Mekteb-i Derviş | İslam

    İMAM-I NEVEVİ RİYAZÜ'S SALİHİN YAZARI

    İMAM-I NEVEVİ KİMDİR? HAYATI, VEFATI, ESERLERİ, BAZI HADİSLERİ

    (D.H.631.M.1234.Neva-Suriye. V.H.676.M. 1277.Neva. Suriye)

    Şeyhülislam, Hafızu'l-Kur'an, İmam, Muhyiddin lâkabiyle tanınmış, Şafii âlimlerinin büyüklerinden Muhaddis, hafız, veli, Büyük Ehl-i Sünnet âlimi...

    DOĞDUĞU YER VE KÜNYESİ

    Adı Ebû Zekeriyyâ Yahyâ İbni Şeref İbni Mürî en-Nevevî’dir. Hicri 631 yılı Muharrem ayının ortalarında Miladi Ekim 1233 de Suriye’nin güneyindeki Havran bölgesinde bulunan Nevâ köyünde doğdu. Köyüne nisbetle en-Nevevî veya en-Nevâvî, o bölgeye nispetle el-Havrânî, dedelerinden Hizâm’a nisbetle de el-Hizâmî diye anıldı. Kendisinin Nevevî nisbesini kullandığı, yazılarında görülmektedir. Adı Yahya olanlar, baba oğul iki peygamberin hâtırasına hürmeten Ebû Zekeriyyâ diye künyelendikleri için, o da geleneğe uyarak, hiç evlenmediği halde, bu künyeyi aldı. 

    İmam Nevevi, Şafii âlimlerinin büyüklerinden, künyesi Ebû Zekeriyya’dır. İslâm dinine olan hizmetlerine bakarak kendisine, dini ihya eden kimse anlamında Muhyiddin lakabı verilmiştir. 

    Babası Şeref bin Mür'î bin Hasan bin Hüseyin bin Muhammed bin Cum'a ibn-i Hüzzamünnevevi’dir. İmam nevevi (rahmetullahi aleyh) ümmeti muhammedin göz bebeği gibi önemli âlimlerindendir. İmam nevevi hadis âlimidir. Fıkıh âlimidir. Zühd ve takva örneği bir âlimdir. 

    İmam Nevevi karmaşık bir döneme denk gelen 45 yıllık hayatında Moğol İstilalarına, bir taraftan Haçlı Seferlerine direndi. Sakin bir dönem içerisinde verilen eserler ile bu kadar çalkantı ortasında verilen eserlere göre ne kadar donanımlı olduğunu anlamak zor değildir. Özellikle islam hukuku alanında adaleti yönlendiren eserler vermesi onun hayata bakış açısını yansıtır. Fıkıh ve Hadis olarak iki bölüme ayrılan bu kitapların günümüzde hala okunuyor olması oldukça önemlidir.

    Babası Şeref İbni Mürî, mütevazı dükkânında çalışan, çevresinde dürüstlüğü ile tanınan zahit ve muttaki bir kimseydi.

    Bu fani dünyada sadece 45 yıl yaşamış, ama bu 45 yılı günümüzde nice âlimlerin elde edemediği ilim ile doldurulmuş. Zühd içerisinde takvayla yaşamış. Rabbim ona engin rahmetiyle muamelede bulunsun. Feyzi bereketinden bu dünyada faydalanmayı bizlere nasip etsin. 

    24 Receb 676’da (21 Aralık 1277) Nevâ’da doğduğu yerde vefat etti.

    EĞİTİMİ VE HOCALARI

    Babası anlatır: “Oğlum yedi yaşına basmıştı. Ramazân-ı şerîfin yirmiyedinci gecesi yatağında uyuyordu. Biz bu geceyi ihyâ etmek için Kur’ân-ı kerîm okuyorduk. Oğlum gece yarısına doğru uyandı ve “Babacığım! Evimizi dolduran bu nûr nedir?” diye sordu. Biz hiçbir şey göremiyorduk. O zaman anladım ki, bu gece Kadir gecesidir, oğlum ileride Allah’u Teâlânın sevdiği kullarından olacaktır.”

    Nevevî on yaşına basınca, babasının dükkânında çalışmaya başladı. Fakat o ticaretle uğraşmayı sevmiyor, arkadaşlarıyla oynamayı da arzu etmiyordu. Kur’ân’ı Kerim’i hıfzetmişti. 

    Evliyâullahdan mübarek bir zât olduğu rivayet edilen, daha sonraları da Nevevî'nin mânevî mürşidi olan Yâsîn İbni Yûsuf el-Merâkeşî (veya Zerkeşî) o sıralarda Nevâ'ya geldi. Çocukların “birlikte oynayalım” diye zorlamasına rağmen onlardan kurtulup Kur'ân okumaya çalışan Nevevî, bu büyük zâtın dikkatini çekti. Nevevî'nin hocasına giderek, bu çocuğun ileride önemli bir âlim ve büyük bir zâhid olacağını tahmin ettiğini, onunla özel surette meşgul olmasını istedi. Fakat Kur'ân muallimi ona, "sen müneccim misin?" diye çıkışarak tavsiyesini dikkate almadı. Ben de; “Hayır. Ancak Allahü teâlâ beni böyle konuşturuyor. Konuşana değil, konuşturana ve söylenilene bak” dedim. Bunu babasına da söyledim ki, iyi yetiştirsin.”

    Nevevî babasına yardım ederek ve fırsat buldukça çevresindeki âlimlerden temel İslâmî bilgileri öğrenerek on sekiz yaşına kadar memleketinde kaldı. 1251 yılında babası onu Dımaşk'a(Şam) getirerek Revâhiyye medresesine yerleştirdi. Önce tıp okudu, sonra tamamiyle din ilimleri üzerinde çalıştı. Orada Ebû İshak eş-Şîrâzî’nin Şâfiî fıkhına dair et-Tenbîh ve el-Müheẕẕeb adlı eserlerini ezberledi. İki yıl sonra babasıyla birlikte hacca gitti, dönüşte Medine’de bir süre kalarak oradaki âlimlerin derslerine katıldı. 

    Kütüb-i Sitte’den başka İmam Mâlik’in el-Muvaṭṭaʾ, İmam Şâfiî, Ahmed b. Hanbel, Osman b. Saîd ed-Dârimî, Ebû Avâne el-İsferâyînî ve Ebû Ya‘lâ el-Mevsılî’nin el-Müsned, Dârekutnî’nin es-Sünen, Ahmed b. Hüseyin el-Beyhakī’nin es-Sünenü’l-kübrâ, Begavî’nin Şerḥu’s-sünne, Humeydî’nin el-Cemʿ beyne’ṣ-Ṣaḥîḥayn ve Hatîb el-Bağdâdî’nin el-Câmiʿ li-aḫlâḳı’r-râvî ve âdâbi’s-sâmiʿ adlı eserlerini çeşitli hocalara okuyarak icâzet aldı.

    Medresede talebeye günde sadece bir ekmek veriliyordu. Nevevî bu mütevâzı şartlar altında, tanınmış âlimlerden okumaya ve ders almaya başladı. 

    Hadis ilmindeki hocaları kendisinden birçok hadis kitabını dinlediği Ziyâ b. Temmâm el-Hanefî, Ṣaḥîḥ-i Müslim’i okuduğu Ebû İshak İbrâhim b. Ömer el-Vâsıtî, on yıl boyunca daha çok Ṣaḥîḥ-i Buḫârî ve Ṣaḥîḥ-i Müslim hadislerinin şerhi konusunda faydalandığı İbrâhim b. Îsâ el-Murâdî el-Endelüsî ve Ebü’l-Ferec İbn Kudâme gibi muhaddislerdir. 

