Mekteb-i Derviş | İslam

    DİNİMİZDE EDEP, HAYA, İFFET VE ÖNEMİ

    Allahın insanda görmek istediği güzel vasıflardan birisi de hayâ duygusudur. Hayâ, utanma, çekinme, ar, edep, namus, iffet, Allah korkusuyla günahtan kaçınma anlamına gelir. Hayâ, müminin ahlakıdır. Hz.Peygamber: “Her dinin bir ahlakı vardır. İslam’ın ahlakı da hayâdır.” (Malik, Hüsnü’l- Huluk, 2, II, 905.) buyurmaktadır. Hayâ duygusunu yitirmeyen insan, iyilik ve güzelliklere yönelir, kötülük ve haramlardan korunur. Edep ve hayâdan mahrum insan ise her türlü kötü işe girişebilir. Hayâ, bu yönüyle insanlar üzerinde bir süzgeç ve filtre mekanizmasıdır.
    Peygamber (s.a.v) Efendimiz'in “Utanmıyorsan dilediğini yap” buyurması, hayânın insanı kötülüklerden alıkoymada ne kadar güçlü bir unsur olduğunu ortaya koymaktadır. (Ebu Davud, Edep 6, 7)
    İslam ahlâk bilginleri, hayâyı; Allah’a karsı hayâ, insanlara karsı hayâ, kişinin kendisine karşı hayâsı, olmak üzere üç kısma ayırmışlar ve şöyle açıklamışlardır: “Allah’a karşı hayâ, O’nun emir ve yasaklarına uymakla olur. Allah’a karşı hayâsı, Hz.Yusuf’u zina ve kötülükten korumuştur. Sürekli Allah’ın gözetiminde ve denetiminde olduğunu bilen bir insanın bilerek günah işlemesi, günahında ısrar etmesi kolay değildir. Bir İslam bilgini şöyle der“ İnsanlardan utandığın için perdeni kapatıyor ve kapını kilitliyorsun da, kalbindeki Kur’andan ve kendisine hiçbir şeyin gizli olmadığı Allah’tan utanmıyorsun.”
    İnsanlara karşı hayâ, onlara eziyet etmemek ve yanlarında çirkin işler yapmaktan ve çirkin sözler söylemekten kaçınmakla olur.
Kisinin kendisine karşı hayâsı ise, edepli olması demektir.”
    İnsanın yasaması için kan damarları nasıl kıymetliyse, hayâ da manevi canlılığı devam ettiren can damarları gibidir. Kan damarı çatladığında hayat biterse, hayâ damarı çatladığında insanın, manevi hayatı mahvolur. Hayâ, günah kirlerinden temiz kalmaktır. Hz. Peygamber (s.a.v) yaşadığı çevrenin günah kirlerine rağmen temiz kalmıştır. Ashabtan birçok kimsenin rivayetine göre Peygamber(s.a.v) Efendimiz, genç kızlardan daha hayâ sahibi ve utangaçtı. Arap yarımadası hayâsızlıklarla dolu iken O, gençliğini, ömrünü eşine az rastlanır, edep ve hayâ örnekleriyle süsledi.
    Güzel bir hayânın başlangıcı, gençlik çağlarında başlar, İyiliklerin ve kötülüklerin bulaşması gençlikte çok olduğuna göre, özellikle gençlerin arkadaş seçimine dikkat etmeleri önemlidir. Çünkü arkadaşının ahlakı, hayâsı ona sinecektir. Gençlere hayâlı insan örnekleri ve Peygamber ahlakını tanıtmak gerekir.Cenab-ı Hak: “Rabbinin huzurunda (hesap vermekten) korkan ve nefsini kötü arzulardan uzaklaştırana gelince, onun barınağı da cennetin ta kendisidir.” buyurur.(Naziat Suresi,40-41)
    Büyük Allah dostları derki: Evliya’nın üç özelliği vardır; "Takva, edep ve ibadet"
    Edep konuştuğun zaman dilini korumaktır; yalnız kaldığın zaman da kalbini korumaktır.
    Edep senden üstün olana hürmet etmek, senden aşağı olana şefkat etmek, dengin olanlarla da güzel geçinmektir.
    Edep dili tutmak, korumak, nefsi küçültmek, kalbi temizlemektir.
    Arifin edebi, her edebin üstündedir. Çünkü manevi bilgisi onun kalbini terbiye eder.”
    Edep, ilimden önce gelir.
