Mekteb-i Derviş | İslam

    SALAT-U SELAM (SALAVAT) GETİRMENİN ANLAMI VE FAZİLETİ

    Salât kelimesi, Peygamber Efendimize (s.a.v) yapılan dua, istiğfar, rahmet, zikir, namaz gibi anlamlara, selam da, muhatabına sağlık ve esenlik dileklerini sunma, güven anlamına gelmektedir. Günlük dilde sıkça kullandığımız salâvat da, salât kelimesinin çoğuludur.

    Cenâb-ı Hak Kur’an’ında:

اِنَّ اللّٰهَ وَمَلٰٓئِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِيِّۜ يَآ اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا صَلُّوا عَلَيْهِ وَسَلِّمُوا تَسْل۪يمًا ﴿٥٦﴾

    “Muhakkak ki Allah ve Melekleri Peygamberi Hz. Muhammed Mustafa’ya (s.a.v) hep salât ederler. Ey iman edenler! Siz de ona salât edin, selam edin.” (Ahzab suresi, 56)

    Peygambere Allah’ın salât etmesi Ona rahmet etmesi onu sevmesi derecesini yüceltmesi, meleklerin salâtı, onun şanının yüceltilmesini dilemeleri, müminlerin salât etmesi ise, ona dua etmeleri, anlamına gelir.

    İns ve cinin kurtuluşu Hz. Muhammed Mustafa'nın (s.a.v) tebliğ ettiği Allah’ın son dini islama girip Müslüman olmaya, Allah’a ve Resulüne itaate bağlıdır. Ömürde bir defa salât ve selam getirmek farzdır.

    Onun mübarek ismi anıldığında salât ve selam getirmek vacip, birden fazla anıldığında her seferinde söylemek müstehaptır. Kasten terk eden Efendimizin şefaatından mahrum kalır. Bizim getirdiğimiz salâtlar Resulullah (s.a.v)’ın Cenab-ı Hak katındaki derecesini her an yüceltmekte olan bir duadır. Resulullah (s.a.v)’ın aslında buna ihtiyacı yok, bizim ona olan ihtiyacımızdan dolayıdır. Çünkü Cenâb-ı Hak Kur’an’ında:

يَآ اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ وَابْتَغُوٓا اِلَيْهِ الْوَس۪يلَةَ وَجَاهِدُوا ف۪ى سَب۪يلِه۪ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ ﴿٣٥﴾

    “Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının. Ona yaklaşmaya vesile arayın ve Onun yolunda cihad edin ki kurtuluşa eresiniz.”(Maide suresi, 35)

    Efendimiz (s.a.v)’e getirdiğimiz salatü selamlar yaklaşmaya bir vesiledir. Cenab-ı Hak: “Ey iman edenler; Allaha itaat edin. Peygambere itaat edin, işlerinizi boşa çıkarmayın.” (Muhammed suresi, 33)

    Efendimiz (s.a.v) buyuruyorlar ki:“Kim bana bir defa salât getirirse, Allah’da ona on salât getirir ve on günahı affeder, on derece yükseltir.” (Nesai, Sehv, 55)

    “Yeryüzünde Allah’ın seyyah melekleri vardır. Onlar ümmetinin selamını anında bana ulaştırır.” (Nesai, Sehv, 46)

    “Kıyamet günü bana insanların en yakını, bana en çok salâvat edendir. Gerçek cimri, yanında ismim anıldığı halde bana salâvat etmeyendir.” (Tirmizi, Deavat, 110)

    “Cuma günü ve gecesinde bana çokça salâvat getiriniz.” (Nesai, Cuma, 5; Ebu Davut, Salât, 201)

    “Cebrail (a.s.) bir gün bana minbere çıkmamı söyledi. Birinci basamakta dur dedi durdum. Ramazan ayı geldiği halde, bu aya gereken ehemmiyeti vermeyen, kendisini Allah’a affettirmeyen kimsenin burnu yerlerde sürünsün dedi. Bende Âmin dedim. İkinci basamakta dur dedi, durdum. Annesi babası hayatta olduğu halde onların hizmetinde kusur eden, onların hayır dualarını almayan evlatlarında burunları yerde sürtünsün dedi, Âmin dedim.

    Üçüncü basamakta dur dedi, durdum. Ya Resulallah, senin mübarek ismin anıldığında, sana salât ve selam getirmeyenin, seni sevmeyenin, sana itaat etmeyenin burnu yerlerde sürünsün dedi, Âmin dedim.” (İ.Gazali, Mükaşefetül Kulub; Tirmizi, Deavat, 100, Müsned, 11/254)

    “Günlerinizin en hayırlısı, Cuma günüdür. O günde bana çok salâvat getiriniz. Zira sizin salât ve selamlarınız melekler vasıtasıyla bana arz onulur. Ashab-ı Kiram: Ya Resulallah, getirdiğimiz salâvat size nasıl arz olunur? Hâlbuki siz çürümüş bulunacaksınız? Dediğinde, Efendimiz (s.a.s.) Allah’u Zülcelâl, Peygamberlerin cesetlerini yeryüzüne toprağa haram kılmıştır. Peygamberlerin cesetleri çürümez.” Cevabını verdi.” (Ebu Davut, salât, 201, Vitr, 26; Nesai, Cuma, 5; İbn Mace, İkame, 79; Darimi, salat, 306, Müsned, 4/8)

    İbn Ebi Leyla (r.a.) şöyle der. Ka’b b. Ucre (r.a.) ile bir defasında karşılaştığımızda bize; Size Peygamber Efendimiz (s.a.v)’den işittiğim bir hediye vereyim mi? Peygamber Efendimiz (s.a.v) yanıma geldi. Biz Ona:-Ya Resulallah, bizler sana nasıl selam okuyacağımızı öğrendik. Fakat sana nasıl salât okuyacağız? Dedik. Resulullah (s.a.v) Edendimiz bize: “Allahümme salli alâ Muhammedin ve alââli Muhammedin. Kemâ salleyte alâ ibrahiyme ve alââli İbrahiyme inneke hamidün mecid.

    Allahümme barik alâ Muhammedin ve alââli Muhammedin kemâ bârekte alâ ibrahiyme ve alââli İbrahiyme inneke hamidün mecid.”

    “Allahım Muhammede ve Muhammedin aile efradına, ona tabi olanlara, İbrahim (a.s.) a aile efradına ona tabi olanlara salat ettiğin gibi, rahmetinle muamele et. Salât eyle, Şüphe yok ki, Sen Hamidsin, Mecîdsin.”

    “Allahım Muhammede ve onun aile efradına ona tabi olanlara, İbrahim (a.s.)’a, onun aile feradına, ona tabi olanlara bereket ihsan ettiğin gibi, bereket ihsan eyle. Şüphesiz ki, Sen Hamidsin, Mecidsin.”(Buhari, Enbiya, 10; Deavat, 31-32; Müslim, Salât, 65-66, 69)

    Duanın kabul olabilmesi için, başında ve sonunda salât getirmek vacip ve kabulü için şarttır.

    Salât, Allah’a izafeden rahmet, geygamberden şefaat, meleklerden istiğfar, müminlerden dua manasınadır. Selamda, dünya ve ahiret saadeti demektir. Allahın rahmeti, salât ve selamı, mağfireti üzerine olsun, manasınadır.