    Fıkıh ilmindeki hocaları arasında İshak b. Ahmed el-Mağribî, Dımaşk müftüsü Ebû Muhammed Abdurrahman b. Nûh b. Muhammed el-Makdisî, Ebü’l-Hasan Sellâr b. Hasan el-İrbîlî, fıkıh usulü okuduğu kadı Ebü’l-Feth Ömer b. Bündâr et-Tiflîsî ve gramer okuduğu âlimler içinde İbn Mâlik et-Tâî bulunmaktadır. İzzeddin Ömer Erbili’ye çok hizmet etti. Her gün hocalarından on iki ayrı ilim okurdu. Zamanla, usûl, nahiv, lügat ve benzeri ilimlerin inceliklerine vakıf oldu. Hâfız Zeyn Hâlid Nablüsi, Radi bin Bürkân, İbni Abdüddâim, Ebi Muhammed İsmâil bin Ebi Yüsr, Abdülaziz bin Muhammed el-Ensari, İmamüddin bin Abdülkerim el-Horasanî, Zeynuddin bin Halef bin Yusuf, Takyeddin bin Ebu'l-Yusuf, Cemaleddin bin Seyrafi, Şemseddin bin Ömer ve birçok âlimden hadis ilmini öğrendi. Lügat İlmindeki Hocası, Mısırlı Şeyh Ahmed Efendi Hazretleri’dir. Kısa zamanda, ilimde devrinin en büyük âlimlerinden oldu ve insanlığın saadeti için pek çok kitap yazdı. Şafii mezhebinin esaslarını kitaplarında bildirdi.

    Kendisinde ilme karşı öyle bir iştiyak vardı ki, bizzat söylediğine göre, iki yıl boyunca yere uzanıp yatmadı. Uykusu gelince kitablarına yaslanarak biraz uyuklardı. Onun ilme olan düşkünlüğü darb-ı mesel hâline geldi. Hocalarına gidip gelirken bile, okuduklarını tekrar ederdi. Yıllar sonra yazacağı eserlerde belirttiği gibi, ona göre ilimle uğraşmak, Allah rızasını kazanmak için tutulan en iyi yol ve en üstün ibadetti. İlim tahsili, nâfile oruç, namaz ve zikirden daha faziletliydi.

    Şöyle diyordu Nevevî:

    - "Bir kimsenin hocaları, onun dinde babalarıdır. Allah ile irtibatını sağlayan vâsıtalardır.” 

Hicret'in 651. senesinde babasıyla beraber Hacca giderek görevini tamamladıktan sonra tekrar Şam'a dön¬müş ve 665. senesinde Hadis Medresesi'nin başkanlığını yapmış, vefat edinceye kadar bu medresede ders okutmuştur.

    KENDİSİ DE BİRÇOK ALİM YETİŞTİRDİ

    TALEBELERİ

    Nevevî'ye pek çok âlim talebelik etmiştir. El-Hatip Sadr Süleyman el-Caferi, Şehabeddin Ahmed bin Ca'van, Şehabüddin el-Erdûbi, İbn-i Ebi'l-Fethe, Şemseddin bin Attar,İbn Ferah el-İşbîlî, Bedreddin İbn Cemâa, kadı Ziyâeddin Ali b. Selîm el-Ezraî, Yûsuf b. Abdurrahman el-Mizzî, kādılkudât Şemseddin İbnü’n-Nakīb Muhammed b. İbrâhim ve Ebü’l-Fidâ İbn Kesîr’in babası Ebû Hafs Şehâbeddin Ömer b. Kesîr gibi şahsiyetler vardır.

    Bunların en meşhuru İbnü'l-Attâr Alâeddin Ebü'l-Hasan Ali İbni İbrâhim ed-Dımaşkî'dir. Bu âlim, Nevevî'nin ömrünün son altı yılında ondan hiç ayrılmadığı, devamlı hizmetinde bulunduğu için, kendisine "Muhtasaru'n-Nevevî" lakabı verilmiştir. İbnü'l-Attâr, Nevevî'nin hayatını kaleme almış ve yazdığı tercüme-i hâli hocasına kontrol ve tashih ettirmiştir. 

    Zehebî'nin "hadis âlimlerinin efendisi" diye andığı Nevevî, bir hadis hâfızı, aynı zamanda hadis ilimlerinde tanınmış bir otoriteydi. Sahîh hadisleri olduğu kadar zayıf ve uydurma rivayetleri, râvilerin hâllerini bilirdi. Hadislerde geçen garîb kelimeleri anlamada ve hadislerden fıkhî hüküm elde etmede pek mâhirdi.

    Şâfiî fıkhında devrinin en büyük âlimi o oldu. Bu mezhebin esaslarını, usûl ve fürûunu, bir meseleye dâir sahâbe ve tâbiîn âlimlerinin neler söylediklerini, hangi noktada birleşip hangi noktada birbirinden ayrıldıklarını ezbere bilirdi. Bir gün İmâm Gazzâlî'nin el-Vasît'inden yapılan bir nakil hakkında kendisiyle münakaşa ettiler. Hâlbuki Nevevî münakaşa etmekten hiç hoşlanmadığı gibi, münakaşa edenleri de sevmezdi. 

    Şöyle dedi:- "Benimle el-Vasît hakkında münakaşa ediyorlar. Ben o eseri dört yüz defa okudum.”

    Mezhebte imâmı olan Şâfiî'nin, "Helâl ve haram bilgisinden sonra en değerli ilim tıb ilmidir" demesi sebebiyle, öğrencilik yıllarında bir ara tıb tahsil etmek istedi. Bu sebeble İbni Sînâ'nın “el-Kânûn” adlı eserini satın aldı. Fakat o günden itibaren pek bunalıp sıkılmaya başladı. Sonunda bu hâlin kendisine tıbla uğraşmaktan geldiğini anlayarak “el-Kânûn”u sattı ve odasında tıbla ilgili ne varsa elinden çıkarmak suretiyle rahatladı.

    Nevevî muhtelif medreselerde hocalık yaptı. 1267 yılında Ebû Şâme el-Makdisî'nin vefatıyla boşalan Suriye'nin en mühim eğitim müessesesi olan Eşrefiyye Dârülhadisi şeyhliğine getirildi. Vefâtına kadar on bir sene müddetle bu görevi devam ettirdi.

    HEM HADİS HAFIZI HEM DE HADİS İLİMLERİNDE OTORİTEYDİ

    Zehebî’nin “hadis âlimlerinin efendisi” dediği Nevevî hem hadis hâfızı idi hem de hadis ilimlerinde otorite sayılıyordu. Sahih hadisleri zayıf ve uydurma rivayetlerden kolayca ayırır, râvilerin durumlarını, hadislerde geçen garîb kelimeleri çok iyi bilirdi; hadislerden fıkhî hüküm çıkarmada mahirdi. Şâfiî fıkhında devrinin en büyük âlimi kabul edilmekteydi.

    Bu mezhebin esaslarını, bir meseleye dair sahâbe ve tâbiîn âlimlerinin neler söylediklerini, hangi noktada birleşip hangi noktada ayrıldıklarını ezbere biliyordu. Tartışmadan hoşlanmazdı; fakat hocalarının Şâfiî mezhebine veya sünnetin açık hükmüne aykırı bulduğu görüşlerini eleştirmekten çekinmezdi. 

    İLİM VE GÖREV SORUMLULUĞU TAŞIRDI

    Nevevî evliliğin kendisini meşgul edeceği düşüncesiyle hiç evlenmemiştir. Esasen dünya zevklerine ve rahat yaşamaya önem vermezdi. En büyük ibadetin samimi bir niyetle helâlleri ve haramları öğrenmek olduğunu söyleyerek kimseden para almaz, görev yaptığı medreselerden kendisine verilen aylıkla kitap alır, daha sonra bunları o medreseye bağışlardı. Haksızlığa boyun eğmez, doğru bildiğini söylemekten, yöneticileri uyarmaktan çekinmezdi.

