Mekteb-i Derviş | İslam

    ÜNLÜ DİL BİLİMCİ, ASTRONOM, MATEMATİKÇİ ALİ KUŞÇU KİMDİR?

    (D.M. 1403- Semerkand - V.H.5 Şâban 879-M.16 Aralık 1474, İstanbul)

    On beşinci yüzyılda yaşamış Timur İmparatorluğu ve Osmanlı İmparatorluğu'nda yetişmiş, görev yapmış, büyük bir üne kavuşmuş, İslâm’ın yüz akı âlimlerden olan ve eserleriyle bugün dahi ilmî gelişmelerde kendisinden istifade edilen bir âlim, astronom, matematikçi ve dil bilimcidir...

    DOĞDUĞU YER, KÜNYESİ VE AİLESİ 

    On beşinci yüzyılda yaşamış Timur İmparatorluğu ve Osmanlı İmparatorluğu'nda yetişmiş görev yapmış, büyük bir üne kavuşmuş, İslâm’ın yüz akı âlimlerden olan ve eserleriyle bugün dahi ilmî gelişmelerde kendisinden istifade edilenbir astronom, matematikçi ve dil bilimcidir. 

    XV. yüzyılın başlarında 1403 yılında Semerkand'da doğdu, Asıl adı Alâeddin Ali, babasının adı Muhammed’dir. Künyesi; Kuşçu zade Ebu’lKasım Alaaddin Ali bin Muhammed’dir. Hicri,5 Şâban879. Miladi,16 Aralık 1474, İstanbul’da vefat etmiştir.

    Babası Timur'un (1369-1405) torunu olan Uluğ Bey'in (1394-1449) doğancıbaşısı idi. "Kuşçu" lakabı buradan gelmektedir.

    EĞİTİMİ VE HOCALARI

    Babası Muhammed, Timur İmparatorluğu Sultanı ve astronomu Uluğ Bey'in kuşçusu olduğu için ailesi "Kuşçu" lakabıyla meşhur oldu. 

    Ali Kuşçu Semerkand’da ilk tahsilini yaptıktan sonra o sırada Semerkand’da kalan Bursalı Kadızâde Rûmî(1337-1420), Gıyaseddin Cemşid (?-1429) ve Muînuddîn Kâşî’ ve Uluğ Bey’den (öl. 1449) Matematik, riyaziye ve astronomi tahsil etmiş ve Uluğ Bey’in sevgisine nail olmuştur. Aklî ilimlerin yanında naklî ilimleri de öğrenmiştir.

    Rivayete göre, bir türlü ilme doymayan Ali Kuşçu, Uluğ Bey ve Kadızâde’den izin alamama endişesiyle gizlice Kirman’a gitti. Orada birçok kitabın yanı sıra Nasîrüddîn-i Tûsî’ninTecrîdü’l-kelâm adlı eseriyle şerhini de okuma fırsatı buldu ve daha sonra Tûsî’nin eserini Şerhu’t-Tecrîd adıyla şerhederek Ebû Saîd Han’a takdim etti. 

    Ali Kuşçu Kirman'da iken bir müddet kendisinden haber alınmaz ve bu kayboluşu biraz endişe uyandırır. Nihayet kaldığı müddeti yeterli görerek tekrar Semerkant'a döner. Doğruca hocası Uluğ Bey'in huzuruna çıkar ve bunca zaman kendisinden uzak kaldığından ötürü özür diler.

    Uluğ Bey özrünü kabul eder. Lâkin:-Bana Kirman'dan ne hediye getirdin diye sorar.

    Ali Kuşçu:-Bir risale getirdim ve onda kamerin şekillerini hallettim dediğinde

    Uluğ Bey:-Getir göreyim, hangi noktaları hallettiğini söyleyeyim emrini verir, bunun üzerine Ali Kuşçu ayağa kalkarak eserini baştan sona kadar okur.

    Okuduğunu dikkatle takip eden Uluğ Bey, Ali Kuşçu'ya karşı duyduğu takdir hissini söylemekten çekinmemiştir.

    Tekrar Uluğ Bey’in yanına döndüğünde ona Kirman’da kaleme aldığı Hallüeşkâli’l-kamer adlı risâlesini sunarak takdirini kazandı. 

