklu topraklarına kattı.

    1225-1228 yılları arasında Mengücüklerin başına geçen Davud Şah bin Behramşah'ın Anadolu Selçukluları aleyhine Tuğrul Şah, Harezmşah Celaleddin Menguberdi ve İsmaili reisi Alaeddin'le ittifak kurduğunu duyan Alaeddin Keykubad bunlara karşı harekete geçirerek Erzincan, Kemah ve Şebinkarahisar'ı topraklarına kattı. Bu sırada Celaleddin MengübertiAhlat’a saldırdı.

    Bunun sonucunda yapılan Yassı Çemen Muharebesi'nde Celaleddin büyük bir yenilgiye uğradı ve Erzurum ele geçirildi. Daha sonra Gergoman Noyan komutasındaki Moğollar Sivas'a kadar gelerek bu bölgeyi tahrip ettiler. Selçuklu kuvvetleri Moğolları Erzurum'a kadar takip ettiyse de yetişemedi. Bu saldırının Gürcü kraliçesi Rosudan'ın tahrikiyle meydana geldiğinin anlaşılması üzerine Gürcistan'a sefer düzenlendi. Gürcülerle yapılan savaşlarda Gürcü kuvvetleri büyük bir yenilgiye uğratıldı. Yapılan anlaşmayla Gürcistan'da bazı kaleler Anadolu Selçuklu Devleti'ne bırakıldı.

    Daha sonra Kilikya Ermeni Krallığı'nı üzerine gönderdiği ordularla sıkıştırıp küçülten Alaeddin Keykubad, ele geçirdiği bölgelere Türkmenleri yerleştirdi. Buraya yerleşen Türkmenler ileride Karamanlı Beyliği'ni kurmuştur. 

    Gürcistan'a gönderdiği ordu ile kraliçeyi kendi tabbiyetine aldı. Bunun yanında Van Gölü havzasını fethetti. Ancak bu fetih Eyyubilerle arasının bozulmasına neden oldu. Eyyubilerin gönderdikleri orduyu Torosların güneyinde yenerek Harput ve Urfa'yı ele geçirdi.

    Daha sonra amcası Mugīsüttin Tuğrul Şah’ın oğlu Cihan Şah’ın elinden Erzurum’u almak için harekete geçti. Cihan Şah, Sultan Alaattin’in, üzerine yürüyeceğini düşünerek Eyyûbî Hükümdarı Melik Eşref’i metbû tanımıştı. Melik Eşref iyi donatılmış bir askerî birlik gönderince Eyyûbîlerle bozuşmak istemeyen Sultan geri dönmek zorunda kaldı. Oğlu II. Gıyasettin Keyhusrev’iMengücük iline Melik olarak gönderdi; Antalya Subaşısı Mübârizüttin Ertokuş’u da ona atabek tayin etti.

II. GIYASETTİN KEYHUSREV’İN ESİR DÜŞMESİ

    Sultan Alaattin, Erzincan’da iken Trabzon Rumlarının Selçukluların elinde bulunan Karadeniz kıyılarını yağmaladıkları haberini aldı. Sultan, oğlu II. Gıyasettin Keyhusrev kumandasındaki bir orduyu Trabzon’un fethine gönderdi. Mübârizüttin Ertokuş kumandasındaki Selçuklu ordusu Trabzon’u kuşattı. Fakat günlerce yağan yağmur ve şiddetli rüzgâr Selçuklu ordusunun dağılmasına sebep oldu. Keyhusrev, Rumlar tarafından esir alındı. İmparator Andronikos kendisine saygılı davrandı ve onu fazla bekletmeden 1228’de babasına gönderdi.