    Memlük Sultanı I. Baybars’a çeşitli mektuplar yazmış, bu mektupların bir kısmını âlimlere de imzalatarak ortak bir dilekçe halinde sunmuş, ondan kıtlık yüzünden sıkıntı çeken Dımaşk halkına kolaylık göstermesini, ağır vergilerle onları zor durumda bırakmamasını istemiştir. Moğollar Suriye’ye saldırdığında memleketi savunmak için halkın bir kısım emlâkini elinden almak isteyen ve bu sebeple âlimlerden fetva talep eden halifeye karşı çıkmış, Baybars’a karşı gösterdiği bu tavrından sonra şöhreti yayılmış ve eserlerine büyük rağbet gösterilmiştir.

    Zehebî, Nevevî’nin iyiliği tavsiye edip kötülükten sakındırma konusunda benzeri bulunmadığını, azla yetinip basitçe giyinen vakur ve heybetli bir kişi olduğunu söylemekte, talebelerinden İbn Ferah el-İşbîlî de onun ilim ve görev sorumluluğu taşıyan bir âlim olduğunu belirtmektedir. Harîrîzâde kendisine Şâzeliyye tarikatının Neveviyye adlı bir kolunu nisbet eder (Tibyân, III, vr. 217a-221a).

    FAZİLETİ

    Nevevî, Rabbânî bir âlimdi. Dünya hayatında zâhid, vera’ sahibi, vakur ve heybetli bir kişi idi. Allah’a itaat dışında adeta bir an dahi geçirmezdi. İyiliği emreder, kötülükten nehyederdi. Yöneticilere öğüt verir, Allah yolunda kınayanın kınamasından korkmazdı. Bu alanda, Zahir Baybars’a ya¬zıp ona nasihatte bulunup emirler verdiği, öğütler tevcih ettiği risaleleri var¬dır.

    Nevevî orta boylu, kara yağız bir kimseydi. Bir kaç teli ağarmış sık ve siyah sakalı heybetli görünüşüne ayrı bir ağırlık verirdi. Ciddi yüzünde tebessüm az görülürdü. Kılığı kıyafeti devrinin âlimlerinin özel giyim kuşamına hiç benzemezdi. Sırtındaki kaba dokunmuş pamuk elbise ve başındaki küçük sarığıyla onu gören, Dımaşk’ı gezmeye gelmiş Nevâlı bir köylü zannederdi.

    Ömrünü ilme nikâhlayan Nevevî hiç evlenmedi. Belki evliliğin kendisini meşgul edeceği, belki de kendisine muhtelif sorumluluklar yükleyeceği kanaatiyle evlenmeyi hiç düşünmedi.

    Ahirete duyduğu özlem sebebiyle dünya zevklerine, yiyip içmeye, giyinip kuşanmaya, kısaca söylemek gerekirse rahat yaşamaya değer vermezdi. Günde bir defa geceleyin, sadece bir çeşit yemek yerdi. Sofrasında iki çeşit yiyecek nadiren bulunurdu. Eti, köyüne gideceği zamanlar yerdi. Sadece seher vakti su içerdi. Karla soğutulmuş suyu içmez; rutubeti uyku getirir diye salatalık bile yemezdi. Kebap ve tatlıya zalimlerin yiyeceği diye iltifat etmezdi. Talebeliğinden itibaren kazandığı az uyuma alışkanlığını, fâni ömrü, yeterince değerlendirebilmek için hayatı boyunca uyguladı.

    Onun hayatını yazanların hemen hepsinin belirttiğine göre, Dımaşk’ta yetişen meyveleri yemezdi. Bunun sebebini soran talebesi İbnü’l-Attâr’a, Dımaşk’ta pek çok vakıf arazi bulunduğunu, bunların titizlikle idare edilmediğini, ortaklığın meşru bir şekilde yapılmadığını, dolayısıyla bu meyvelere haram karıştığını söyledi. Babasının getirdiği yiyeceklerle geçimini sağlar, sadece onun getirdiği incirleri yerdi. Bütün bu hâller onun iradesinin ne kadar güçlü olduğunu göstermektedir.

    En büyük ibadetin samimi bir niyetle helâl ve haramları öğrenmek olduğunu söyleyen Nevevî, hayatı boyunca kimseden bir kuruş almadı. Görev yaptığı medreselerden kendisine verilen aylıkla kitap alır, sonra da bunları o medreseye vakfederdi. Eşrefiyye dârülhadisinden hiç maaş almadı. Onun bu hâli, hak mefhumuna ne büyük önem verdiğini göstermektedir. Nevevî’yi yakından tanıyan bazı âlimler onun bir sahibi gibi, bazıları ise bir tâbiî gibi yaşadığını söylemişlerdir.

    İlimle bu kadar çok meşgul olmasına rağmen ibadete, Kur’an okumaya ve Allah’u Teâlâ’yı zikretmeye geniş zaman ayırırdı. Bir gece sabaha doğru Dımaşk Câmii’nde bir direğe yönelmiş karanlıkta namaz kılıyordu. Allah’u Teâlâ’nın, zalimler ile onların arkadaşı olan günahkârları cehenneme götürmeleri için meleklere verdiği “Onları tutuklayın; çünkü onlar sorguya çekileceklerdir.” [Sâffât sûresi, 24] emrini, hesaba çekilen kendisiymiş gibi derin bir hüzün ve huşû içinde dakikalarca tekrarlayıp durmuştu.

    Yöneticileri Uyarması

    Nevevî, emir bi’l-ma`rûf nehiy ani’l-münker görevini yerine getirme konusunda benzeri pek az bulunan bir insandı. Haksızlığa boyun eğmez, doğru bildiğini söylemekten, yöneticileri sözlü veya yazılı olarak uyarmaktan çekinmezdi.

    Baybars diye bilinen, Mısır ve Suriye’de Memlûk Devleti’ni kurarak on yedi yıl saltanat süren el-Melikü’z-Zâhir Rüknüddin el-Bundukdârî’ye Nevevî’nin muhtelif mektuplar yazdığı, hatta bu mektupların bir kısmını ileri gelen âlimlere de imzalatarak müşterek bir dilekçe halinde sunduğu ve kıtlık sebebiyle maddî sıkıntı içinde bulunan Dımaşk halkına kolaylık göstermesini, ağır vergilerle onları zor durumda bırakmamasını istediği bilinmektedir. 

    Dileği yerine getirilmediği veya isteklerinin aksi yapıldığı zaman bu mektupların sertlik dozunun daha da arttığı, hiçbir tehdidin ve hatta ölümün kendisini yıldırmayacağını sultana hatırlattığı görülmektedir. Fakat bu mektuplarında sultana karşı hiçbir zaman saygısızlık göstermemiştir. Onun dindar bir kimse olduğunu bildiği için, âyet ve hadislerden pek çok örnekler vererek kendisini iknâ etmeye çalışmıştır.

    Nevevî’nin asıl hedefi sultanın halka iyi davranmasını temin etmek olduğu için yumuşak ve yapıcı bir üslûp kullanmayı tercih etti. Bu mektuplarında Allah’u Teâlâ’nın sultana kısa zamanda büyük zaferler, geniş topraklar nasip ettiğini, din düşmanlarını bozguna uğrattığını söyledikten sonra, Cenâb-ı Hakk’ın kendisini dinine hizmet etmesi, Müslümanların haklarını gözetmesi, halka şefkat göstermesi, onların zayıflarına sahip çıkması ve tebaasını her türlü zarardan koruması için bu makama getirdiğini, bunları yapmayıp halkın hakkını çiğnediği takdirde Allah’ın huzurunda zor durumda kalacağını hatırlattı. Halkın toprağını elinden almanın dinen câiz olmadığını, bu uygulamayla yetim, dul, yoksul bir çok zavallıya büyük zararlar vereceğini, o güne kadar dinin emirlerinden ayrılmayan sultanın, kendi halkının malını zorla ellerinden almasının doğru olmayacağını belirtti.