    Ali Kuşçu, Semerkand ve Kirman'da eğitimini tamamladıktan sonra Semerkant’a geri döndü. Semerkant Gözlemevi'nin müdürü olan Kadızâde-i Rûmî'nin ölümü üzerine gözlemevinin başına getirildi, Uluğ Bey'e yardımcı ve rasathanesine müdür oldu. Burada Uluğ Bey’in yazmakta olduğu Zici Uluğ Bey adlı kitabın yazılmasına yardım etti.

    Bundan sonra ilmini ilerletmek üzere Uluğ Bey tarafından Çin’e gönderildiği ve dönüşünde dünyanın yüz ölçümünü, ayrıca meridyeni hesap ettiği bilinmektedir.

    Doğuda büyük bir devlet kuran Uzun Hasan memleketinde ilim ve fennin yayılmasına çok önem verdiği için her tarafa medrese ve imarethane yaptırmıştır. Tebriz ve diğer şehirleri ihya etmekte Irak, İran, Mâverâünnehr ve Türkistan'ın âlim, şair ve ediplerini davet ile etrafında toplamaktaydı. 

    1449 yılında Uluğ Bey, oğlu Abdüllatif’in ihanetinden sonra başı kesilerek şehit edilmiştir. Uluğ Bey’i öldürtme kararını veren oğul Abdüllatif, yaklaşık 6 ay sonra bir suikasta uğramış ve hükümdarlığı fazla sürmeden onun da başı kesilmiştir. Ali Kuşçu, Uluğ Bey’in oğlu Abdüllatif’in ihanetiyle kardeşleri tarafından şehit edilmesi üzerine o ana kadar Semerkand’ın meşhur medresesinde müderris iken, Azerbeycan’a hicret etmiş ve Akkoyunlu Padişahı Uzun Hasan’ın maiyetine girmiştir.

    ALİ KUŞÇU FATİH SULTAN MEHMET İLE NASIL TANIŞTI?

    Uluğ Bey, oğlu tarafından şehit edilip,koruyucusuz kalan Ali Kuşçu, Timurlular’ın sarayından ayrılarak hac maksadıyla Mekke’ye giderken Tebriz’e uğradı. Tebriz'de Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’dan büyük saygı ve ilgi gördü .Osmanlı Devleti ile barış görüşmelerinde yardımını istedi. Elçilik göreviyle 1468 yılında Fâtih Sultan Mehmet katına gönderildi. 

    Fâtih Sultan Mehmed, Ali Kuşçu'nun bilgisine hayran olur. Ona çok ikramda bulunarak İstanbul'da kalmasını rica eder. Ali Kuşçu, doğu ve batının ünlü âlim ve sanatkârlarını yanında toplamayı arzu eden Fatih'in bu ricasını kabul eder. Ancak Fatih'in bu ricasını elçilik vazifesini tamamladıktan sonra yerine getirilebileceğini ifade eder. Ali Kuşçu elçilik vazifesini yerine getirdikten sonra her yerde hürmetle karşılanarak Tebriz'e döner. Uzun Hasan'dan izin isteyerek İstanbul'a döneceğini söyler. Kabulü üzerine de İstanbul'a hareket eder.

    İstanbul'a dönüşünde Ali Kuşçu, Fatih tarafından görevlendirilen bir heyet tarafından sınırda karşılanır. Kendisi için ayrıca karşılama töreni yapılır. Ali Kuşçu' yu karşılayanlar arasında, zamanın uleması İstanbul kadısı Hocazâde Müslihü'd-Din Mustafa ve diğer bilim adamları da vardır.

    İstanbul'a gelen Ali Kuşçu' ya 200 altın maaş bağlanır ve Ayasofya'ya müderris olarak atanır. 

    Fâtih, Irak-ı Acem'den yanında getirdiği yakınlarının her birine de memuriyetler vermiştir

    Ali Kuşçu ikinci ve son defa İstanbul'a gelişinde Fatih'e hediye olarak, daha önceden Farsça kaleme almış olduğu eseri daha da genişletip bazı notlar ilâve ederek Arapça 'ya çevirmiş ve Muhammediye adıyla sunmuştur. Bu eser Ayasofya Kütüphanesi'nde 3733 numarada kayıtlıdır.