    Allah’a ve Resulüne itaat sevmekle başlar. Zira sevgi itaat etmeyi gerektirir. Allah’ı seven onun emir ve yasaklarına uyan kimsedir. Peygamberi seven de onun Sünnetine sarılan, onun güzel ismi anılınca salât ve selam getirendir. Cenab-ı Hak Habibini çok sevdiği için, meleklerine ve bütün inananlara peygamber efendimize salât ve selam getirmesini, ona itaat edilmesini emrediyor.

    Hz. Aişe (r.a.) annemizin bildirdiğine göre Medineli ensardan bir sahabe Efendimiz (s.a.v)’e gelerek: “Ya Resulallah, seni kendimden, çoluk çocuğumdan daha çok seviyorum. Senden ayrılıp evime döndüğümde duramıyor ve hemen gelip seni görüyorum. Düşünüyorum ki, vefat ettiğinizde sen cennette peygamberlerle birlikte yüce makamlara götürüleceksin. Ben ise cennete girsem bile, zannederim seni göremiyeceğim.” Efendimiz (s.a.v) bu sahabenin derin üzüntüsüne cevap vermemiş ve susmuş. Bunun üzerine, Nisa suresinin 69. Ayeti nazil olmuştur. Cenabı Hak, “Kim Allah’a ve Resulüne itaat ederse, işte onlar, Allah’ın kendilerine lütuflarda bulundğu peygamberler, sıddîklar, şehitler ve salih kimselerle beraberdir. Bunlar ne güzel arkadaştır.”(İbn Kesir Tefsiri, c. 2, sh. 334; Saffetül-Tefasir, c.1, sh. 543)

    Dünyada hiçbir insan, Resullullah (s.a.v) in sevildiği kadar sevilmemiştir.

    Cenâb-ı Hak cümlemizi onun şefaatine layık olanlardan eylesin. Âmin.

    Selam: Esselatü vesselamü aleyke Ya Resulellah, Ya Habiballah, Ya Nebiyyallah, YaŞefiyallah. Gibi.

    Salât da: Allahümme salli ala Muhammed. Sallallahu aleyhi ve sellem. Aleyhisselatü vesselam.

    SALÂTÜ SELAM (SALÂVAT) NASIL GETİRİLECEK?

    Ashab-ı Kiram, Peygamber Efendimize (s.a.v): Ya Resulallah! Biz sana nasıl salâvat getirelim?

    Bu sorunun cevabında bazı rivayet farkları azda olsa

    Hz. Ali (r.a.)’nin rivayet ettiği salâvatı getirmemizi Peygamber Efendimiz (s.a.v) buyuruyor.

اَللّٰهُمَّ صَلِّ عَلٰى مُحَمَّدٍ وَعَلٰى اٰلِ مُحَمَّدٍ كَمَا صَلَّيْتَ عَلٰى اِبْرٰه۪يمَ وَعَلٰى اٰلِ اِبْرٰه۪يمَ اِنَّكَ حَم۪يدٌ مَج۪يدٌ. اَللّٰهُمَّ بَارِكْ عَلٰى مُحَمَّدٍ وَعَلٰى اٰلِ مُحَمَّدٍ كَمَا بَارَكْتَ عَلٰى اِبْرٰه۪يمَ وَعَلٰى اٰلِ اِبْرٰه۪يمَ اِنَّكَ حَم۪يدٌ مَج۪يدٌ

    Ey Allahım! Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v)’e ve âline, İbrahim ve âline rahmet ettiğin gibi, rahmet et. Allah'ım! Peygamberimiz, Hz. Muhammede ve âline, İbrahim peygambere ve âline bereket verdiğin gibi bereket ver…”

    Bir diğer salatu selam:

اَللّٰهُمَّ صَلِّ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ ۨالنَّبِىِّ الْاُمِّىِّ وَعَلٰى اٰلِهِ وَصَحْبِهِ وَسَلِّمْ. اَللّٰهُمَّ صَلِّ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ ۨ الَّذِى جَآءَ بِالْحَقِّ الْمُب۪ينِ وَاَرْسَلْتَهُ رَحْمَةً لِلْعَلَم۪ينَ.

    En kısa salatü selam: اَللّٰهُمَّ صَلِّ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ

    EN ÇOK SÖYLENEN SALATÜ SELAMLAR

اَلصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ عَلَيْكَ يَا رَسُولَ اللّٰهِ ❊ اَلصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ عَلَيْكَ يَا خَيْرَ خَلْقِ اللّٰهِ.
اَلصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ عَلَيْكَ يَا حَبِيبَ اللّٰهِ ❊ اَلصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ عَلَيْكَ يَا نُورَ عَرْشِى اللّٰهِ.
اَلصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ عَلَيْكَ يَا نَبِىَّ اللّٰهِ ❊ اَلصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ عَلَيْكَ يَا امِينَ وَحْىِ اللّٰهِ.
اَلصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ عَلَيْكَ يَا خَلِيلَ اللّٰهِ ❊ اَلصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ عَلَيْكَ يَا مَنْ زَيَّنَهُ اللّٰهِ.
اَلصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ عَلَيْكَ يَا صَفِىَّ اللّٰهِ ❊ اَلصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ عَلَيْكَ يَا مَنْ شَرَّفَهُ اللّٰهِ.
اَلصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ عَلَيْكَ يَا وَلِىَّ اللّٰهِ ❊ اَلصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ عَلَيْكَ يَا سَيِّدَ الْاَوَّل۪ينَ وَالْاخِر۪ينَ.
صَلَوَاتُ اللّهِ وَمَلاٰئِكَتِهِ وَاَنْبِيَائِهِ وَرُسُلِهِ وَحَمَلَةِ عَرْشِهِ وَجَمِيعِ خَلْقِهِ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلٰى اٰلِهِ وَاَصْحَابِهِ اَجْمَع۪ينَ.

    OKUNAN SALAT-U SELAM, NERELERDE DAHA FAZİLETLİDİR?

    1- Hadis okununca, Peygamber (s.a.v.) Efendimiz anıldığında ve ismi duyulduğunda.

    2- Namazların son oturuşunda, vitir de kunut dualarında.

    3- Mescide veya eve girildiğinde.

    4- Müezzin ezan okurken ve okuduktan sonra.

    5- Duaya başlarken, ortasında ve sonunda.

    6- Hac’da, safa ve Merve arasında.

    7- Zikir ve vird’e oturulduğu zaman.

    8- Hacer-i Esved’in karşısında durulduğu zaman.

    9- Kur’an okuma zamanında.

    10- Bir meclisten kalkıldığı zaman.

    11- Kulaklar çınladığı zaman.

    12- Söylenecek söz unutulduğu zaman.

    13- Sabahleyin, akşamleyin.

    14- Abdest arasında.

    15- Aksırıldığı zaman.

    16- Namaz için kâmet getirildiği zaman.

    17- Çarşıya, yolculuğa çıkıldığı ve dönüldüğü zaman.

    18- Musafaha yapıldığı zaman.

    19- Gece uykudan kalkıldığı zaman.

    20- Mübarek gün ve gecelerde. (Ahlaki hadisler Terc. A.F.Yavuz, c. 2, sh. 5/6)

    Allah’u Zülcelâl, Ahzab Suresi Ayet 56’da Buyuruyor ki: “Gerçekten Allah ve Melekleri Peygambere Şeref ve şanını, yüceltirler Ey İman edenler! Siz de ona Salât edin ve gönülden teslim olun.”