YASSI ÇEMEN SAVAŞI  (1230)

    Alâeddin Keykubat, Rum, Ermeni ve Artuklular tarafından girişilen faaliyetleri bertaraf etmişti ancak başkaldırılar sona ermedi. Bu kez Mengüçlü Beyliği ile Harezmşahlılar ile ittifak etmişlerdi. Durumu önceden fark eden Alâeddin Keykubat, Erzincan Kemah ve Şebinkarahisar bölgelerini Merkezi otoriteye bağlayarak bu bölgelerin denetim ve kontrolünü eline aldı (1228).  Mengüçlü Beyliği, Selçuklu Devletine karşı Harezmşahlılar ile münasebetlerini geliştirmişlerdi ancak Harezmşahlılar’ın ittifak amacı kendilerine doğru yaklaşan Moğol Tehdidine karşı Mengüçlü Beyliğinin desteğini almaktı. Önceleri Merkezi otoriteye birkaç kez başkaldırmış olan Harezmşahlılar ise yaklaşan Moğol tehdidi nedeniyle Anadolu Selçuklu Devleti ile iyi ilişkiler içerisine girmeye gayret ediyordu. Ancak ortaya çıkan bu siyasi keşmekeş Alâeddin Keykubat’ı tedirgin etti. Bu durumdan istifade etmek isteyen Moğol Hakanı Cengiz Han, askerlerine Harezmşah askerlerinin kıyafetleri giydirerek Selçuklu Şehirlerine yağma ve talanlar düzenleyip Anadolu Selçuklu Devleti ile Harezmşahlılar arasında husumet meydana getirmeye çalıştı. Cengiz Han’ın bu hamlesi başarılı oldu. Harezmşah Sultanı Celalettin Harezm, bu yağma faaliyetlerinin kendi ordusu tarafından yapılmadığını bildirse de Alâeddin Keykubat Kendisine inanmayarak Harezmşahlıları sorumlu tuttu.

    Anadolu Selçuklu Devleti ile Harezmşahlılar arasındaki husumette bardağı taşıran son damla ise Ahlât Kalesi meselesi oldu. Anadolu Selçuklularının eski Ahlât Valisi Hacip Ali, Harezmşahlıların ele geçirdiği Ahlât Kalesi’ni geri almak için harekete geçti ve geri aldı. Harezmşah hükümdarı Celalettin, bunun üzerine kaleyi geri almak için Ahlât Kalesini kuşatınca Selçuklu Hükümdarı Keykubat ile iyi ilişkiler kurmuş olan Hacip Ali, Harezm Hükümdarı Celalettin’in kuşatmayı kaldırmasını istemesini talep etti. Sultan Keykubat, Hacip Ali’nin talebi üzerine Harezm Hükümdarı Celalettin’e kuşatmayı kaldırmasını istedi. Harezm Hükümdarı Celalettin, kalenin zaten kendisinin olduğunu, Hacip Ali’nin kaleyi iade etmesi gerektiğini belirtse de Sultan Keykubat, Celalettin Harezm’in taleplerini umursamayıp Ahlât Kalesi Kuşatmasını kayıtsız şartsız kaldırmasını emreder bir üslupla talep edince savaş kaçınılmaz hale geldi. Alâeddin Keykubat, bizzat ordusunun başına geçerek tarihe “Yassı Çemen Savaşı” olarak gerçekleşen sefere çıktı.