    Ali Kuşçu, Fatih'in 878 (1473)'de Uzun Hasan üzerine açtığı meşhur ve zaferle sona eren sefere bazı âlimlerle beraber davet edilmiştir. Yolda ve boş kaldığı zamanlarda ilmî sohbetlerde Fatih'in yanında bulunmuştur. Bu seferde Fatih'e ithaf olunmak üzere Arapça bir eser kaleme almış, bitimi tam Uzun Hasan'a zaferin kazanıldığı güne rastladığından Fethiye adını verdiği astronomi kitabıdır.Eser üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde gezegenlerin küreleri ele alınmakta ve gezegenlerin hareketlerinden bahsedilmektedir. İkinci bölüm Yer'in şekli ve yedi iklim üzerinedir. Son bölümde ise Ali Kuşçu, Yer'e ilişkin ölçüleri ve gezegenlerin uzaklıklarını vermektedir. Döneminde hayli etkin olmuş olan bu astronomi eseri küçük bir elkitabı niteliğindedir ve yeni bulgular ortaya koymaktan çok, medreselerde astronomi öğretimi için yazılmıştır. Ali Kuşçu'nun diğer önemli eseri ise, Fatih'in adına atfen Muhammediye adını verdiği matematik kitabıdır.

    Ali Kuşçu'nun kendi el yazısı ile olan bu eseri Fâtih, Muhammediye adlı eserle birlikte ciltlenip kendi kütüphanesine koymuştur.

    Ali Kuşçu,Molla Hüsrev’le birlikte Semâniye medreselerinin programını yeniden düzenlemiş Fatih Külliyesi'nin programlarını hazırlamış, astronomi ve matematik dersleri vermiştir.

    İstanbul’un boylamını, eskiden belirlenmiş olan 60 derecelik değeri düzeltip 59 derece, enlemini de 41 derece 14 dakika olarak tespit etmiştir. Fatih Camii’nde de bir basîtesi (güneş saati) vardır. Yetiştirdiği talebeler arasında torunu Mîrim Çelebi ile Molla Lutfî meşhurdur.

    Ali Kuşçu'nun medreselerde matematik derslerinin okutulmasında önemli rolü olmuştur. Verdiği dersler olağanüstü rağbet görmüş ve önemli bilim adamları tarafında da izlenmiştir. Ayrıca dönemin matematikçilerinden Sinan Paşa da öğrencilerinden Molla Lütfi aracılığı ile Ali Kuşçu' nun derslerini takip etmiştir. Nitekim etkisi 16. yüzyılda ürünlerini verecektir.

    Ali Kuşçu'nun astronomi ve matematik üzerine yazmış olduğu eserleri medreselerde ders kitabı olarak da okutulmuştur. Yalnız astronomi ve matematik üzerine eser yazmakla kalmayan Ali Kuşçu, kelâm ve felsefe alanında da eserler vermiştir.

    Ali Kuşçu bütün bu çalışmaları yanında şiirle de uğraşmıştır. Kendisinin Farsça yazdığı bir beyitti elimize geçmiştir. Bu beyitte zamanının şairleri gibi kendi sahasında bir incelik göstererek bir teşbih yapmıştır.

    Terazi elinde olan bakkalın suretine hayran oldum

    Ey müşteri beri gel de Kameri mizan burcunda gör

    İlme son derece düşkün olan Fatih Sultan Mehmed Hân Hazretleri, Hulûsi Dârendevî’nin de: ‘Kadr-i zer zerdârşinâsetkadr-i gevher gevherî’  (Altının değerini sarraf¸ mücevherin değerini de cevherci bilir) şeklinde ifade buyurduğu gibi, Ali Kuşçu gibi büyük bir şahsiyetin kıymetini ve ilminin derecesini hemen anlamıştır. O’nun Ali Kuşçu’yu İstanbul’a getirme isteği, sadece bir şahsın istihdam edilmesine yönelik bir istek değil, Osmanlı diyarını önemli bir ilim merkezi haline getirme amacına yöneliktir.