    Fussilet Suresi Ayet 46’da da: “Kim Salih amel işlerse, kendine; kim de kötülük ederse, yine kendinedir. Yoksa Rabbin, asla kullara zulmedici değildir.”

    Allah’u Azimüşşan, melekleri ile beraber Resul-ü Ekrem (s.a.v) Efendimiz’e Salâvat-ı Şerife getirirken biz bir kul olarak Hz. Muhammed (s.a.v) Efendimiz’e niçin Salâvat-ı Şerife getirmeyelim? Eğer Müslüman’ım diyorsak acaba bizi Hz.Muhammed (s.a.v) Efendimiz’e Salâvat-ı Şerife getirmekten alıkoyan nedir? Cenab-ı Hakk’ın ayet-i kerime’sinde buyurduğu gibi iyilik yaparsan kendine ve kötülük yaparsan da yine kendine yaparsın sözünü düşündük mü? Ahiret âleminde dünyada iken yaptığın kötülüğü nasıl defedeceksin, o kötülüğü şu dünyada iken def edersen, gücünün yettiği kadar Cenab-ı Hakk’ın rahmet deryasına bir gün olur dalarsın.

    Cenab-ı Hakk’ın manevi denizine koyuver kendini, rıza kapısına erişir. Zira Cenab-ı Hak,Bakara Suresi 286’ncı Ayet-i Kerime’sinde: “Allah bir kimseye, ancak gücü yettiği kadar teklif eder. Herkesin kazandığı hayrın sevabı kendine ve yaptığı fenalığın zararı da yine onadır.”

    Allah’u Zülcelâl bizi ruhlar âleminden şu imtihan odası olan âleme tertemiz gönderdi. Kendimizi mahlûkatın aşağılarına indirmeyelim, Tin Suresi 4 ve 5’inci ayetlerinde ne buyuruyor: “Biz gerçekten insanı en güzel bir biçimde yarattık. Sonra onu (küfre varınca) aşağıların aşağısına çevirdik (Cehennemlik yaptık).”

    Cenab-ı Hak, ayet-i kerime’sinde de beyan ettiği gibi kuluna hiç zulmetmez. Yalnız kul kendi kendine zulmeder.

    İnsan gücü nispetinde Allah'a (c.c) yönelir de âleme gönderiliş gayesi olan zikri ile meşgul olursa, dünyada iken Allah’u Zülcelalin aşkına, muhabbetine Resûlüllah (s.a.v) Efendimize ve Evliyaullah’a vasıl olur. Aksini yaparsa ayet-i kerime’de de beyan buyrulduğu gibi hayvandan da aşağı olarak dünyadan ebedi âleme göç edip gider ve o âlemde hali çok perişan olur. Nitekim Cenab-ı Hak,dünyadan ahirete iman-ı kâmil sınıfında göç edememiş hayvan sınıfında göç etmiş ise halinin beka âleminde ne olacağını Gaşiye Suresi 2–7 arası ayetlerde beyan ediyor: “Bir takım yüzler vardır ki, o gün zelildir; Çalışmış fakat boşuna yorulmuştur. Kızgın ateşe girerler. Kaynar bir kaynaktan içirirler. Onlara (hayvanların bile sakınıp yiyemediği) nebattan başka yiyecek yok.”

    Âleme gönderiliş gayesini yerine getirmezsek ebedi âlemde neler ile karşılaşacağımızı Kur’an-ı Keriminden öğrendik. Ruhlar âleminde verdiği sözü şu âlemde yerine getirmeye çalışmalı, âleme gönderiliş gayemiz üç maddede toplanır. Birincisi: Fikretmek, Allah’u Zülcelâl, bizi insan yarattı ve Hz.Muhammed Mustafa (s.a.v) Efendimiz’e de icabet ümmetinden kıldı. Birinci gayedeki tefekkürümüzü bu şekilde yerine getirdikten sonra ikinci gayede Şükür ibadetleri yerine getirilir. Bu şükür ibadetleri namaz, oruç, zekât, hac, kelime-i şehadet. Üçüncü gaye ise Tarikat yolunda daim olmak, Takva tarikat yoluna intisap edince evvela her gün muntazaman günahına tevbe ederek Hz.Muhammed (s.a.v) Efendimiz’e her gün Salâvat-ı Şerife getirilir. O zaman Cenab-ı Hakk’ın beyan eylediği Gaşiye Suresi 9 ve 10’uncu Ayet-i Kerimesine Mazhar olmak mümkün olur: “Bir takım yüzler de o gün mesuttur. (Dünyadaki) çalışmasından ötürü, hoşnuttur. (Kıymet ve mevkii) yüksek bir Cennet’te...”

    Nisa Suresi 69 ve 70’inci ayetlerinde de şöyle buyurulur: “Allah’a ve Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem efendimize itaat edenler, işte bunlar, Allah’ın kendilerine nimet verdiği Peygamberlerle, Sadıklarla, Şehitlerle ve iyi kimselerle, beraberdirler, Bunlarsa ne güzel birer arkadaş İşte itaatkârlara yapılan bu ihsan Allah’tandır .”

    Allah(c.c)ın ayetlerine inanmayan, itikat etmeyen bedbaht insanlar hakkında Nisa Suresi 14’üncü ayetinde şöyle buyuruyor: “Kim de Allah’a ve Peygamberine isyan eder, Şeriat hükümlerini çiğneyip geçerse, onu da içinde ebedi olarak kalmak üzere ateşe koyar. Onun için, rüsvay edici, aşağı düşürücü bir azap vardır.”

    Gerçekten inancında sadıksan, Allah’u Zülcelali sevip rızasına ermek için, Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) Efendimiz’in de şefaatine nail olmak için inancını göstermen lazımdır. Zira seven sevdiğinin ismini çok söyler. Biz de eğer, sevdiğim dediğimiz Allah’u Zülcelalin ismini anıp, Peygamber (s.a.v) Efendimiz’in de üzerine çok Salâvat-ı Şerife getirebiliyorsan o zaman sözümüzde sadıkız, değilse o zaman yalan söylüyoruz demektir.

    Malum olduğu üzere feyzin kaynağı Resul-i Ekrem (s.a.v) Efendimiz’dir. O’na ne kadar çok Salâvat-ı Şerife getirilse, yine azdır, ne kadar çok Salâvat-ı Şerif getirilirse, Efendimiz’le o kadar çok münasebet peyda edilmiş olur.

    Peygamber (s.a.v) Efendimiz’e günde bin ve daha fazla Salât-ü Selam getirenin, cennetteki yerini görmeden ölmeyeceği gibi, kalbi ferah ve sürür içinde, bütün zulmetlerden salim olacağı ve sayısız ilahi nimetlere mazhar olacağı bildirilmektedir. Sadaka vermeye gücü yetmeyen, sair hayırlara iştirake imkânı olmayan kimseler için Efendimiz’e Salât-ü Selam getirmek en büyük fırsattır.