    Nevevî’nin sultanı bu tarzda uyarması bazı kimseleri telaşa düşürdü. Ona, bu tavrını bırakmadığı takdirde hizmetlerinin engellenebileceğini söylediler. Sultana karşı direnmekten vazgeçmesini istediler. Hiçbir mevkide gözü olmayan Nevevî, bu kimselere de zehir zemberek denen cinsten mektuplar yazarak uyardı, onları dinin buyruklarına uygun yaşamaya dâvet etti.

    Haçlılara karşı verdiği savaşlarla ünlü melik Baybars, aslında samimi bir Müslümandı. Bu Kıpçak asıllı Türk sultanı, Moğolların Suriye’ye saldırdığı sıralarda halkın münbit topraklarını, bahçelerini hazineye katmak istemiş, bunun için de Suriyeli âlimlerin fetvasına başvurmuştu. Bazı âlimler korktukları için, bazıları dünyalık elde etmek için sultanın istediği fetvâyı vermişti. Baybars Nevevî’den de fetva istemiş, fakat bu uygulamanın haksızlık olduğuna inanan Nevevî fetvâ vermeye yanaşmamıştı.

    Anlatıldığına göre Sultan’ın bu konudaki ısrarları üzerine Nevevî ona şunları söylemişti:

    ” İyi biliyorum ki, sen bir zamanlar Emîr Bunduktâr’ın kölesiydin. Hiçbir şeyin yokken Allah lutfedip seni melik yaptı. Duyduğuma göre sarayında, eyerlerinin kayışları altından mâmul bin kölen, çeşit çeşit zinet eşyalarına sahip iki yüz câriyen varmış. Bütün bunları onlardan alıp savaş hazırlığı için kullandığın hâlde devlet hazinesi yetersiz kalırsa, halkın malına el koyman için o zaman sana fetvâ veririm. Daha sonra Suriye’lilere yüklenen savaş vergilerinin ağırlığından söz ederek bu vergilerin kaldırılmasını, müderrislerin maaşlarının azaltılmamasını istedi.

    Nevevî’nin bu pervâsız sözlerine ve istediği fetvâyı vermemesine çok kızan melik:”Şehrimden çık git! Dedi.” 

    Nevevî:    ”Baş üstüne! Diyerek Dımaşk’ı terk etti ve Nevâ’ya gitti.”Kendi köyüne gider ve oraya yerleşir. Daha sonra bazı âlimler onu Şam’a getirmek için araya girmesine rağmen o, geri dönmez. Ta ki, Zahir Baybars ölünce tekrar Şam’a döner.

    Nevevî huzurundan çıkınca sultan Baybars onun vazifesine son verilmesini ve maaşının kesilmesini emretti. Adamları ona Nevevî’nin bir vazifesi bulunmadığını, dolayısıyla maaş da almadığını, söylediler. 

    Bunun üzerine Baybars:c”Öyleyse ne ile geçiniyor?” Diye sordu.

    Babasının gönderdikleriyle,” dediler.

    Söylendiğine göre melike Nevevî’yi niçin öldürtmediğini sorduklarında: Bunu istemedim değil. Fakat onu öldürtmeyi her arzu ettiğimde, ikimizin arasında ağzını kocaman açmış bir aslan buna engel oldu. Öldürülmesini emretseydim beni parçalayacaktı, dedi. 

    Nevevî ile birkaç defa görüşen el-Melikü’z-zâhir, ondan çekindiğini yakınlarına itiraf etmiştir. (Nevevî 665 (1266-67) yılında, 34 yaşında Eşrefiyye dârülhadisi şeyhi olduğuna göre, bu hâdisenin daha önce meydana geldiği anlaşılmaktadır.)

    Nevevî’nin melik Baybars’a karşı gösterdiği bu yiğit tavrından sonra ünü yayıldı. Eserlerine büyük rağbet gösterildi.

    Evet, imam neveviden bahsediyoruz o zamanlar henüz 38 yaşında Baybars gibi bir sultanı takvası sebebiyle, zahidliği sebebiyle, adaletiyle ve cesur sözleriyle aciz bırakıp dize getirmiş. 

    İmam neveviyi bilmek, Allah’u Teâlâ bu fani âlemde kimin elinden tutuyor bilmek demektir. İmam neveviyi tanımak, Allah’u Teâlâ kime destek veriyor, bu iş çok okumakla diplomayla olur mu bunu anlamak demektir. Modern resmi kurumlarda okumak, ünvan sahibi olmak mı önemli yoksa Allah’ın senin elinden tutup hadi kulum demesi mi önemli. Allah’u Teâlâ’nın bir kulun elinden tutması için o kulun ihlasla (samimi olarak) ilme yönelip Allah rızasını kazanmak için her şeyden vaz geçerek feda etmek olduğunu ve daha nice fazileti imam nevevide görüyoruz.

    İMAM-I NEVEVİ'NİN VEFATI

    İmam-ı Nevevi hazretleri ömrünün sonlarına doğru, üzerindeki emanetleri sahiplerine verip, borçlarını ödedi. 

    Talebesi İbnü'l-Attâr'ın söylediğine göre, vefatından iki ay kadar önce ziyaretine gelen bir fakir, köylülerden birinin hediye ettiği ibriği Nevevî'ye teslim etti. Hayatı boyunca hiç kimseden bir şey kabul etmeyen Nevevî, ibriğin bir sefer âleti olduğunu söyleyerek aldı. Vefât edeceğini sezmiş olmalı ki, kendisine sefer izni çıktığını söyleyerek hocalarının kabirlerini, şehirdeki tanıdıklarını ziyaret etti ve kitablarını medreseye vakfetti. Daha sonra Kudüs'e gitti. Mescid-i Aksa'yla Hazreti ibrahim'in (a.sj kabrini ziyaret etti. Bu ziyaretini tamamladıktan sonra asıl köyü olan Neva'ya geri dönerek, Birkaç gün sonra babasının evinde hastalanarak 24 Receb 676’,Miladi,21 Aralık 1277’de Nevâ’da doğduğu yerde vefat etti. Seher vakti Mevlâ'sına kavuştu. Türbesi ziyaret edilmekte, âşıkları mübarek ruhundan feyz almaktadır.

    45 yaşında vefat eden Nevevî, “Riyazü’s Salihîn” isimli hadis şaheseri başta olmak üzere, 50’ye yakın eser kaleme aldı. Rivayetlere göre, tamamlayamadığı bazı eserlerini ise ölümünden hemen önce yıkatmış, kâğıtların israf olmasını istemediği için bunu yapmıştır.

    Cenab-ı Allah'ın rahmeti onun üzerine olsun. Şefaatinden hissedar olan ve emanetlertine sahip çıkanlardan eylesin.(Amin)

    İMAM-I NEVEVİ'NİN BAZI SÖZLERİ

    Buyurdu ki:

    “İnsanlar Allah’u Teâlâya kulluk, ibadet etmek için yaratılmıştır. İnsanlar saadete kavuşmak için yaratılış gayelerine dikkat etmeli ve dünyaya düşkün olmaktan kaçınmalıdır. Dünya nimetleri geçicidir. Dünya ebedi kalınacak bir yer değildir. Ahirette saadete kavuşmak için bir binek gibidir. Sevinç yeri değil, ayrılık yeridir. Akıllı kimseler bu fani dünyaya düşkün olmayıp kulluk vazifesini hakkıyla yapanlardır.