    Ali Kuşçu’nun Ayasofya Medresesine müderris tayin edilmesiyle birlikte, İstanbul’da astronomi ve matematik alanındaki çalışmalar farklı bir boyut kazandı. Ayasofya Medresesi dışında, Molla Hüsrev’le birlikte Semâniye Medreselerinin programı için de çalışma yaptığı rivayet edilmektedir.

    Fatih Camiinin avlusuna girdiğimizde hemen hepimizin dikkatini çekmekte olan güneş saati de Ali Kuşçu’nun eseridir.

    Kendisi, astronomi-matematik alanı başta olmak üzere, kelâm, usulü fıkıh ve dil-gramer alanlarında pek çok eser kaleme almıştır. Bu eserlerin kahir ekseriyeti günümüze ulaşmıştır ve kütüphanelerimizde bulunmaktadır. Kendisine nispet edilmiş olan eserlerin bir kısmının nüshasına ise ulaşılamamıştır. Allah Te‘âlâ kendisinden razı ve memnun olsun. Âmîn.

    Ali Kuşçu’yla beraber İstanbul medreselerinde, özellikle gök bilimi ve matematik alanında büyük gelişmeler başlamıştır. Onun etkisiyle Fatih, medreselerin vakfiyelerinde değişiklik yapmış ve müderrislere naklî ilimlerin yanında akli ilimlerde de uzman olma zorunluluğu getirmiştir. İstanbul’un ünlü bilim insanları da Ali Kuşçu’nun matematik ve gök bilimi derslerini izlemiştir. Ali Kuşçu, Osmanlı Devleti’nde Hoca Sinan Paşa, Molla Lütfi ve Mehmet (Mirim) Çelebi gibi kıymetli gök bilimcilerinin yetişmesini sağlamıştır.

    ALİ KUŞÇU'NUN VEFATI

    Ali Kuşçu 5 Şaban 879 -16 Aralık 1474’te İstanbul’da Cumartesi günü vefat etti ve Eyüp Sultan Türbesi civarına defnedildi. Yetiştirdiği talebeler arasında torunu Mîrim Çelebi ile Molla Lutfî meşhurdur.

    15 yüzyıla özgü mezarı Eyüp Sultan türbesi etrafındaki hazirededir. Soyunun bir kısmı Yavuz Sultan Selim'in Kahramanmaraş'ı fethetmesinden kısa bir süre sonra o bölgede Şiî Mezhebi'nin tekrar artması sonucu Ali Kuşçu'nun torunlarından bir kısmı ferman ile Kahramanmaraş'a gönderilmiştir. Geriye kalan torunları ise daha sonra Düzce'ye kendi arzularıyla göç etmişlerdir. Kahramanmaraş ta bulunan ailenin bir kısmı da Cumhuriyet'in ilanından sonra Bursa'ya yerleşmişlerdir. Bursa'daki Fuat Kuşçuoğlu Caddesi de ismini Ali Kuşçu'nun torunlarından Fuat Bey'in isminden almıştır. Soyu Kahramanmaraş, Düzce ve Bursa'da Kuşçuoğlu soy isimleriyle devam etmektedir. Ali Kuşçu'nun

    ALİ KUŞÇU’NUN ESERLERİ

    Astronomi ve matematik konusunda ortaya koyduğu eserlerin yanı sıra, genel olarak bilime yaptığı katkılardan bir diğeri ise, Fatih'in önerisi üzerine İstanbul'a geldikten sonra başlattığı bilimsel çalışmalardır. İstanbul'da Ayasofya Medresesi (üniversitesi) müderrisliğine (profesörlük) getirildikten sonra, Osmanlı Devleti'nin ilk matematik ve astronomi hocası unvanını kazanan Ali Kuşçu, özellikle astronomi ve matematik konularında çağının sınırlarını aşacak kadar önemli eğitim-öğretim çalışmasında bulunmuş ve üniversitesinin programlarını yeniden düzenlemiştir. Bütün bu çalışmalarının yanında şiirle de uğraşmıştır.

    Ali Kuşçu’nun Buluşları

    1-Ayın haritasını çizmiştir.

    2-Uzay alanında araştırmalar yapmıştır.

    3-Ay’ın uydu olduğunu, Güneş’ten aldığı ışınları yansıttığını ortaya koymuştur.