    Âlemlerin Fahr-i Ebedisi Hz.Muhammed Mustafa (s.a.v) Efendimiz’e Cenab-ı Hak, Cebrail (a.s) ı gönderdi. Cebrail (a.s) Âlemlerin Rabbinden müjdeci olarak geldi ve şöyle dedi: “Sen şuna razı değil misin Ya Muhammed? Ümmetinden sana bir Salâvat-ı Şerife okuyan herkese Ben on salâvat okurum, ümmetinden sana bir selam gönderen herkese Ben on selam yollarım.” Allah-ü Teâlâ Hazretleri’nin kuluna selamı şu manaya gelir. “Sana bir kere selamla dua eyleyen kimseye on selam ederim ki, her selam karşılığında ona on beladan necat ihsan ederim.” buyurdu. İyilerin iyiliklerinden dolayı amel defterleri kapanmayacağı gibi fenaların da bıraktıkları fenalıklar devam ettiği müddetçe günah defterleri kapanmayacaktır. (Sahih-i Buhari. Müslim)

    Yine buyruldu ki: “(Ya Muhammed ) Seni Benim zikrimden bir zikir kıldım. Seni zikreden Beni zikretmiş olur. Seni seven Beni sevmiş olur.” Bu hususta Hazreti Muhammed Sallalahu aleyhi vesellem Efendimiz şöyle buyurdu: “Beni zikreden Allah (c.c.) Hazretleri’ni zikretmiş olur. Beni seven Allah Celle Celaluhü Hazretleri’ni sever” buyurdu.(Sahih-i Buhari. Müslim)

    Salât Kelimesi Allah-ü Teâlâ (c.c) Hazretleri’ne nispet edilirse rahmet, meleklere nisbet edilirse istiğfar, Peygamberlere nispet edilirse şefaat, mü’minlere nispet edilirse dua manasına gelir. “Selâm” Esma-i Hüsna’dan olup Cenabı Hakk Celle Celaluhü hazretlerinin Kur’an-ı Kerim’de geçen doksan dokuz isminden birisidir. Lügat manası, “her türlü sıkıntılardan uzak olup selâmete esenliğe ermek” demektir.

    Abdullah bin Amr El As (r.a) Hazretlerinden rivayet edilen Hadisi Şerifte Peygamber (s.a.v) Efendimiz şöyle buyuruyor: “Kim Bana bir defa Salât getirirse, Allah Celle Celaluhü Hazretleri de buna karşılık o kimseye on rahmet eder.”(Müslim)

    İbni Mesud (r.a) Hazretlerinden rivayet edilen diğer bir Hadisi Şerifte Efendimiz (s.a.v) şöyle buyuruyor “Kıyamet günü insanların Bana en yakını, üzerime Salâtı en çok olanıdır.” (Tirmizi )

    Evs. Bin Evs (r.a) Hazretlerinden rivayet edilen diğer bir Hadisi Şerifte Peygamber (s.a.v) Efendimiz bir gün: “Cuma günü, günlerinizin en faziletlilerindendir. O günde benim üzerime Salât-ü Selamı çok getirin. Zira sizin salâtınız bana arz olunmuş bulunur.” buyurdu. Ashab-ı Kiram: “Ey Allah’ın Resulü! Siz çürümüş halde iken bizim Salât-ü Selamımız sana nasıl arz olunur?” dediler. Resûlüllah (s.a.v) Efendimiz: de:“Allah, Peygamberlerin cesetlerini (yiyip çürütmeyi) arza haram kılmıştır.” buyurdu. (Ebu Davud )

    Diğer Hadis-i Şeriflerinde de Efendimiz (s.a.v) şöyle buyuruyor: “Yanında anıldığım halde üzerime Salât-ü Selâm getirmeyen kimsenin burnu (yerlerde) sürünsün.” (Buhari )

    “Kabrimi bayram yerine döndürmeyiniz. Üzerime Salât-ü Selam getiriniz, zira sizin salâtınız, nerede okumuş olursanız olun, muhakkak bana ulaşır.”(Buhari )

“Bir kimse üzerime Salât-ü Selam okursa, Allah onun Selamını alayım diye bana ruhumu mutlaka iade eder.” (Buhari )

    Hz.Ali (r.a)den rivayet edilen diğer bir Hadisi Şerifte Efendimiz (s.a.v) şöyle buyuruyor “Hakiki cimri, yanında anıldığım halde üzerime Salât-ü Selam getirmeyendir.” (Tirmizi )

    Fedale bin Ubeyd (r.a)Hazretlerinden rivayet edilen Hadisi Şerifte Peygamber (s.a.v) Efendimiz bir gün namazından sonra dua eden ve Yüce Allah’ı Tazim ve O’na hamd etmeyen ve Peygamber (s.a.v) Efendimize Salât-ü Selam getirmeyen bir şahsın yalvarışını duydu. Resûlüllah (s.a.v) Efendimiz : “Bu adam acele etti!” buyurdu, sonra o kimseyi çağırdı. Ona hitaben: “Sizden biriniz dua edeceğinde, noksan sıfatlardan münezzeh olan Rabbine hamd ve övgü ile başlasın. Sonra Peygamberin üzerine Salât-ü Selam getirir, daha sonra dilediği duayı yapar.” (Ebu Davud ve Tirmizi )

    Hamd, duanın başı, Salâvat-ı Şerife ise kanatlarıdır. Lâhutî fezada, duanın yüksele bilebilmesi ve duaların kabul olunacağı makama ulaşması için bu baş ve kanatlara sahip olması şarttır. Aksi halde dualar, el açıp yalvaranın kucağına düşer.

    Ebu Mumhammed Ka’b bin Ucre (r.a)den rivayet edilen Hadisi Şerifte Birisi Peygamber (s.a.v) Efendimiz’e gelerek: “Ey Allah’ın Resulü! Sana nasıl Selam vereceğimizi biliyoruz fakat üzerinize nasıl Salât ve Dua edeceğiz?” dedi. Peygamber (s.a.v) Efendimiz de: “Ya Allah, Muhammed ve âli üzerine, İbrahim’in âline rahmet ettiğin gibi, Rahmet et. Zira Sen, hamd ehilsin ve Büyüksün. Ya Allah! Muhammed’e ve âli üzerine, İbrahim’in âline bereket verdiğin gibi, bereket ihsan et. Sen hamd ehilsin ve Büyüksün” deyiniz.” dedi. (Buhari ve Müslim)

    Ebu Mes’ud El-bedri (r.a) den rivayet edilen Hadisi Şerifte “Biz, Sa’d bin Ubade’nin meclisinde otururken Resûlüllah (s.a.v) Efendimiz yanımıza geldi. Beşir bin Sa’d, Resul-i Ekrem (s.a.v) Efendimiz’e: ‘Ey Allah’ın Resulü! Allah bize, sana Salât-ü Selam etmemizi emretti. Sizin üzerinize nasıl Salât okuyayım?’ dedi. Resûlüllah (s.a.v) Efendimiz sükût etti. O kadar ki, biz keşke o, Efendimiz (s.a.v)’e bunu sormasaydı temennisinde bulunduk. Sonra Efendimiz (s.a.v): ‘Ya Allah! İbrahim’e ve âline rahmet ettiğin gibi, Muhammed’e ve âline de rahmet eyle, İbrahim’e ve âline bereket verdiğin gibi, Muhammed’e ve âline, aile efradına bereket ihsan eyle! Muhakkak sen övülmeye layıksın ve büyüksün’ deyiniz. Selam da öğretildiğiniz gibidir.” (Müslim)