    Selçuklu taarruzuna hazırlıklı olan Celalettin Harezm, Selçuklu Ordusunu Erzincan yakınlarındaki Yassı Çemen Ovasında karşıladı. Harzemşahlılar, her ne kadar güçlü bir devlet geçmişleri olsa da Moğol İstilalarıyla oldukça zayıflamışlardı. Üstelik Türk ve Müslüman olan Anadolu Selçukluları ile savaşmaktan kaçınıyorlardı. Anadolu Selçuklu Devleti ise en parlak dönemini yaşıyordu Anadolu’nun büyük kısmına hâkim durumdaydı. Ahlat’ı kuşatan Celalettin Harzemşah’ın kendi üzerine yürüyeceğini haber alan Sultan Alaattin, Ermeni Kralı’ndan ve Haçlılardan yardım istedi, Eyyûbîlere de yardıma gelmeleri için beş defa elçi gönderdi. Sonunda Melik Eşref 10 bin kişilik bir orduyla Sivas’a gelerek Sultan Alaattin ile buluştu. Sultan Alaattin ve Melik Eşref, Celalettin Harzemmşah’ı 1230’da Erzincan ile Suşehri arasındaki Yassı Çimen’de karşıladılar. 1230 yılında meydana gelen Yassı Çemen savaşı sonunda ağır bir yenilgiye uğrayan Harzemşah hükümdarı yenilgiden sonra hem düşman askerlerinden hem de kendi askerlerinden kaçmak zorunda kaldı. Beraberinde kendisine bağlı birkaç asker alabilen CelaleddinHarezm, savaş meydanından kaçabilse de kaçış yolunda yolunu kesen atlı hırsızlar tarafından öldürüldü.

    Celalettin Harzemşah’ın ortadan kalkması Selçukluları Moğollarla karşı karşıya getirdi. 1232 yılında bir Moğol birliği yağmalar yaparak Sivas yakınlarına kadar geldi. Bu akının Gürcü Kraliçesi Rasudan’ın tahrikiyle yapıldığı kanaatine varılarak Erzurum Subaşısı Mübârizüttin Çavlı ile birlikte Gürcü topraklarına girilip bazı kaleleri zaptedildikten sonra barış yapıldı. Rasudan’ın kızı ile Sultan’ın oğlu Keyhusrev’in evlendirilmesine karar verildi.

    Yassı Çemen Savaşı neticesinde Harezmşah Devleti tamamen yıkılmış ve Anadolu Selçuklu Devleti, sınırlarını Ahlât, Bitlis, Van, Malazgirt ve Tiflis’e kadar genişletmişti ancak Harezmşahlıları İç Asya’dan koparıp Anadolu’ya sürükleyen Moğollar ile karşı karşıya gelmelerine sebep olmuştu. 

    Ancak, Türk ve Müslüman devletler arasında vuku bulan bu savaşlar, Anadolu‘ya doğru harekete geçen Moğolların işini kolaylaştırmaktan öte bir işe yaramadı.Moğollar, kalabalık orduları ile talan ve yağmalarla ilerliyor, İç Asya’dan Doğu Avrupa’ya kadar uzanan coğrafyada kendisine karşı koyabilecek bir güç bulunamıyordu. Nihayet Anadolu Hudutlarına dayandıklarında ise karşılarına çıkacak ilk güç olan Harezmşahlı Devleti ve toprakları Anadolu Selçuklu Devleti tarafından yıkılmış ve sahiplenilmişti. Moğol tehlikesini gören Alaeddin Keykubad, doğu sınırlarını sağlamlaştırdı. Bu sağlamlaştırma esnasında Ahlat fethedildi. Ancak bu fetih, Eyyubîlerle arasının bozulmasına yol açtı. Eyyubîlerin gönderdikleri orduyu, Torosların güneyinde yenerek, Harput ve Urfa’yı da ele geçirdi. Vefatından önce gelen Moğol elçilerini ustaca idare ederek, Anadolu’yu Moğol istilasından kurtardı.