    4-Uzay ve uzay bilimi alanında özgün çalışmalar yapmıştır.

    5-İstanbul’un enlem ve boylamını ölçmüştür

    6-Güneş saatleri yapmıştır.

    Ali Kuşçu’nun astronomi alanındaki önemli bir çalışması Ay’ın safhalarını, hareketlerini incelediği “Risâlefî Halli el-Eşkâl el-Kamer” isimli eseridir. Bu eser İran, Kirman’da kaleme aldığı önemli bir eseri olmuştur.

    Merkür’ün Görünümleri Üzerine (Fâide fî Eşkâli Utarid) adlı eserinde de Merkür gezegeninin hareketlerini konu almıştır. Ünlü astronom Ptolemaios’un/Batlamyus’un¸ en meşhur eseri “Almagest”te ileri sürdüğü bazı bilgileri tenkit ve tashih etmiştir. Kopernik’in 1496’da geliştirdiğine benzer yeni bir Merkür modelini ondan çok daha önce ortaya koymuştur.

    Plolemaios’un¸ iki iç gezegen olan Merkür ve Venüs’ün hareketlerine ilişkin görüşlerini tenkit ettiği diğer bir çalışması da “Risâle fî Asl el-HâricYumkinu fî el-Sufliyeyn” (İki İç Gezegende Dış Merkezlilik Kuralı) başlıklı kitaptır.

Ali Kuşçu’nun daha çok şerh-hâşiye türünden olan değişik sahalardaki eserlerini üç grupta toplamak mümkündür:

    Astronomi-Matematik 

    1. Risâle fi’l-heyʾe. Astronomi ile ilgili Farsça bir risâle olup Süleymaniye (Ayasofya, nr. 2639, 2640; Esad Efendi, nr. 2033/4), Nuruosmaniye (nr. 4913) ve Köprülü (nr. I, 1582/14) kütüphanelerinde nüshaları vardır. Bir mukaddime ve iki “makale”den oluşan risâleyi Molla PervîzMirkātü’s-semâ adıyla Türkçe’ye çevirmiştir. Bu tercümenin bir nüshası Nuruosmaniye Kütüphanesi’ndedir (nr. 2949). Ayrıca Muslihuddîn-i Lârî’nin bu risâleye yaptığı Farsça bir şerhi de bulunmaktadır (Köprülü Ktp.,nr. I, 1586/2). 

    2. Risâle fi’l-hisâb. Üç makaleden oluşan Farsça bir eserdir. Süleymaniye Kütüphanesi’nde (Ayasofya, nr. 2733) müellif hattı bir nüshası bulunmaktadır. 

    3. er-Risâletü’l-fethiyye. Akkoyunlu Hükümdarı Uzun Hasan’a karşı elde ettiği zafer münasebetiyle Fâtih’e ithaf edilmiş olan astronomi ile ilgili Arapça bir eserdir. Risâleyi Ali Kuşçu’nun torunu Mîrim Çelebi ile talebesi Sinan Paşa ayrı ayrı şerhetmişlerdir. Eserin, Kanûnî’nin emri üzerine 1548 yılında Halep’te Hulâsatü’l-hey’e adıyla Ali b. Hüseyin, 1824 yılında da Mir’âtü’l-âlem adıyla Mühendishâne-i Hümâyun başmüderrisiSeyyid Ali Paşa tarafından (bk. Râgıb Paşa Ktp.,nr. 250) yapılmış Türkçe tercümeleri de vardır. Bu eserin yukarıda adı geçen Farsça Risâle fi’l-heyʾe’nin Arapça tercümesi olup olmadığı konusu tartışmalıdır (bk. İA, I, 323; Ünver, s. 44-45). er-Risâletü’l-fethiyye’nin Süleymaniye (Ayasofya, nr. 2733/1 müellif hattı; Dârülmesnevi, nr. 340; Pertev Paşa, nr. 633/22; Hâlet Efendi, nr. 538; Lala İsmâil, nr. 292/1) ve Nuruosmaniye (nr. 2950/3) kütüphanelerinde birçok nüshası mevcuttur. 