    Ebu Humeyd Es-said (r.a) Hazretlerinden rivayet edilen Hadisi Şerifte Peygamber (s.a.v) Efendimiz’e Ashab-ı Kiram sordular: “Ey Allah’ın Resulü! Senin üzerine nasıl Salât-ü Selâm edelim?” dediler. Resûlüllah (s.a.v) Efendimiz de : “Ya Allah! İbrahim’e rahmet ettiğin gibi, Muhammed’e, eşlerine ve soyundan gelenlere rahmet et. İbrahim’e bereket, verdiğin gibi, Muhammed’e, eşlerine ve soyundan gelenlere bereket ver. Muhakkak Sen, övgüye layık ve Büyüksün’ deyiniz.” (Buhari ve Müslim)

    Hz.Ömer (r.a) Hazretlerinden rivayet edilen Hadisi Şerifte: Peygamber (s.a.v) Efendimiz’in torunu Hz.Hüseyin (r.a) Hazretleri’ne söylediği Salât-ü Selam şudur: “Allahümme Salli alâ Seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim.” Bu Salât-ü Selam, yukarıda da buyrulduğu gibi Peygamber (s.a.v) Efendimiz’i ve O’nun hl-i Beyt’inin hepsini içine almaktadır. Yine buyruldu ki: “Her dua Hakk’a çıkmadan memnudur. Bu duaya Salâvat-ı Şerife eklenirse, o dua yükselir. Dergâha icabet eder vasıl olur.” (Tirmizi)

    Basra Emiri, Âlemlerin Efendisi Resûlüllah (s.a.v) Efendimiz’e her gece bin beş yüz ile iki bin Salâvat-ı Şerife getirirmiş. Bir gece gaflete düşüp Peygamber (s.a.v) Efendimiz’e Salâvat-ı Şerife getirmeyi unutup uyumuş. Basra emirinin gaflete düştüğü gece Rabiatül Adeviyye Rahmetullahi aleyh Hazretleri dünyaya geldi. Rabiatül Adeviyye (r.a) Hazretleri dünyaya geldikleri gece, annesi babası çok fakir olduklarından çocuğa saracak bir bez parçası bulamadılar. Bu üzüntü ve telaş ile uyudular. Rabiatül Adeviyye (r.a) Hazretleri’nin annesi Habibe Hatun bir rüya görür. Rüyada Peygamber (s.a.v) Efendimizi görür. Efendimiz (s.a.v) der ki: “Ey Habibe! Niçin üzülüyorsun? Efendine söyle Basra emrine gitsin ve desin ki, ‘Her gece Resûlüllah’a bin beş yüz ile iki bin Salâvat getiriyordun, dün gece unuttun. Bunun cezası ise iki bin dinardır.’ O iki bin dinarı efendine versin, kızın Rabia hayırlı olsun ey Habibe!” buyurur. Habibe Hatun rüyasını efendisine aynen anlatır ve Rabiatül Adeviyye (r.a) Hazretleri’nin babası Basra emirine giderek rüyayı aynen anlatır. Basra emiri de aynı rüyayı gördüğünü söyler ve bir kese altın vermek ister. Rabiatül Adeviyye (r.a) Hazretleri’nin babası der ki: “Ey emirim! Peygamber Efendimiz’in eşiğisin. İki bin dinardan fazlasını alamam. Sadece emir buyrulan iki bin dinarı alırım.” buyurdu. (İrşad c.1 sh.271)

    Evliyaullahtan Süfyan-ı Sevri (r.a) Hazretleri der ki: “Ben Hacda idim. Kâbe-i Muazzama’yı tavaf ederken bir delikanlı gördüm ki, Kâbe’de, Arafat’ta, Müzdelife’de ve Mina’da ve Kabetullah-ı tavafta Salâvattan maada hiç bir dua okumadı. Ancak Nebiyy-i Muhterem (s.a.v) Efendimiz’e Salât-ü Selam etti. Kendisine münasip bir zamanda münasip bir lisan ile sordum. ‘Her yerin bir duası vardır! Eğer bilmiyorsan sana tarif edeyim’ dedim. Delikanlı: ‘Hepsini bilirim. Başımdan geçen bir hadiseyi size haber vereyim de ne için dua okumadığımı ve yalnız Âlemlerin Efendisi Resûlüllah (s.a.v) Efendimiz’e Salât-ü Selam getirdiğimin sebebini görürsün.” dedi ve anlatmaya başladı. “Biz Horasan ehliyiz. Hac kafilesi Horasan’dan kalktı, ben de babam ile farz olan vazifeyi eda için kafileye katıldık. Vaktaki dağlar dereler aştık, sahralar geçtik ve Küfe şehrine vardık. Pederim rahatsızlanıp gece yarısı ahirete göçtü. Üzerini örttüm, kimseyi rahatsız etmemek için Cenab-ı Hakk’a tevekkül edip için için ağlayarak oturdum. Bir aralık beni gurbet illerinde yalnız bırakan babamı tekrar görmek istedim. Bir de yüzünden örtüyü kaldırdım ki, babamın başı eşekbaşına dönmüştü. Ben bu hali görünce ne yapacağını şaşırdım, ne yüzle bunu ahaliye söyleyebilirdim? Böyle düşünürken bana uyku hali gibi bir hal geldi. O aralık çadırın kapısı açılıp içeriye, yüzü örtülü bir zat girdi ve yüzünden nikâbını kaldırdı. Bana dedi ki: ‘Ne kadar üzüntülüsün! Bu ne büyük gam böyle?’ Ben cevaben: ‘Efendim! Bu başıma gelen saadet değildir ki, gamsız olayım. Hem ben gamlı olmayayım da kimler gamlansın?’ dedim. Hemen yürüdü, babamın yattığı yere varıp üzerinden örtüyü çekip babamın yüzünü eliyle mesh eyledi. Ben de kalktım baktım ki, babamın yüzü eskisinden güzel, ayın on dördü gibi nurlanmış parlıyor. Bu mucizeyi görünce o zatı mukaddese yanaşıp: ‘Siz kimsiniz, ey iyilik seven insan? Diye sorduğumda: “Ben Muhammed Mustafa’yım!’ deyince ben: ‘Ya Resûlüllah! Bu hal nedir? Allah aşkına bana söyleyin!’ Mübarek ayaklarına kapandım ve ağlayarak niyaz ettim, bana lütuf ile dedi ki: ‘Senin baban tefeci idi, faiz yerdi. Tefecilik yapanlara hüküm budur. Ya dünyada veyahut ahirette eşek suretine girse gerektir. Amma Allah-ü Sübhanehü senin babanı bu surete dünyada iken koydu, buna mukabil babanın dünyada iken iyi bir hasleti adedi vardı. Yatağına yatmadan evvel her gece bana yüz defa Salâvat okurdu. Vaktaki bana babanın bu hale geldiğini ümmetimin verdiği Salâvatı bana ulaştıran melek tarafından haber verilince hemen Cenab-ı Hak’dan sana Salâvat okuyan baban için Şefaatçi olmamı istedim. Müsaade olundum. Ben de geldim, şefaat ile babanı bu halden kurtardım.’ dedi. Ben de bundan böyle hiç bir dua etmem, ancak Resûlüllah (s.a.v) Efendimiz’e Salât-ü Selam ederim diye ahdettim. Zira Resûlüllah (s.a.v) Efendimiz’e Salât-ü Selam, dünya ve ahirette insana kâfi geleceğini anladım.’ dedi.” (İrşad Cild1. S.272)