    Gecenin on iki kısmından bir kısmını (bir saat kadar) ihya etmek, bütün geceyi ihya etmek olur. Yaz ve kış geceleri için hep böyledir.”

    İlmî Mevkii

    Nevevî’nin, çağdaşı olan âlimlerin de kabul ettiği büyük bir ilmi mevkii vardır. Bıraktığı eserlerden hareketle, O’ndan sonra gelen ilim adamları da O’nun bu mevkiini kabul etmişlerdir.

    Şeyh Kutbuddîn el-Yûnînî der ki: “İlim, vera’, ibadet, azla yetinmek ve hayatın sıkıntılarına katlanmak hususunda zamanında biricik idi.[1][10] Şeyh b. Farah der ki: “Şeyh Muhyiddin üç mertebeyi elde etmişti. Bu mertebele¬rin her birisi şayet bir kişide bulunsaydı, hiç şüphesiz bundan dolayı o kişi¬den feyz almak için yolculuk yapılabilirdi: İlim, zühd ve iyiliği emredip münkerden alıkoymak.

    İmam nevevi, sahabe ve tabiinden olmadığı halde sahabe gibi, tabiin gibi bir hayat yaşamış abid bir şahsiyettir. Ayağına kadar gelmiş nice dünya nimetlerine tekme atan, dünyaya tenezzül etmeyen, İslam ümmetinin yedi asırdan beri tüm mezhepler tarafından, bütün fikir ekolleri tarafından benimsenen, hiç kimsenin aşırılığını hatalarını konuşmadığı abit bir insan. 

    İmam nevevinin kısacık Dünya hayatında ilim deryasına ulaşmasındaki sebeplerden bir tanesi de uykuya olan direnci, ince feraseti ve şüpheli şeylerden kaçınmasıdır. İmam neveviye göre insanlar gece yataklarına çekilince Allah’a ile baş başa kalma zamanıdır. Dolayısıyla gece haddinden fazla uyumamak gerekir. Geceyi Allah’a adayarak taat ile tefekkür ile dua ile ilim tahsil etmek ile sadaka vermek ile ihya etmek lazımdır. İmam nevevi geceleri gerçekten de çok az uyurdu. Talebeleri şahid olup aktarmışlardır, o gece olduğu zaman kitap okur ya da yazardı geceyi hep böyle geçirirdi arada bir uykusu ağır gelip kitapların üstünde daldığı zaman fazla geçmeden geri uyanır ve şöyle derdi Inna lillah ve Inna ileyhi raciun, ömür bitti ey nefsim ömür bitti diye eyvahlanırdı. Ve imam nevevinin geceleri hep böyle geçerdi. Bu arada bu haberleri onun talebesi olan Şafii mezhebinden önemli bir âlim olan ibni attar kitaplarında hocasından bahsederken aktarmıştır. Yani menkıbeler gibi ardı astarı olamayan uydurma şeyler zannedilmesin.

    İmam nevevinin midesi de temiz bir mideydi çünkü o midesini değil haram şeylerden, şüpheli şeylerden dahi koruyordu. Daha 18 yaşındayken ilim öğrenmeye gittiği ve ömrünün geri kalanını geçirdiği Şam diyarında yediği şeyler sadece babasının gönderdiği sınırlı şeyler olmuş. O dönemde Şam diyarında birçok yerde vakıf arazileri ve bahçelerinde meyve sebze yetiştiriciliği yapılıyormuş bu sebeple kul hakkı yetim hakkı olabilir korkusuyla Şam diyarında yetişen üretilen gıdalardan uzak durup memleketinden gelen sınırlı erzak ile idare etmiştir. Sınırlı olan bu erzakı ay sonuna kadar yetirebilmek için maalesef günde bir öğün yemek durumunda kalmıştır. Evet, gerçek manada tertemiz haramlardan korunmuş bir mide! Devletin maşını reddetmiş, hocalık yaptığı için hiçbir talebesinden ücret talep etmemiş, Şam diyarının yiyeceklerinden uzak durmuş ve sadece babası 200 km uzaklıktan ne göndermişse onunla yetinmiş. O çok iyi biliyordu ki rızkı temiz olanın kalbine Allah Teâlâ nur indirir! Ferasetini güçlendirir! İlmini artırır! 

    İmam nevevi 27 yıllık ilim hayatında 6 yıl talebelik yapmış 21 yıl ise hocalık yapmış. Bu zaman içeresinde 56 ayrı bilim dalında kitap yazmıştır. Kitapların birçoğunu ise ciltler düzeyinde yazmıştır. 

    Bizler ne yazık ki değil kitap yazmak, okumaktan aciziz. Onunla aramızdaki fark hem takva olarak hem zühd olarak hem taat olarak hem ilim olarak aramızda dünyalar kadar.

    Rabbimiz böyle şahıslarla imanın lezzetini tattırdığı gibi bizi de bu yola ihlas ile baş koyan, hayatını bu uğurda feda eden salih kullarından eylesin AMİN

    İMAM NEVEVİ’NİN BAZI ÖZELLİKLERİ

    İmam Nevevi, yaşadığı hayatla kendisinden sonra gelecek olan Müslüman nesillere örnek olmuştur. İşte onun bazı özellikleri;

    Hadislerden fıkhi hüküm çıkarmada mahirdi. Tartışmadan hoşlanmaz; ancak Sünnet’e aykırı bulduğu görüşleri de eleştirmekten asla çekinmezdi.

    Geçinmede kanaatkârdı. Nefsi ve dünyevi arzu ve isteklerden geçmişti.

    Allahû Teâlâ’dan çok korkardı. Doğru konuşur ve yerinde söylerdi. Gecelerini ibadet ve taatle geçirirdi. İlim tahsilinde gayretli olup, salih ameller yapmakta çok sabırlıydı.

    Şam halkının yediği şeylerden yemez, memleketinden, anne ve babasının yanından getirdiği, tam helal olduğunu bildiği şeyleri yerdi. Sofrasında iki çeşit yiyecek nadiren bulunurdu. Eti köyüne gideceği zamanlar yerdi.

    Devlet yöneticilerine emr-i bil maruf ve nehy-i anil münker’de bulunurdu. Allahû Teâlâ’nın emirlerini bildirir, yasaklarından sakınılması gerektiğini anlatırdı.

    Heybetli ve vakarlı bir duruşu vardı. Giyim ve kuşam, yeme ve içmede son derece mütevazı ve kanaatkârdı.

    Gençliğinden itibaren kazandığı az uyuma alışkanlığını hayatı boyunca uyguladı. Vefat etmeden önce yanında bulunan emanetleri sahiplerine verdi.

    İLME VE ÂLİMLERE ÇOK ÖNEM VERİRDİ

    Küçüklüğünden ömrünün sonuna dek ilimle iç içe olmuştur. Bu konuda şunları söylerdi; İlimle uğraşmak, Allah rızasını kazanmak için tutulan en iyi yol ve en üstün ibadettir. İlim tahsili nâfile oruç, namaz ve zikirden daha faziletlidir. Bir kimsenin hocaları onun dinde babalarıdır. Allah ile irtibatını sağlayan vâsıtalardır.

    ÂLİMLER ONUN HAKKINDA NELER SÖYLEDİLER?