    4. er-Risâletü’l-Muḥammediyye*. Ali Kuşçu’nun Arapça olarak kaleme alıp Fâtih’e ithaf ettiği hesap ilmi ile ilgili bu eseri bir mukaddime ve beş makaleden ibarettir. Eserdeki makale sayısı, Farsça Risâle fi’l-hisâb’dan fazladır. Bu iki risâlenin birbirinin tercümesi olup olmadığı konusu da tartışmalıdır (bk. İA, I, 23; Ünver, s. 41-42). Risâlenin Süleymaniye Kütüphanesi’nde biri müellif hattı olmak üzere (Ayasofya, nr. 2733) çeşitli yazma nüshaları vardır (Lâleli, nr. 2715/2; Pertev Paşa, nr. 623/23; Kılıç Ali Paşa, nr. 683/4).

    5. Şerḥ-i Zîc-i UluġBeg. Farsça bir şerh olup tertip açısından bir zîc için gerekli bütün bilgileri ihtiva etmektedir. İstanbul Kandilli Rasathânesi (nr. 113) ve Râgıb Paşa (nr. 928) kütüphanelerinde birer nüshası bulunmaktadır. 1018 yıldızın konumunu içeren Zic-i Uluğ Bey, dört bölümden oluşur. Birinci bölüm farklı kimseler tarafından kullanılan değişik kronoloji sistemlerini, ikinci bölüm pratik astronomi, üçüncü bölüm yer merkezli evren sistemine göre gök cisimlerinin görünen hareketi konularını kapsar. Dördüncü bölüm ise astroloji konusundadır. Ali Kuşçu’nun daha çok şerh-hâşiye türünden olan değişik alanlardaki eserlerini üç grupta toplamak olanaklıdır.         

    6. Şerḥu’t-Tuḥfeti’ş-Şâhiyye.Kutbüddîn-i Şîrâzî’nin astronomiyle ilgili et-Tuḥfetü’ş-Şâhiyye adlı eserinin şerhidir (bk. Keşfü’ẓ-ẓunûn, I, 367-368). Süleymaniye Kütüphanesi’nde (Cârullah Efendi, nr. 2060) bir nüshası tesbit edilmiştir. Şerhin Ali Kuşçu’ya ait olduğuna dair metinde herhangi bir işaret yoktur. Tabakat kitaplarında da Ali Kuşçu’ya böyle bir şerh nisbet edilmemiştir. Yalnız söz konusu nüshanın ilk varağının üst tarafında Ali Kuşçu’ya ait olduğu kaydedilmiş bulunmaktadır.

    Kelâm ve Usûl-i Fıkıh 

    1. eş-Şerhu’l-cedîdʿale’t-Tecrîd.Nasîruddîn-i Tûsî’nin kelâm ilmi alanında pek meşhur olan, birçok şerh ve hâşiyesi bulunan Tecrîdü’l-kelâm adlı eserinin şerhi olup bunun üzerine de epeyce hâşiye kaleme alınmıştır. Celâleddined-Devvânî ile Sadreddîn-i Şîrâzî söz konusu şerh üzerine yazdıkları hâşiyelerle aralarında ilmî tartışmaya girmişler, bu sebeple de aynı kitaba birden fazla hâşiye yazarak itiraz ve cevap mahiyetindeki tartışmalarını sürdürmüşlerdir (bk. TECRÎDÜ’l-İ‘TİKĀD). Şerhin Süleymaniye Kütüphanesi’nde birçok yazma nüshası bulunduğu gibi Köprülü (nr. I, 821, 822; II, 151), Nuruosmaniye (nr. 2104/2) ve Kayseri Râşid Efendi (nr. 484) kütüphanelerinde de nüshaları mevcuttur. Kitap ayrıca basılmıştır (Tebriz 1301, taş basması; bk. İÜ Ktp.,nr. 74152, 82016). 2. Hâşiyeʿale’t-Telvîh. Sadrüşşerîa’nın fıkıh usulüne dair Tenkīhu’l-usûl’ü üzerine Teftâzânî tarafından yapılan et-Telvîh adlı şerhin hâşiyesi olup bir tek nüshası tesbit edilebilmiştir (Süleymaniye Ktp.,Cârullah Efendi, nr. 1438/2).