    Moğol İmparatoru Cengiz Han, Harezmşahlılar ile Selçukluların birleşmesi durumunda Anadolu’ya giremeyecekti. Zira Kadim bir Türk olan Cengiz Han’ın kullandığı savaş stratejileri ve okçu süvarileri Bozkır Savaş Taktikleri ile bu denli başarılı olabiliyordu. Bu taktikleri en iyi kullananlar ise şüphesiz Bozkır’ın en iyi savaşçıları olan Türklerdi. Bu haseple Harezmşahlılar ile Selçuklular’ın ittifak etmesini engelleyen Cengiz Han, Harezmşahlıların yıkılması ile Anadolu’ya ilk taarruzunu gerçekleştirip yağma ve talan faaliyetleri ile Sivas’a kadar ilerlediler. Moğol Saldırısından çok geç haberi olan Alâeddin Keykubat, Ordusu ile Sivas’a doğru yola çıksa da Moğollar geri çekilmişti. Moğol Ordusunu Erzurum’a kadar takip etse de yetişemedi. Moğolların fetih amaçlamayan bu yağma saldırısının Gürcü Kraliçesi Rodusan’ın kışkırtmasıyla ortaya çıktığını öğrenince ise teşkil edilmiş ordularıyla Erzurum’dan Gürcistan’a doğru yola çıkarak Gürcü Sarayını kuşattı ve Gürcü Krallığını ağır bir mağlubiyete uğrattı (1231). Ve yapılan anlaşmayla Gürcistan’da bazı kaleler, Anadolu Selçuklu Devleti’ne bırakıldı.

    Moğol Ordusu, her ne kadar Anadolu içlerine ilk taarruzunu düzenlemiş olsa da kendisine karşı koyabilecek tek güç olan Selçuklu Türklerinler ve Büyük bir hakan olan Alâeddin Keykubat’dan çekinmekteydi. Alaeddin Keykubat da Moğol Hükümdarı Cengiz Hanın kalabalık ordusundan ve gücünden çekinir durumdaydı. Bu haseple Moğol İstilalarına karşı Eyyübiler ile iyi ilişkiler içerisine girilmişti. Ancak Ermeni Krallığı saldırısından sonra Eyyübi askerlerinin iadesiyle başlayan iyi ilişkiler Ahlât Kalesi meselesinden ötürü bozuldu. Moğol Akınlarına karşı önemli bir savunma hattı olan Ahlât Kalesine sahip olmak isteyen Alâeddin Keykubat bu kaleyi zaptetmişti. Ancak bu kale Eyyübilere bağlı bir beyliğin idaresinde olduğu için Eyyübiler ile Anadolu Selçuklu Devleti arasında anlaşmazlıklar ortaya çıktı. Bu anlaşmazlık üzerine Eyyübi Ordusu kendisine saldırınca Savaş kaçınılmaz hale geldi. Alâeddin Keykubat, Her ne kadar savaşı kazanıp Harput ve Urfa’yı hâkimiyeti altına alsa da olası bir Moğol Saldırısında Eyyübi desteğinden yoksun kalacaktır.

    Alâeddin Keykubat, Moğollara karşı güçlü bir ittifak kuramadığı için doğrudan mücadeleden kaçındı. Ancak Moğolların siyasi baskılarına boyun eğmek zorunda kalarak Moğol Hakanı Cengiz Han’ın hâkimiyetini kabul etmek zorunda kaldı. Yine de gerçekleştirdiği siyasi hamlelerle Anadolu’yu Moğol istilalarından uzak tutmayı başarmıştır.

    Çünkü Harzemşahlıların ortadan kalkmasıyla Yassı Çemen Savaşından 13 yıl sonra gerçekleşen Kösedağ Savaşı ile Moğollar Anadolu’ya girerek Anadolu Selçuklu Devletinin yıkılma sürecine girmesine sebep olmuştur. Alaeddin Keykubad, saltanatı zamanında Türkiye Selçuklu Devletini Moğol istila ve zulmünden korumuştur. Alaeddin Keykubad, 1 Haziran 1237 tarihinde Kayseri’de vefat etmiş yerine İzzeddin Kılıç Arslan’ı veliaht tayin etmesine rağmen, büyük oğlu GıyaseddinKeyhüsrev tahta geçmiştir.