    Birçok âlim ona hayranlık duymuş ve onu övmüşlerdir. Onun hakkında bazı âlimler şunları söylemişler: Şeyh Kutbuddîn el-Yûnînî, “İlim, vera, ibadet, azla yetinmek ve hayatın sıkıntılarına katlanma hususunda zamanında tek idi.” Şeyh b. Ferah, “İmam Nevevi üç mertebeyi elde etmişti. Birincisi İlim, ikincisi zühd ve üçüncüsü ise iyiliği emredip kötülükten alıkoymak.” Zehebi ise, “Hadis âlimlerinin efendisidir. Sahih hadisleri, zayıf ve uydurma rivayetlerden kolayca ayırırdı. İyiliği emir kötülüğü nehy etme hususunda benzeri yoktur, azla yetinip sade giyinen vakur ve heybetli bir kişi idi.”

    HAKKINDA SÖYLENENLER

    Hakkında pek çok alim övgüyle bahsetmişlerdir. Onlardan Şeyh Kutbuddîn el-Yûnînî rahmetullahi aleyh, “İlim, vera’, ibadet, azla yetinmek ve hayatın sıkıntılarına katlanma hususunda zamanında tek idi” der.

    İmam Zehebî rahmetullahi aleyh ise onun hakkında, “Hadîs âlimlerinin efendisidir. Sahih hadîsleri, zayıf ve uydurma rivayetlerden kolayca ayırırdı… İyiliği emir kötülüğü nehy etme hususunda benzeri yoktur, azla yetinip sade giyinen vakûr ve heybetli bir kişi idi.” der.

    İmam Nevevî Hazretleri’nin, Kütüb-i Sitte’de geçen hadîslerden topladığı Riyâzüs-Salihîn isimli eseri meşhurdur. Sahih-i Müslim’i şerh etmiştir. İbni Kesir, Nevevî’nin bu kitabı hakkında

    “Benzeri bir kitap telif olunmamıştır” diye bahsetmektedir.

    İmam Nevevi (rahmetullahi aleyh) bir âlim değil sadece. imam nevevi evine çekilip hayatını zikir ile tesbih ile geçirmiş bir abit de değil sadece. İmam nevevi babasından kalan mala tenezzül etmeyen fakir hayatı yaşayan bir Zahid de değil sadece. İmam nevevi yazdığı yazılardan dolayı hapse giren sonra da bu yazdığım yazılardan dolayı özür diliyorum demeyerek sözünün arkasında durup mücadele eden cesur biride değil sadece. Bu saydığımız şeylerin tamamını kendisinde toparlamış Allah dostu bir ilim ehlinden söz ediyoruz. 

    Âlim, abit, zahid, cesur bir insan. Yirmi yıl okumuş yirmi yılda çalışmış, faaliyet göstermiş biri değil, bütün hayatı 45 yıl 3 aydır bu kadar yaşamış bu dünyada. 18 yaşına kadar köyünde sıradan bir genç olarak yaşamış. 18 yaşında ilim öğrenmeye karar vermiş, 45 yaşında vefat etmiş dolayısıyla ilim ile sadece 27 yıl meşgul olabilmiş. 

    Şöyle bir gerçeği gözden kaçırmamak gerekir imam nevevinin kısacık ilim hayatında ilim ehli olup ve sonrasında yazdığı riyazü’s salihin’in İslam dünyasında Kur’an’ı Kerim’den sonra en çok basılıp alınan ve de okunan bir kitaptır. Riyazü’s salihinden daha değerli kitaplar var İslam kütüphanelerinde mevcuttur, sahihi Buhari olsun Yahut sahihi müslim olsun bu kitaplar daha üstün ve riyazü’s salihin’in aslıdır zaten fakat en derin alimlerden tutun en alt tabakadaki avam halka kadar, tüm çevrelerin hadis kitabı olarak evine soktuğu ve Müslümanlığını geliştirmek için ilk okuduğu kitap riyazü’s salihindir. Dini yeni öğrenmeye çalışan ahlakını düzeltmeye girişen biri hadis arayışına girdiği zaman ona ilk olarak imam nevevinin kırk hadisi tavsiye edilir. 

    İmam neveviniyi sadece Şafii alimleri övmemiştir onun hakkında Hanifi alimleri ve diğer ekollerden alimlerde övgüler, mersiyeler yazmışlardır. Bu neyi gösteriyor bizlere; imam nevevi kendinden önceki altı yüz yıllık İslam hayatının ideal bir örneğidir. Kendinden sonra da bu düzeyde, bu kalitede bir âlim görülmemiş. Geldiyse de üzerinde nevevi kadar yedi Asra yakın bir zaman geçip bu zamanın her asrında hayırla iyilikle anılıp, ilmi derinliği herkes tarafından onaylanan birisi olmamıştır. 

    İmam nevevi, yaşadığı zamanda haşmetli ve acımasız olan, herkesin korktuğu sultana bile karşı gelmiştir. O sultan öyle bir sultandı ki kendinden önceki sultanı boğarak öldürüp başa geçmiş, eli kılıçlı, öldürmekten zevk alan, ölmekten korkmayan, savaştan başka bir şey düşünmeyen ve bu yüzden Moğolları durdurup onlara büyük kayıplar verdiren, haçlıların üzerine büyük bir hırsla gidip onları dize getiren meşhur cengaver olan Baybars'dır. O dönemde Baybarsdan herkes korkar alimler bile onun emirlerlerini ikiletmeden yerine getirirlerdi. 

    Ashâb-ı kirâmı andıran bu örnek şahsiyeti tanıtırken Zehebî, zühd ü takvâ bakımından eşsiz, iyiliği tavsiye edip kötülükten sakındırma hususunda benzersiz bir kimse dedikten sonra, onun azla yetindiğini, basitçe giyindiğini, yemeye içmeye değer vermediğini, bununla beraber vakur ve heybetli olduğunu, kısaca onun Allah’dan, Allah’ın da ondan memnun kaldığını, bu sebeple kendisini cennetinde ağırlayacağını söylemektedir.

    Nevevî’nin talebelerinden fakih ve muhaddis İbni Ferah el-İşbîlî (ö. 699/1300), onun üç önemli özelliği bulunduğunu söyledikten sonra, bir kimsede bu özelliklerden sadece biri bulunsa, insanlar ondan faydalanmak üzere, ona dünyanın dört bucağından kalkıp gelirler, diyerek bu üç özelliği şöyle sayar:

    * İlim ve görev sorumluluğu,

    * Dünyaya ve dünya menfaatlerine değer vermemek,

    * İyiliği tavsiye edip kötülükten sakındırmak.

    Tâceddin es-Sübkî’nin naklettiğine göre babası Takiyyüddin es-Sübkî (ö. 756/1355), Nevevî’ye derin hayranlık duyardı. Eşrefiyye dârülhadisine Nevevî’den sonra büyük muhaddis Mizzî (ö. 742/1341), onun vefâtı üzerine de Takiyyüddin es-Sübkî şeyh olmuştu. Fıkıh ve hadis sahalarında değerli eserler vermiş ve Şam kadılığı yapmış olan bu âlim, Nevevî’nin Eşrefiyye dârülhadîsinde ders verdiği yerde geceleri ibadet ederken yanağını yere koyar ve “Nevevî’nin ayak bastığı yere belki yüzüm temas eder” diye duygulanırdı.

    Yine Tâceddin es-Sübkî’nin anlattığına göre, babası birgün binitiyle giderken yolda halktan cahil, yaşlı bir adama rastladı. Bu ihtiyar, bir zamanlar Nevevî’yi gördüğünü söyleyince, Takiyyüddin es-Sübkî binitinden inerek adamın elini öptü, duasını istedi. Sonra da “Nevevî’yi gören biri benim önümde yürürken ben hayvana binemem” diyerek onu terkisine aldı. Takiyyüddin es-Sübkî, Nevevî’nin evliyâullahdan olduğunu söylerdi.