    Dil-Gramer 

    1. Şerhu’r-Risâleti’l-vazʿiyye. Adudüddin el-Îcî’nin vaz‘* ilmine dair risâlesinin şerhidir; Süleymaniye Kütüphanesi’nde birçok yazma nüshası bulunmaktadır. Ayrıca Köprülü (nr. II, 339/1), Râgıb Paşa (nr. 1285/6, 1289/3), İstanbul Üniversitesi (nr. 1532, 6035) ve Kayseri Râşid Efendi (nr. 1001/4) kütüphanelerinde de nüshaları vardır. Şerh üzerine Seyyid Hâfız tarafından bir de hâşiye yazılmıştır. Bu hâşiye, şerh ve metinle birlikte birkaç defa basılmıştır (İstanbul 1259, 1267, 1272). 

    2. Risâle fî vazʿi’l-müfredât. Müstakil küçük bir risâle olup birçok yazma nüshası vardır (Süleymaniye Kütüphanesi’ndeki birçok nüshadan başka NuruosmaniyeKtp.,nr. 4509/7; Köprülü Ktp.,nr. 1610/35). 

    3. ʿUnkūdü’z-zevâhir.Lugat, sarf ve iştikakla ilgili olan bu eser Kahire (ts.) ve İstanbul’da (1866, taş basması) basılmıştır. Ayrıca Süleymaniye (Fâtih, nr. 4676; Yenicami, nr. 1181/1; Esad Efendi, nr. 3087; Lâleli, nr. 3030/10; Şehid Ali Paşa, nr. 2576, 2577, 2578) ve Nuruosmaniye (nr. 4512/4) kütüphanelerinde yazma nüshaları mevcuttur. Eser Müftîzâde Abdürrahim tarafından şerhedilmiştir (ŞerhuʿUnkūdi’z-zevâhir, İstanbul, ts., 200 sayfa; yazma nüshası için bk. Süleymaniye Ktp., Esad Efendi, nr. 3070). 

    4. Şerhu’ş-Şâfiyeli’bni’l-Hâcib. Farsça bir eser olup burada eş-Şâfiye’nin bazı yerleri şerhedilmiştir (bk. Keşfü’ẓ-ẓunûn, II, 1021). Köprülü Kütüphanesi’ndeki (nr. I, 1598) mecmuada bulunan eş-Şâfiye’nin sonundaki Farsça risâle muhtemelen bu şerhtir. 

    5. Fâʾide li-tahkīkilâmi’t-taʿrîf. Harf-i ta‘rifin bazı özellikleri üzerinde duran tek varaktan ibaret bir risâle olup Köprülü (nr. I, 1593/21) ve Süleymaniye (Reşid Efendi, nr. 1032/39) kütüphanelerinde nüshaları mevcuttur. 

    6. Risâle Mâ ene kultü. Teftâzânî’ninTelhîsü’l-Miftâh, üzerine yazdığı ve el-Mutavvel diye tanınan şerhte geçen “mâ ene kultü” ibaresiyle ilgili olarak yazılmıştır. Aynı adla başka müelliflerin de risâleleri vardır (bk. Keşfü’ẓ-ẓunûn, I, 888). Risâle fî beyâni sebebi takdîmi’l-müsnediileyh diye de anılır (nüshaları için bk. Köprülü Ktp.,nr. III, 704/3; Râgıb Paşa Ktp.,nr. 374, vr. 208-211; Süleymaniye Ktp.,Reşid Efendi, nr. 1032/30). Abdülgafûr-i Lârî bu risâle üzerine bir başka risâle yazmıştır (Risâle ʿalâ Risâle Mâ ene kultü, bk. Köprülü Ktp.,nr. III, 704/4). 

    7. Risâle fi’l-hamd.SeyyidŞerîf el-Cürcânî’nin el-Hâşiyetü’l-kübrâ’sında söz konusu ettiği “hamd” ile ilgili sözlerinin tahkikine dair bir risâledir (bk. Keşfü’ẓ-ẓunûn, I, 862). Baş tarafında Ali Kuşçu bu risâlesini el-Fethiyye’den sonra yazdığını bildirmektedir (Süleymaniye Ktp., Fâtih, nr. 5384/9).