KUBBET’ÜL İSLAM, BELDET’ÜL TÜRK: AHLAT

    Birbirini takip eden Moğol akınları yüzünden Eyyûbîler Ahlat bölgesini terkedince bölgede dirlik düzenlik kalmadı, birçok şehir harap ve metrûk hale düştü. Sultan Alaattin, kendisine çok güvendiği Kemalettin Kamyar’ı bu bölgeye göndererek ondan bölge ile komşu yöreleri Selçuklu idaresi altına alıp düzenliği sağlamasını istedi. Kamyar, verilen görevi başarıyla yerine getirdi. Kaleler onarılıp içlerine muhafızlar konuldu. Ahlat, büyük bir subaşılığın merkezi oldu. Emîr Sinânettin Kaymaz Ahlatsubaşılığına tayin edildi. Sultan Alaattin, Ahlat bölgesinde yaşayan 4 bin Harizmli’nin devlet hizmetine alınmasını emretti.

ANADOLU’NUN FATİHİ

    Sultan Alaattin’in Ahlat bölgesini imar ederek oraya sahip çıkması üzerine Eyyûbîler bölgenin gasbedildiğini iddia etmeye başladılar. Mısır Eyyûbî Hükümdarı Melik Kâmil, Anadolu’yu zaptedip aralarında paylaştıracağı vaadiyle diğer Eyyûbî meliklerini de hizmetine alıp kalabalık bir askerle 1234’te Anadolu’ya yürüdü. Yapılan savaşta yenilen Eyyûbîler yiyecek sıkıntısının başlaması üzerine geri döndüler. Aynı yıl Harput, ertesi yıl da Siverek, Urfa, Harran ve Rakka Selçuklu hâkimiyetine girdi.

    1237’de Sultan Alaattin, bütün ordusunu Kayseri’de topladı; amacı Eyyûbîleri Güneydoğu’dan tamamıyla çıkarmaktı. Büyük oğlu Keyhusrev’i eskisi gibi Erzincan Melik’i olarak bıraktı. Emîrleri biat ettirerek EyyûbîMelikesi’nden doğan küçük oğlu İzzettin Kılıçarslan’ın veliahtlığını ikinci defa ilân etti.

ANADOLU SELÇUKLU DEVLETİ’NİN EN GÜÇLÜ DÖNEMİ

    Sultan Alaattin, âdil, ciddi ve otoriter bir hükümdardı. Devlet işlerini bizzat yakından takip eder, görevini ihmal edenlere müsamaha göstermezdi. Onun zamanı Selçukluların en güçlü dönemidir. Önce, Ermenilerle Doğu Latinler arasındaki çatışmadan faydalanarak Ermenilerin elindeki Kalonoros Kalesini aldı. Yeniden inşa edilen ve sağlam surlarla çevrilen şehre Sultan’ın ismine izafeten Alâiye (günümüzde Alanya) ismi verildi. Alaeddin Keykubad bu kentte bir tersane ve tophane kurdurdu ve kentin kalesini yeniden yaptırdı. Tüccarların karada Ermenilerin, denizde Avrupalı korsanların saldırılarına uğraması üzerine İçel’den Antalya’ya kadar bütün kıyı şeridini topraklarına kattı.

    Sultan Alaattin, doğuda Fırat’a kadar bile gitmeyen ülkesinin sınırlarını Aras boylarına ve Van gölüne kadar ulaştırdı. Sultan Alaeddin, Trabzon Rum İmparatorluğunun gücünü kırmak için Sinop’ta bir donanma inşa ettirdi. Bu arada Selçuklu tüccarlarının şikâyetleri üzerine Kastamonu emiri Hüsameddin Çoban’ı Karadeniz donanmasıyla Kırım Seferine memur etti. Emir Çoban önemli bir ticaret şehri olan Sudak’ı fethetti. Şehirde bir cami inşa ettirdi ve askerlerini yerleştirdiği bir garnizon kurdu. Ruslar Sudak’ın Selçuklu hâkimiyeti altına girmesini tanımak zorunda kaldılar.

    Yine onun devrinde Akdeniz ve Karadeniz’de donanma meydana getirildi. 