    Âlemlerin Efendisi Resûlüllah (s.a.v) Efendimiz’e bir Salâvat okuyan kurtuluşa ererse, binlerce Salâvat okuyanın erişeceği dereceleri düşünürsek. Bir de Salâvat-ı Şerife okuyanların dünyada belalardan nasıl kurtulduğunu, asr-ı saadette olan bir vakıa ile anlatalım: Vakti Saadette bir Yahudi: “Devemi çaldı” diye bir Müslüman’ı Resûlüllah (s.a.v) Efendimiz’e getirdi. Yalancı şahidler, münafıklardan idiler. Li Hikmetillah, deliller müslümanın aleyhinde görüldüğünden o Müslüman’ın devesini alıp Yahudi’ye verirler. İslam dininin hükmüne göre o Müslüman’ın elinin kesilmesi lazımdır. Mümin bunu böyle bildiği için ellerini Bari Gâhı İlahi’ye açarak: “İlâhi! Benim Mevlâm! Sen her şeye kadirsin, bana iftira ettiler. Ben bu deveyi çalmadım. Sen, her şeyi bilensin. Nebiyyi Ekrem (s.a.v) Efendimiz’in üzerine okuduğum Salâvat-ı Şerife hürmetine beni bu rezaletten kurtar. Sen her şeye kadirsin! Şu deveye dil ver, bana şahid olsun.” diyerek öyle bir deruni “Ah” eder ki, Rahmet-i ilâhi Cuş-u Huruşa gelip, her şeye Kadir olan Allah’u Zülcelâl, bizlere lisan verip söyleten Allah (c.c) için ne güçlük var ki, deveyi konuşturamasın. Deve Aşkı ilahi ile dile gelip: “Ya Resûlüllah! Ben bu mü’minin devesiyim. Bu adamlar ise yalancı şahitlerdir. Bu Yahudi bu mümine iftira etmiştir.” diyerek o Yahudi’nin elinden kurtulup, mü’min adama doğru itaat ederek gelir, onun önünde diz çöker. Bu hadiseyi görenlerin imanının nuru artar. Yahudi’nin yalancılığı ve iftirası meydana çıkar. Münafıklar ise rezil olurlar. Nebiyyi Muhterem (s.a.v) Efendimiz o şahsa sorarlar. Dikkat edilsin! Efendimizin soruşu bilmediğinden değildir. Allah-ü Zülcelâl Hazretleri Tur-i Sina’da: “Ya Musa! Elindeki nedir?” diye sormuştu. Bilmediğinden, görmediğinden mi idi acaba? Buna Mazhar-ı Kelâm denilir. Sırların bize duyurulması içindir. Resûlüllah (s.a.v) Efendimiz’in Salâvat hakkında o şahsa soru sormaları, salâvat vermenin kerametlerini bizlere beyan içindir). Resul-i Ekrem (s.a.v) Efendimiz Arabî’ye hitaben: “Ey Mü’min! Bu keramete ne ile nail oldun? Cenab-ı Hak senin hakkını gözetmek için deveye dil verdi, seni bu dünya belasından kurtardı.” der. O mü’min de: “Ya Resûlüllah! Ben her gece sana on defa Salâvat okumadan yatmam.” der. Nebiyyi Adil (s.a.v) Efendimiz de: “Senin elini dünyada kesmekten kurtaran Allah(c.c), ahirette bana verdiğin Salâvat-ı Şerife hürmetine seni cehennem azabından kurtaracaktır.” der. “Bir kimse akşam sabah bana onar defa Salâvat okusa, Allah (c.c) o kulu kıyamette in’am etti, iman etti. Nebilerle, sıddıklarla beraber haşr eyleyip Nebilere ihsan ettiği gibi o kula da ihsan eder.” buyrulmuştur. (İrşad Cild1. S.271)

    Hz.Ali (r.a) Hazretleri’nden rivayet edilen Hadis-i Şerif’te Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurur: “Dua eden kimse Peygamber’e Salât etmedikçe duası perdelidir. Dergâhı icabete vasıl olmaz.” (İbni Hıbban ve Beyhaki, Müslim)

    Ashab-ı Kiram’dan bazısı şöyle anlattı: “Resûlüllah (s.a.v) Efendimiz’e Salâvat-ı Şerife okunan her meclisten o kadar güzel koku yükselir ki, semanın ortasına kadar ulaşır. Bunu duyan melekler şöyle derler: ‘Bu Resûlüllah’a okunan Salâvat meclisinden gelen kokudur’. Burada anlatılan Salâvat meclisinden çıkan güzel koku için şöyle bir mana vermek mümkündür. O güzel koku kürre-i arzın her yanını doldurur. Bundan sonra, yerin tavanı gibi duran semaya doğru yükselir. Melekler o Salâvattan yükselen kokuyu Ruhaniyetleri yolundan alırlar ve Resûlüllah (s.a.v) Efendimize Salâvat okunan meclisten geldiğini birbirlerine söylerler. (Delaili Hayrat Şerhi. S.43 (Buhari ve Müslim)

    Âlemlerin Efendisi Resûlüllah (s.a.v) Efendimiz’in gerek hayatlarında ve gerekse vefatlarından sonra Resûlüllah (s.a.v) Efendimiz’in mübarek ruhlarından ledünni ilimleri ve ilahi marifetleri almak hususunda faydalanmak, Resûlüllah (s.a.v) Efendimizden feyz alacak olan varisler arasında ruhani bir münasebetin (irtibatın) meydana gelmesine bağlıdır. Çünkü vehbi, ledünni ve gaybi ilimler ve ilahi marifetler, ruhani şeylerdir. Onun için Resûlüllah (s.a.v) Efendimiz’le bu ilimleri Resûlüllah (s.a.v) Efendimizden feyz yoluyla alacak evliyanın arasında ruhani bir irtibatın olması lazımdır. Zira kesbi (zahiri) ilimler sadece Resûlüllah (s.a.v) Efendimiz’in mübarek sözlerini duymak, işlerini, hareketlerini ve hallerini yani Sünnet-i Seniyyesini görmekle elde edilir.

    Resûlüllah (s.a.v) Efendimiz’le ruhani irtibat ise ancak ona manevi olarak yönelerek, kalbe Peygamber (s.a.v) Efendimiz’in peygamberlik nuruna kâmil bir sevgi ile bağlayarak İslamiyetin bildirdiği şekilde nefisle mücadele ederek onun gerçek varisleri evliyaya uyarak ve Resûlüllah (s.a.v) Efendimiz’in bildirdiği şekilde evliya izamının da tarifi ile nefsi terbiye etmekle mümkün olur. (Beyhaki, Buhari)

    İbni Mesud (r.a) Hazretlerinden rivayet edilen diğer bir Hadisi Şerifte Efendimiz (s.a.v), şöyle buyurur: “ İnsanların şefaatime en layıkı, bana en çok Salâvat okuyanlardır.” (Sahih-i Buhari)

    Efendimiz (s.a.v), diğer bir Hadis-i Şerif’lerinde “Bana Salâvat okuyan kimseye melekler Salâvat okur. Bana Salâvatı devam ettirdiği süre meleklerin ona Salâvatı devam eder. Bu duruma göre Salâvatı ister çok ister az okusun.”buyurmaktalar. (İbni Mace, İmam-ı Taberani,)