    Nevevî ile iftihar eden ve onun şefaatını uman yakınları bürgün kendisine:

    - Kıyamet günü Arasât meydanında bizi unutma, demişlerdi. Nevevî de:

    - Şayet o gün ayağım yer tutarsa, bütün tanıdıklarım benden önce girmeden vallahi cennete girmem, diyerek onların gönlünü almıştı.

    Aynı zamanda evliyâ-i Kirâmın büyüklerindendir. Çok kerâmetleri görülmüştür.

    Şam vâlisi, Câmi-i Emevî Kütüphânesi’ndeki kitapları, İran’a nakletmek istediği zaman, ona mâni oldu. Vâli, onu ikna etmek istedi. Vâlinin evinde halı olarak kullanılan kaplan ve yırtıcı hayvan derileri vardı. Nevevî onlara işâret etti. Allahın kudreti ile dirilip, vâliye dişlerini gösterdiler. Vâli ve yanındakiler oradan kaçtılar. Sonra vâli, İmâm-ı Nevevî hazretlerinden özür diledi ve elini öptü.

    Ba’zı keşf sahipleri, İmâm-ı Nevevî için, “Kutb olmayınca, ölmedi” demişlerdir. Gâibden ses işitmek, kilitli kapıyı açmak ve benzeri çok kerâmetleri görülmüştür. Bir defasında duvar yarılmış, çok güzel bir şahıs içeri girmiş, dünyâ ve âhıret işleri, evliyâ ile birlikte bulunması hakkında ona çok şeyler söylemiştir.

    Birgün İbn-i Nakîb, Nevevî’ye geldi. İmâm-ı Nevevî; “Ey Kâdı’l-kudât, otur” dedi. Biraz sonra İbn-i Nakîb’i Kâdı’l-kudât ta’yin ettiler.

    Barizî, Nevevî’yi rü’yâda görüp; “Dâimî oruç için ne dersiniz?” diye sordu, İmâm-ı Nevevî; “Âlimlerin bunda oniki kavli vardır” buyurdu. Uyanınca, bir sene bu mes’eleyi inceledi. Nevevî’nin dediği gibi buldu.

    Ebü’l-Hasen Şam’da Nekris hastalığından yatıyordu. Nevevî ziyâretine gitti. Yanına oturup, sabırdan konuşmağa başladı. Konuştukça hastanın ağrıları azar azar geçti. Yanından kalkınca hiçbir şeyi kalmadı.

    Pek çok âlim, İmâm-ı Nevevî hakkında; “Asrının kutblarından idi. Haramlardan şiddetle kaçar, şüpheli korkusuyla mübahların çoğunu terk eder, dünyâya hiç meyletmezdi. İlimde her sözü birer vesîka, senet idi. Eshâb-ı kirâmın yoluna tam olarak uyan, Ehl-i sünnet i’tikâdını yaymak için hayâtı boyunca çalışan mübârek bir zât idi” dediler. İmâm-ı Sübkî anlatır: “Babam 742 (m. 1341) yılında Dâr-i Hadîs-i Eşrefiyye’de ders okutuyordu. Geceleri salona çıkar, teheccüd namazı kılardı. Zaman zaman yüzünü halılara sürer; “Buraya İmâm-ı Nevevî hazretlerinin mübârek ayakları değmiştir. Bu halılara âşık olmamın, hayran kalmamın ve yüzümün en şerefli yerlerini bu yaygılara sürmemin sebebi budur” derdi.

    İmâm-ı Nevevî hazretlerinin “Riyâz-üs-sâlihîn” isimli eserinden alınan hadîs-i şerîflerden ba’zıları:

    Ebû Hüreyre ( radıyallahü anh ) rivâyet etti: Peygamber efendimiz ( aleyhisselâm ) buyurdu ki: “Bir insan öldüğünde, amelinin sevâbı kesilir. Amel defteri kapanır. Yalnız; sadaka-i câriyesi (çeşme, câmi yapmak, ağaç dikmek gibi), ilmî bir eseri, kendisine duâ eden hayırlı bir evlâdı olan kimsenin amel defteri kapanmaz.”

    Enes bin Mâlik ( radıyallahü anh ) rivâyet etti: Peygamberimiz ( aleyhisselâm ) buyurdu ki: “İlim öğrenmek için sefere çıkan kimse, evine dönünceye kadar Allahü teâlânın yolundadır.”

    Abdullah bin Amr İbni As (r.anhümâ) rivâyet etti: Resûlullah ( aleyhisselâm ) buyurdu ki: “Allahü teâlâ ilmi, kullarının hafızasından silmek sûretiyle değil, ilim adamlarının ölmesiyle alır. Öyle ki, ortada âlim kalmayınca, halk, kendilerine bir takım câhilleri baş edinirler. Onlara dînî bir mes’ele sorulur da, bilmedikleri hâlde fetvâ vererek hem kendileri dalalete düşer, hem de fetvâ, istiyenleri dalâlete sevk ederler.”

    İbn-i Mes’ûd ( radıyallahü anh ) rivâyet etti: Resûlullah efendimiz ( aleyhisselâm ) buyurdu ki: “Benim sözümü işitip muhafaza ettikten sonra, işittiği gibi başkalarına nakleden kimsenin, Allahü teâlâ yüzünü ağartsın. Kendisine bildirilen nice kimseler vardır ki, dinleyenlerden daha iyi anlayıp öğrenmiş olurlar.”

    Ebû Hüreyre ( radıyallahü anh ) rivâyet etti: Resûlullah efendimiz ( aleyhisselâm ) buyurdu ki: “Allahü teâlâya hamd-ü sena ile başlanmayan her mühim işin feyzi ve bereketi olmaz.”

    Ebû Mûsâ el-Eş’arî ( radıyallahü anh ) rivâyet etti: Resûlullah efendimiz ( aleyhisselâm ) buyurdu ki: “Bir kulun çocuğu öldüğü zaman, cenâb-ı Hak meleklerine şöyle buyurur: “Siz kulumun çocuğunu (ruhunu) kabzettiniz değil mi?” Melekler de; “Evet” derler. Cenâb-ı Hak; “Siz onun kalbinin meyvesini kabzettiniz?” buyurunca, melekler; “Evet” derler. Allahü teâlâ; “Kulum ne dedi. biliyor musunuz?” buyurur. Melekler de; “Sana hamdetti. Ve “İnnâ lillâh ve innâ ileyhi râciûn” dedi” cevâbını verirler. Cenâb-ı Hak; “Öyle ise kulum için Cennette bir ev inşâ edin. Ona Beyt-ül-hamd adını veriniz buyurur.”

    Evs bin Evs ( radıyallahü anh ) rivâyet etti: Resûlullah efendimiz ( aleyhisselâm ) buyurdu ki: “Günlerin en faziletlisi Cum’a günüdür. O günde benim üzerime çok salevât getirin. Zirâ sizin salât ve selâmlarınız (melekler vasıtasıyla) bana arz olunur.”

    Ebû Hüreyre ( radıyallahü anh ) rivâyet etti: Resûlullah efendimiz ( aleyhisselâm ) buyurdu ki: “Her kim günde yüz defa “Allahtan başka ilâh yoktur. Yalnız Allah vardır. O’nun eşi ve ortağı yoktur. Mülk O’nundur. Hamd O’na mahsûstur. O, her şeye kadirdir” meâlindeki “La ilahe illallahü vahdehû lâ şerike leh. Lehül mülkü ve lehül hamdü ve hüve alâ külli-şey’in kadîr” duâsını tekrar ederse, bu duâ o kimse için on köle azâd etmenin sevâbına muâdil olur. Ve ona yüz sevâb yazılır. Ondan yüz günah silinir ve o kimse için o gün akşama kadar şeytanın şerrine karşı bir sığınak olur. Ve hiçbir kimse onun bu duâyı okumasından daha faziletli bir duâ getiremez. Meğer ki, o kimse, bu duâ ve tehlili daha çok okumuş olsun” Ve yine buyurdu ki: “Her kim günde yüz defa “Sübhânallahi ve bihamdihi” derse, günahları denizin köpükleri kadar çok olsa bile affolunur.”