ÂLİMLERİ HİMAYE ETTİ

    Alaeddin Keykubad, büyük bir siyasetçi ve asker olduğu kadar da ilim adamıydı. Sultan Alaattin, âlimlere çok değer verir, onları himaye ederdi. Muhyittinİbnü’l-Arabî, Abdüllatîf el-Bağdâdî, Necmettîn-i Dâye, Kāniî-i Tûsî, SultânülulemâBahâettinVeled ve Ahî Evran gibi âlim, mutasavvıf, edip ve şairler onun zamanında Anadolu’ya gelmiş, ilgi ve itibar görmüştür.dönemin pek çok önemli siması onun saltanatının ve kişiliğinin özellikleri nedeniyle yaşamak için Anadolu’yu tercih etmişlerdi. Yine Bahaeddin Veled ve sultanın döneminde ve çevresinde yetişen oğlu Mevlânâ Celaleddin-i Rumi ve yine onun döneminde yetişen SadreddinKonevî Anadolu kültür hayatında büyük öneme kavuşmuşlardır.

    Gayet olumlu şartlarda devraldığı ülkeyi on yedi yıllık saltanatı boyunca her yönü ile daha da geliştirerek zirveye taşımayı başarmıştır. Başarısındaki en büyük etkenlerden birisi hiç şüphesiz ticarete verdiği büyük önemdir. Babasının Selçuklu hakimiyeti altına aldığı iki önemli liman şehri olan Antalya (1207) ve Sinop'tan (1214) hareketle ülkesinin sahil şeridini genişletmiş, donanma inşaatına ve ticarete kuzey-güney ekseninin de dâhil edilmesine büyük önem vermiştir. Özellikle Alâiye'nin (Alanya) mamur bir Selçuklu limanı haline getirilmesi (1221-1222) ve Kıbrıs Krallığı ve Venedik Cumhuriyeti ile yapılan anlaşmalarla Selçukluların ve onlara tabi tüccarların bölge ticaretindeki konumu son derece güçlenmiştir.

    Alâeddîn Keykubad’ın Müslüman tebasının yanı sıra gayrimüslim tebası ile ilişkileri de her zaman iyi olmuştu. GenceliGiragos’un naklettiğine göre, Sultan Yassıçimen Savaşı'ndan dönerken Kayseri’ye yaklaşınca Müslümanlar imamlarıyla, Hristiyanlar da papazlarıyla ve ellerinde haçları ve çalgıları ile Sultanı karşılamaya çıkmışlar, Müslümanlar, Hristiyanları geriye iterek, tebrik ve dostluk dileklerinde ön sırada olmalarına meydan vermek istememişler, Hristiyanlar da bunun üzerine bir tepeye çıkarak bir şekilde kendilerini göstermişlerdir. Hristiyan tebasının ayrı durduğunu fark eden Alâeddîn Keykubad ordugâhından kalkıp yanlarına gelmiş ve aralarına karışıp, çalgılarını çalmalarını ve yüksek sesle şarkılarını söylemelerini buyurmuştur. I. Alaeddin Keykubad'ı, Türkmenler "Uluğ Sultan" ve devrin kaynak yazarı İbn Bibi de, "Uluğ Keykubâd" ad ve unvanı ile anmışlardır.(Prof. Dr. Faruk Sümer, Keykubad I, TDV )