    Abdurrahman bin avf (r.a) Hazretlerinden rivayet edilen diğer bir Hadisi Şerifte Efendimiz(s.a.v);“İnsana cimrilik yönünden şu yeter: Yanında adım geçtiği halde bana Salâvat okumaz.” buyurdular. (Buhari)

    Ebû Süleyman Darani (k.s) şöyle anlattı: “Bir kimse Allah-ü Teâlâ Hazretleri’nden bir hacet dileyeceği zaman Resûlüllah (s.a.v) Efendimiz’in üzerine çokça Salâvat getirsin. Bundan sonra hacetini Allah-ü Teâlâ Hazretleri’ne arz etsin. Duasının sonunu da yine Resûlüllah (s.a.v) Efendimiz’e Salâvat okuyarak tamamlasın. Allah-ü Teâlâ Hazretleri iki Salâvat arasında yaptığı duayı kabul buyurur. Çünkü Allah-ü Teâlâ Hazretleri çok kerem sahibidir. İki makbul Salâvatın arasında makbul olmayan şey bırakmaz.” (Delaili Hayrat Şerhi S.28)

    Abdurrahman bin Avf (r.a)Hazretlerinden rivayet edilen diğer bir Hadisi Şerifte Efendimiz (s.a.v) şöyle haber verdi: “Cebrail Aleyhisselam bana geldi. ‘Ya Resûlüllah! Senin ümmetinden bir kimse senin üzerine bir defa Salâvat okursa, yetmiş bin Melaike-i Kiram, size Salât okuyan mü’min için ‘Ya Rabbi! Bu kulunu affeyle’ diye Rabbül Âlemin’e dua ederler.’ İşte bir kimseye melekler salât ederlerse, o kimse ehli cennetten olur.” (Buhari )

    Bir kul Âlemlerin Efendisine(s.a.v)’e bir defa Salâvat-ı Şerife okuduğu zaman eriştiği nimete bakınız. Günde Âlemlerin Efendisinin (s.a.v) üzerine yüz defa veya daha fazla Salâvat-ı Şerife okumaya devam edenleri Âlemlerin Efendisi şefaatinden hiç mahrum eder mi? Onun için Salât-ü Selamı hiç unutmayalım. Hadis-i Şeriflere devam edelim.

    Efendimiz (s.a.v) buyuruyor: “Bana Salâvat okuyan için sırat üstünde büyük bir nur olacaktır. Bir kimse sırat üstünden geçerken nur ehli olunca cehennem ehli olmaz.” (Sahih-i Buhari. Müslim)

    Resûlüllah (s.a.v) Efendimiz bu Hadis-i Şerif’iyle sırattan selametle geçiş sebebini beyan buyurarak bunu ümmetine merhamet olarak anlattı.

    Efendimiz (s.a.v) yine buyuruyorlar: “Bir gün bana Allah’u Zülcelalin dört meleği geldi. Bunlar Cebrail, Mikail, İsrafil, Azrail idiler. Cebrail (a.s) Bana dedi ki: ‘Ya Resûlüllah! Senin ümmetinden bir kimse zatı risalet penahına günde on defa Hulusi kalp ile Salât etse, yarın kıyamet gününde ben onun elinden tutar, sıratı kuşlar gibi geçiririm.’ buyurdu. Mikail (a.s) buyurdu: ‘Ben o kula senin Kevserinden kana kana içiririm.’ İsrafil (a.s) dedi: ‘Ya Resûlüllah! O ümmetin affı için başımı secdeye koyarım. Allah’u Zülcelâl onu affetmedikçe başımı secdeden kaldırmam.’ Azrail (a.s) da: ‘Ya Nebiyallah! Sana günde on defa Salât edenin ruhunu Peygamberler gibi kabzederim.’ dediler.” Bunun üzerine Peygamber (s.a.v) Efendimiz: “Bu ne büyük Lütuf Ya Rabbi! Bu ne büyük ihsan Allah’ım .” buyurdu. (İrşad Cild1. S.269)

    Böyle bir ganimeti kaçıran Allah(c.c) ı ve Hz. Muhammed (s.a.v) Efendimiz’i unutan gafillere ne kadar yazık.

    Efendimiz (s.a.v) Buyuruyor:“Cebrail Aleyhisselam bana geldi şöyle dedi: ‘Ya Muhammed! Ümmetinden sana kim Salâvat okursa, yetmiş bin melek ona Salâvat okur. Bir kimseye melekler Salâvat okuyunca o cennet ehli arasına girer.” (Delaili Hayrat Şerhi. S.1024)

    “Seyyidel Mürselin, Hatemen Nebiyyin, Habibi Rabbil Âlemin olan Resûlüllah (s.a.v) Efendimiz ve O’nun âli üzerine Salât eyleyip, o Salâvat-ı Şerife hürmetine rızkımıza genişlik hayırlara başarı, iki cihanın saadetine ve rahatına bizleri nail eylesin.” Bu Salâvatı Ashab-ı Kiram’dan on beş kadar kimse rivayet etmiştir. İmam-ı Azam (r.a) Hazretleri, bu Salâvat-ı Şerife üzerine şöyle buyurmuştur: “Beyt-i Şerif’in duvarına kudret hattı ile yazılan bu Salâvat-ı Şerife’den daha faziletli bir Salâvat-ı Şerife bilmiyorum.” (Delaili Hayrat Şerhi. S.1024)

    Âlemlerin Efendisi (s.a.v) buyuruyor: “Bir kimse bana Salâvat okumayı unutursa, cenneti kaybetmiş olur.” (Delaili Hayrat Şerhi. S.32 (Buhari ve Müslim)

    Kasten Salâvat okunması terk edilirse öyledir. Kasten Resûlüllah (s.a.v) Efendimiz’e Salâvat okumayı terk eden kimse, Efendimiz’e buğz ve ona inatla yapıp tazim etmezse, bunun sonucu şudur: Cennete hiç giremez, cehennemde ebedi kalır. Ömründe bir defa Salâvat okuyup sonra Efendimiz’in ismini söylediği veya bir başkasından işittiği zaman gaflet veya tembellik icabı Salâvatı ve O’na tazimi terk ederse, cennet yolunda yanılır. Cennete girmekten geri kalır. Sonunda cennete girer ama aradan nice zaman geçtikten sonra. Bu yoldan Salâvatı terk eden kimse kâfir olmaz, fasık olur. Eğer affa uğramazsa cennete girmeye geç kalır. Resûlüllah (s.a.v) Efendimiz’e salâvatı terk eden kimse cennet yolunda saptığına göre ona salâvat okuyan kimse doğru cennete girer buyrulmuştur.

    Abdurrahman bin Avf (r.a) Hazretlerinden rivayet edilen diğer bir Hadisi Şerifte Efendimiz (s.a.v): “Dünya hayatında bana çok Salâvatı Şerif okuyanınız ahirette en çok zevce alanınız olacaktır.” (Buhari)

    Cennet ehlinin zevce almak yönünden birbirinden farklı durumları vardır. Bu dünya amel yeridir. Yüce Hakk’a kul olan burada ne kadar kulluk ve ibadet işinde terakki ederse, mükâfat âlemi olan ahirette Yüce Hakk ona o kadar çok ikram ihsan edip diğerlerinden, ayrı bir durum kazandırır.