    Hazreti Aişe vâlidemiz rivâyet etti: “Resûlullah efendimizin ( aleyhisselâm ) en çok ettiği duâ; “İlâhî! Bize dünyâda ve âhırette iyilik, güzellik ver, ateş azâbından bizi muhafaza buyur” meâlindeki “Allahümme âtinâ fid-dünyâ haseneten ve fil-âhıreti haseneten ve kına azâb-en-nâr” idi.”

    Ebü’d-derdâ ( radıyallahü anh ) rivâyet etti: Resûlullah efendimiz ( aleyhisselâm ) şöyle buyururlardı: “Müslüman bir kişinin, din kardeşi için gıyabında ettiği duâ kabûl olunur. Onun başucunda me’mûr bir melek vardır ki, o müslüman, ne zaman bir din kardeşi için hayır ile duâ, ederse, o melek ona; “Duân kabûl olsun, istediğinin bir misli de senin için olsun” diye duâ eder.”

    Enes bin Mâlik ( radıyallahü anh ) rivâyet etti: Resûlullah efendimiz ( aleyhisselâm ) buyurdu ki: “Ben mi’râca çıkarıldığımda, bir kavmin yanından geçtim. Bunlar bakırdan tırnaklarıyla yüzlerini ve göğüslerini tırmalıyorlardı. Bunun üzerine; “Yâ, Cibril! Bunlar kimlerdir” dedim. “Bunlar, insanların etini yiyenler (gıybet edenler) onların şeref ve namuslarına dokunanlardır” cevâbını verdi.”

    Semûre bin Cündüb ( radıyallahü anh ) rivâyet etti: Resûlullah efendimiz ( aleyhisselâm ) buyurdu ki: Hiçbiriniz diğerine, Allahü teâlâ sana la’net etsin, Allahü teâlânın gazâbına uğra, Cehennemde yan gibi bedduâlarla la’net etmesin.”

    İbn-i Mes’ûd ( radıyallahü anh ) rivâyet etti: Peygamberimiz ( aleyhisselâm ) buyurdu ki: “Olgun müslüman, kimseyi zemmetmez, la’netlemez, haddi aşmaz, hayâsızlık etmez.”

    Ebü’d-derdâ ( radıyallahü anh ) rivâyet etti: Resûlullah efendimiz ( aleyhisselâm ) buyurdu ki: “Bir kul herhangi birşeye la’net ederse, o la’net semâya yükselir. Fakat göklerin kapısı bu fenâ söze karşı kapanır, yere iner, onun da kapıları kapanır, Sonra sağa sola başvurur, girecek yer bulamayınca, la’nete müstehak olana gider. Eğer la’nete lâyık değilse, bu defâ la’net edene rûcû eder.”

    İMAM-I NEVEVİ'NİN ESERLERİ

    A) Hadis

     1. Riyâżü’ṣ-ṣâliḥîn*. Nevevî’nin, İslâm ahlâk ve âdâbını öğretmek maksadıyla 1900 güvenilir hadisi on sekiz bölüm halinde topladığı eser büyük ilgi görmüştür.

    2. el-Minhâc fî şerḥi Ṣaḥîḥi Müslim b. Ḥaccâc. Ṣaḥîḥ-i Müslim şerhlerinin en önemlilerinden biri olup 674’ten (1275) sonra telif edilmiştir.

    3. el-Eẕkâr*. Kısaca el-Ezkâr diye tanınan bu eserin tam adı Hilyetü’l-ebrâr ve şi`ârü’l-ahyâr fî telhîsi’d-de`avâti ve’l-ezkâr el-müstehabbeti fi’l-leyli ve’n-nehâr’dır. Nevevî, bir Müslümanın hayatında karşılaşabileceği olayları, yapacağı ibadetleri ve davranışları göz önünde bulundurarak bunlarla ilgili dua ve zikirleri bir araya getirmiştir.

    4. İrşâdü ṭullâbi’l-ḥaḳāʾiḳ ilâ maʿrifeti süneni ḫayri’l-ḫalâʾiḳ ṣallallāhu ʿaleyhi ve sellem. Nevevî, muhtemelen Eşrefiyye Dârülhadisi şeyhi olduktan sonra talebelerin kolayca ezberleyebileceği İbnü’s-Salâh’ın hadis ilimlerini 65 bölüm hâlinde ele alıp incelediği, bir usûl-i hadîs kitabı hazırlamak istemiş İslâm dünyasında pek az esere nasip olacak şekilde ilgi gören ve üzerinde pek çok çalışma yapılan ve İbnü’s-Salâh’ın Muḳaddime’sini kısaltıp ona yer yer ilâveler yapmıştır.

    5. et-Taḳrîb ve’t-teysîr li(fî)-maʿrifeti süneni’l-beşîri’n-neẕîr. Nevevî, İbnü’s-Salâh’ın Muḳaddime’sinden ihtisar ettiği İrşâdü ṭullâbi’l-ḥaḳāʾiḳ’ı yeterince okunmadığı düşüncesiyle bir defa daha kısaltmıştır.

    6. el-Erbaʿûne’n-Neveviyye. Kırk hadis diye tanınan bu eser dinin esaslarına dair çoğu Sahîh-i Buhârî ile Sahîh-i Müslim’den seçilmiş 42 hadisi ihtiva etmektedir.

    7. et-Telḫîṣ şerḥu’l-Buḫârî. Nevevî Sahîh-i Müslim gibi, Ṣaḥîḥ-i Buḫârî’yi de şerhetmek istemiş, fakat “Kitâbü’l-Îmân”dan sonrasını yazmaya ömrü yetmemiştir.

    8. Mâ temessü ileyhi ḥâcetü’l-ḳārî li-Ṣaḥîḥi’l-İmâmi’l-Buḫârî. Buhârî, Buhârî’nin hocaları ve öğrencileriyle sahih hadis ve Ṣaḥîḥayn’ın değeri hakkında bilgi verildikten sonra bazı hadis terimlerinin tanıtıldığı eser Ali Hasan Ali Abdülhamîd tarafından neşredilmiştir.

    9. el-Ḫulâṣa fî eḥâdîs̱i’l-aḥkâm (Ḫulâṣatü’l-aḥkâm fî [min] mühimmâti’s-sünen ve ḳavâʿidi’l-İslâm). Nevevî’nin “Kitâbü’z-Zekât”a kadar yazabildiği eser sahih ve hasen hadislerden meydana gelmiş olup her konunun sonunda o bahisle ilgili zayıf hadislere de -zayıf oldukları belirtilerek- yer verilmiştir. Hüseyin İsmâil el-Cemel hadisleri tahkik edip eseri yayımlamıştır.

    10. el-Îcâz fî şerḥi Süneni Ebî Dâvûd. Tıpkı Sahîh-i Buhârî şerhi gibi yarım kalan, “Kitâbü’l-Vuḍûʾ”un bir kısmını ihtiva eden eserin bir nüshası Süleymaniye Kütüphanesi’ndedir. (Hekimoğlu Ali Paşa, nr. 200).

TÜM HADİS İMAMLARI


Etiketler: İmam-ı Nevevi Kimdir? Riyazü's Salihin Yazarı, Hayatı, Vefatı ve Eserleri, İmam Nevevi hadislerinden örnekler, | Mekteb-i Derviş

Benzer Konular