    Kaynaklarda Ali Kuşçu’ya nisbet edilen, ancak nüshaları tesbit edilemeyen başka eserler de vardır: Târîhu Ayasofya, Tefsîrü’z-zehrâveyn, Mahbûbü’l-hamâʾil, Risâle fî halli eşkâli’l-kamer, Risâle fî mevzûʿâti’l-ʿulûm, Meserretü’l-kulûb fî defʿi’l-kürûb (bk. Keşfü’ẓ-ẓunûn, I, 286, 448, 572, 883; II, 1676; Sicill-i Osmânî, III, 486-487; Adıvar, s. 47).


    BİBLİYOGRAFYA
    Mecdî, Şekāik Tercümesi, s. 180-184.Keşfü’ẓ-ẓunûn, I, 286, 348-351, 367-368, 448, 497, 572, 862, 883, 888, 889, 900; II, 966, 1021, 1173-1174, 1314, 1676.Suter, DieMathematiker, s. 178-179.Sâlih Zeki, Âsâr-ı Bâkıye, İstanbul 1926, I, 195-199.Hediyyetü’l-ʿârifîn, I, 736.Serkîs, Muʿcem, II, 1281, 1531.Sicill-i Osmânî, III, 486-487.Adıvar, Osmanlı Türklerinde İlim, s. 47-49.Brockelmann, GAL, II, 305; Suppl., II, 329-330.A. Süheyl Ünver, Ali Kuşçî: Hayatı ve Eserleri, İstanbul 1948.Uzunçarşılı, İlmiye Teşkilâtı, s. 7, 20, 31, 321.Ali Abdullah ed-Difâ‘, el-ʿUlûmü’l-baḥtefi’l-ḥaḍârati’l-ʿArabiyyeve’l-İslâmiyye, Beyrut 1403/1983, s. 426.Muammer Dizer, Ali Kuşçu, Ankara 1988.Abdülhak Adnan, “Ali Kuşçu”, İA, I, 321-323.a.mlf., “Alī al-Ḳūsdhjī”, EI2 (İng.), I, 393.F. Rahman – D. Pingree, “ʿAlīQūšǰī”, EIr., I, 876-877. Musa Yıldız, Bir Dilci Olarak Ali Kuşçu ve Risâle fî’l-İsti‘âre’si, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 2002, s.10-14.)Astronomi alanındaki eserleri için bkz. Ramazan Şeşen ve diğ., Osmanlı Astronomi Literatürü Tarihi (Ed. Ekmeleddinİhsanoğlu), İstanbul 1997, I, 27-38; matematik alanındaki eserleri için bkz. a. mlf. ve diğ., Osmanlı Matematik Literatürü Tarihi (Ed. Ekmeleddinİhsanoğlu) , İstanbul 1999, I, 271-275; kelam sahasındaki eserleri için bkz. Müjgan Cumbur, a.g.e., Ankara 1974, s. 6-23.Seyyid Ali Paşa (ö.1846) Mir’âtu’l-Âlem (“Evrenin Aynası”) adıyla Türkçeye çevrilmiştir. Bkz. Seyyid Ali Paşa, Mir’âtu’l-Âlem (Haz. Yavuz Unat), Kültür Bakanlığı, Ankara 2001. TakiyyuddînRâsid bu eserden söz eder. Bkz. Sevim Tekeli, 16’ıncı Asırda Osmanlılarda Saat ve Takiyyuddîn’in “Mekanik Saat Konstrüksüyonuna Dair En Parlak Yıldızlar” Adlı Eseri, Ankara 1966, Türkçe s.46, İngilizce s.114, Arapça s.221.İsmail Ayvalı ,Bir Dilci Olarak Ali Kuşçu ve Risâle fî’l-İsti‘âre’ a Kültür Bakanlığı yayınları. (Ankara 2002)


Etiketler: Ali Kuşçu Kimdir Hayatı Eserleri Görüşleri Vefatı Türbesi, Ünlü astronom, matematikçi, dil bilimci, Ali Kuşçunun eserleri, buluşları | Mekteb-i Derviş

Not: HTML'e dönüştürülmez!
    Kötü           İyi
Benzer Konular