    Resûlüllah (s.a.v) Efendimiz’in üzerine getirilen Salâvat-ı Şerife dahi en faziletli ibadetler arasında olduğuna göre, ne kadar çok okunursa, o kadar çok lütuf ihsanı gelir. İbni Sebi (r.a) Hazretlerinden rivayet edilen diğer bir Hadisi Şerifte Efendimiz(s.a.v): “Bir kimse şanımı tazim için bana bir Salâvat okuduğu zaman, Allah-ü Teala Hazretleri onun okuduğu Salâvat-ı Şerife lâfzından bir melek yaratır. Onun bir kanadı doğuda, bir kanadı da batıdadır. Onun iki ayağı da yerin yedinci alt tabakasındadır. Boynu arşın altına kadar uzanmıştır. Allah-ü Teâlâ Hazretleri o meleğe şu emri verir. ‘Bu kulum Resulüme salâvat okuduysa, sen de ona salâvat oku!’ der ve o melek kıyamete kadar o kula salâvat okur.”(Delaili Hayrat Şerhi. S.34)

    Bu Hadis-i Şerif’in açık manası şöyledir: Allah’u Zülcelâl o ulu meleğe şu emri verir. “O kulum, benim Peygamberim Resulüm’ün üzerine salâvat okumaktadır. Bu salâvatı ile o şeriatının devamını ister, ona tazim edip şanını yüceltir. O’nun Makam-ı Mahmud’a çıkmasını ve ümmeti hakkında şefaatinin kabulünü niyaz eder. Onun bu Salâvatına karşılık sen de o kuluma Salât edip günahlarının affı için dua et. Kaldı ki, ben seni onun okuduğu salâvat lafzından (sözünden ötürü) yarattım.” buyurur. İşte bu emir icabı o ulu melek, ta kıyamete dek Resûlüllah (s.a.v) Efendimiz’e Salât-ü Selam okuyan kul için mağfiret talep edip Allah’u Zülcelalden bağışlanmasını diler.(Delaili Hayrat Şerhi. S.947)

    Fahri Âlem, Seyyid-i Veled-i Âdem Resûlüllah (s.a.v) Efendimiz mübarek kabirlerinde dirilir. Merhum ümmetlerinden mübarek zatlarına Salât ve selam getirenlerin getirdikleri Salât-ü Selamlarını melekler kendisine arz ederler. Onların şefaat dilediklerini bu hususlardaki rica ve niyazlarının Cenab-ı Hakk’ın yardımı ile bizzat kendileri duyar. Bir rivayete göre her mü’minin alnında iki kaşının ortasında bir melek tayin olunmuştur. Bu melek o mü’minin getirdiği Salât-ü     Selamı Resûlüllah (s.a.v) Efendimiz’e ulaştırıp tebliğ eder.

    Enes bin Malik (r.a) Hazretlerinden rivayet edilen diğer bir Hadisi Şerifte Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurur: “Bir kimse bana salâvat okursa, Allah (c.c) ona on salât eder. Bana on salâvat okuyan kimseye Allah (c.c) yüz Salât eyler. Bana yüz salâvat okuyan kimsenin cesedini Allah (c.c) ateşte yanmaya haram kılar ve onu kavli sabit üzere dünya ve ahiret hayatında ve ahiret sualinde kararlı kılar, sonra onu cennetine koyar. Onun Bana okuduğu salâvat kıyamet günü gelir, sırat üstünde beş yüz senelik uzağı gösterir, muazzam bir nur olur. Allah’u Zülcelâl bana Salâvat okuyan o kimseye okuduğu her Salâvat karşılığında bir köşk verir. Onun okuduğu Salâvat ister çok ister az, her bakımdan cennetin köşkleri çok fazladır.” (Nesei, Müslim)

    Daha önce de anlatıldığı gibi, Cenab-ı Hak, kuluna Salâtı, ihsanı ve günahlarını affedip bağışlamasıdır. Kulun cesedini ateşe haram kılması ise, kabirde ve mahşerde sırat köprüsünü geçerken cehennem ateşinin zahmetinden kurtarmasıdır.

    Peygamber (s.a.v) Efendimiz buyuruyor: “Bana, Salâvat okuyan her ümmetimin Salâvatı ağzından çıkar çıkmaz yola koyulur. Ne deniz bırakır ne de kara. Ne şark kalır ne de garb. Her yana dağılır ve şöyle der: ‘Ben falan oğlu falan kimsenin Salâvatıyım, benimle seçkin yaratılmışların hayırlısı Hazreti Muhammed (s.a.v) Efendimizin üzerine Salâvat okudu.’ Onun bu sözünü duyan her şey canlı cansız, karada ve denizde ne varsa onun üzerine Salâvat getirir. O kulun okuduğu Salâvattan bir kuş yaratılır, yetmiş bin kanadı vardır. O kuşun bu kanatlarının her birinde yetmiş bin tüy vardır. Her tüyün de yetmiş bin yüzü vardır. Her yüzün yetmiş bin ağzı vardır ve her ağzında yetmiş bin dili vardır. Bu dillerin her biri yetmiş bin lügatte konuşur. Allah’u Zülcelali öylece tespih ederler. Bütün bu okunan tespihlerin sevabını Allah (c.c), o Salâvatı okuyan kulun sevap hanesine yazar. Arşın sütununa şöyle yazılmıştır. ‘Bana müştak olana merhamet ederim. Benden bir dilekte bulunana istediğini veririm. Bir kimse Muhammed’e Salâvat okumayı vesile edip bana yakınlık bulursa günahları köpüren deniz dalgaları kadar olsa, dahi onu bağışlarım.” (Buhari, Müslim)

    Bazı haberde de şöyle anlatıldı: Mümin olan erkek yahut mümine olan kadın kul, Resûlüllah Sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz’e Salâvat okumaya başladığı zaman sema, kapıları ve perdeler ona açılır. Arşa kadar kapalı hiç bir şey kalmaz. Burada bulunan meleklerden eksiksiz olarak her biri Resûlüllah (s.a.v) Efendimiz’e Salâvat getirir. Yeryüzünde o Salâvata başlayan kadın veya erkek mümin kul için melekler mağfiret talebinde bulunurlar. Allah’u Zülcelalin dilediği kadar, o melekler Resûlüllah (s.a.v) Efendimiz’e Salâvata ve mümin olan o erkek veya kadın kul için istiğfara devam ederler.

    Efendimiz (s.a.v): “Bir kimsenin işinin bitmesi zorlaşırsa, bana Salâvat okumayı çoğaltsın. Çünkü bana okunan Salâvat, hümum, gumum ve kürub cinsi sıkıntıları giderir, rızıkları artırır. İşlerin hayırla bitmesini sağlar.” (Delaili Hayrat Şerhi. S.43,44 (Buhari ve Müslim)

    Ebubekir TANRIKULU Hoca

    Kadiriyye-i Halisiyye-i Hayriyyenin

    Hadimül Fukarası


Etiketler: Salat-u Selam Salavat Getirmenin Anlamı ve Fazileti, Salavat, Peygamberimize Salavat Getirmek, Salat ve Selam, Hz.Muhammed Sallallahu aleyhi vesellem | Mekteb-i Derviş

Benzer Konular