    Vefatı esnasında Selçuklular Ortadoğu’nun en kuvvetli ve en büyük devleti idi. Çukurova’daki Ermeni kralı, Trabzon Rum imparatoru, Halep Eyyûbî meliki ve Mardin Artuklu meliki Keykubad’ı metbû tanıyordu. Hatta İznik Rum Devleti’nin de onun tâbileri arasında yer aldığı söylenir. Para ve kitâbelerinde “es-sultânü’l-a‘zam” unvanı ile anılır. Abbâsî halifesi de gönderdiği yazılarda ona aynı unvanla hitap etmiştir. İbnü’l-İbrî, Keykubad’ın çok akıllı, siyasî zekâsı yüksek, ahlâklı ve namuslu bir hükümdar olduğunu kaydettikten sonra devletinin gücünü arttırdığını, şanını yücelttiğini, ülkesini genişlettiğini, birçok hükümdarın kendisine tâbi olduğunu, âlemin onun önünde eğildiğini ve bundan dolayı kendisine “dünyanın sultanı” denildiğini kaydeder.(Ebü’l-Ferec, Târih, II, 536-537)

    Alâeddin Keykubat Ertuğrul Gazi İle Görüştü mü?

    Ertuğrul Gazi, Sultan Alaaddin Keykubat görüşmüş, Selçuklu Devletine bağlılığını daima sürdürmüş. Selçuklu ve Harzemşahlar arasında gerçekleşen Yassıçemen Savaşı’nda Selçuklu Ordusu’na yardım etmiştir. Sultan, Ertuğrul Gaziye iltifat ederek hil’at gönderdi ve Ankara yakınındaki Karadağlar mıntıkasını ıkta olarak verdi (1230). Ertuğrul Bey, bir müddet burada kaldıktan sonra, oğlu Savcı Beyi Konya’ya gönderince, Bursa ile Kütahya arasındaki Domaniç Dağları yaylak, Söğüt ile Karacaşehir kışlak olmak üzere kendilerine verildi. Bunun üzerine Ertuğrul Gazî aşiretiyle beraber gelip, Söğüt ve Domaniç’e yerleşti.

    ALAATTİN KEYKUBAT VEFATI VE ESERLERİ

   I. Alaaddin Keykubad, Suriye'yi fethetme ve Amid seferi için hazırlıklara devam ederek Hârzemli, Ermeni, Rum, Gürcü, Frank, Rus, Kıpçak ve Kürtlerden oluşan ordusuna Kayseri'nin Meşhed ovasında bir resmigeçit yaptırdı. Büyük oğlu Gıyâseddin Keyhusrev’i eskisi gibi Erzincan meliki olarak bıraktı; küçük oğlu İzzeddin Kılıç Arslan'ı veliaht ilan ederek ve bütün devlet ileri gelenlerine bu veliahtlığı kabul için yemin ettirdi. Hicri,634-M.31 Mayıs 1237 tarihinde yani Ramazan Bayramı'nın üçüncü günü 45 yaşındayken Kayseri’de huzurunda bulunan yabancı elçiler için büyük bir ziyafet verdi ve bu ziyafette yediği kuş etinden zehirlenerek o gece öldü. Oğlu Gıyâseddin Keyhusrev tarafından zehirlendiği iddia edilmektedir. Sultan Mesud tarafından Alâeddîn tepesinde yaptırılmış olan ve “Kümbed-hâne” adı ile anılan anıt mezarda defnedilmiştir.

ALAADDİN KEYKUBAT'IN YAPTIRDIĞI ESERLER

    Saltanatı boyunca inşa ettirdiği ve çoğu günümüze kadar erişen eserler, idari ve askeri bakımdan hem şahsına hem de devletine kazandırdığı prestij nedeniyle en ünlü Selçuklu sultanı olarak biliniyor. Konya'daki Alâeddin Camii, Niğde'deki Niğde Kalesi, Antalya'daki Yivli Minare Camii ve Beyşehir Kubâd-Âbad Sarayları yaptırdığı en önemli eserlerdir.


Etiketler: Alaattin Keykubat Kimdir? Hayatı, Dönemi, Eserleri, Ölümü, Anadolu Selçuklu'nun En Güçlü Sultanı, Alaattin Keykubat hayatı, Alaattin Keykubat mücadelesi, Alaattin Keykubat vefatı, Alaattin Keykubat eserleri | Mekteb-i Derviş