    Sehl(k.s) Hazretleri: “Edebi küçümsemek, haramı küçümsemeye götürür. Haramı küçümsemek saygıyı terke götürür. Saygıyı terk etmek ise şükrü terk etmek demektir. Şükrü terk etmenin de imandan ayrılmaya sebep olacağından korkulur. Kulun imanı yalnız edeple doğru olur. Edepsizlik ise ilâhi bilginin azlığından ileri gelir.”
    Ebû Osman (k.s)da: “Kul için güzel edepten daha iyi bir mertebe görmedim. Zira aklın hayatı edeptir. Kul edep ile iki âlemde yüksek hallere, yüce derecelere ulaşır.”
    Eski devirlerde dergâha ilim öğrenmek için gelenlere önce edep öğretilirdi.
    Şükürsüz ve edepsiz kimse, Cenabı- Hakk’ın lütuf ve ihsanından mahrum kalır.
    Bayezid-i Bistami(k.s)Hazretleri hocalarından birinin huzurunda bulunuyordu. Hocası; "Şu raftaki kitabı getir." dedi. Bâyezîd; "Hangi raftaki kitabı istiyorsunuz efendim?" dedi. Hocası; "Bunca zamandır buraya gelip gidiyorsun. Dershanede oturduğun yerin üstündeki rafı diyorum." deyince, Bayezid-i Bistami(k.s); "Efendim, mübarek sohbetinizi dinlemekteki dikkat ve edebe riayetten dolayı, şu âna kadar başımı kaldırıp etrafa bakmış değilim." diye cevap verdi. Hocası bu söz karşısında "Mademki durum böyledir. Senin işin tamamdır. Şimdi artık Bistam'a dönebilirsin ve bizden öğrendiklerini başkalarına öğretebilirsin." buyurdu.
    Bayezid-i Bistami(k.s) ‘ye; "Bulunduğunuz şu derecelere nasıl kavuştunuz?" diye sordular. Cevabında buyurdu ki: "Her yerde Allah-ü Teâlâ’nın gördüğünü ve bildiğini düşünüp, edebe riayet etmekle." buyurdu.
    Edep, akıl ve şeriata muvafık hal ve harekete denir.
    Hz. Mevlana(k.s): ”Akıl gibi mal, iyi huy gibi dost, edep gibi miras ve ilim gibi şeref olmaz.”
    Hz. Ali (r.a):Abdullah ibn Mübarek (k.s) şöyle dedi: “Edebi küçümseyen, sünnetlerden mahrum kalmakla cezalandırılır. Sünnetleri küçümseyen tevhidden mahrum kalmakla cezalandırılır.Edep bir damladır, damladı mı yok olur.”
    Ar duygusu, Cenab-ı Hakk’ın bizlere bahsettiği bir alarm sistemi, bir erken uyarı nimetidir. Çıplaklıkta, edep yerlerinin teşhirinde ısrar ve bundan dolayı utanmamak, ar perdesinin bir daha tamir edilmeyecek biçimde yırtıldığına işarettir.
    Edep perdesinin, hayâ perdesinin, mahremiyetin perdelerinin yırtıldığı bir çağda yaşıyoruz.
    Görülmemesi, gösterilmemesi, perdenin ardında olması gereken her şeyi ifşa etmek maalesef bu zamanda medenilik sayılıyor.
    Edep, edepsizin edepsizliğine sabır ve tahammül etmektir.

    Edebin Dinimizdeki Yeri Nedir?
    Edep, güzel terbiye, iyi davranış, güzel ahlak, haya, nezaket, zarafet gibi manalara gelir. Mesela terbiyeli çocuk, edepli çocuk demektir. Hadis-i şerifte, (Evladınızı edepli, terbiyeli yetiştirin) buyuruluyor. Dinimiz, baştan başa edeptir. Edep, kulun kendisini Cenab-ı Hakkın iradesine tâbi kılması, güzel ahlaklı olmasıdır. Hadis-i şerifte, (Sizin en iyiniz, ahlakı en güzel olandır) buyuruldu.
    Hz. Ömer, (Edep, ilimden önce gelir) buyurdu. Çok heybetli olmasına rağmen, edebinden, hayâsından Resulullahın huzurunda çok yavaş konuşurdu. Peygamber efendimiz de, bir kimsenin yanında iki diz üzerine oturur, ona saygı olmak için mübarek bacağını dikip oturmazdı.     Ebu Said Hudri hazretleri, (Resulullahın hayası, bakire İslam kızlarının hayasından çoktu) buyurdu.
    İbni Mübarek hazretleri, (Bütün ilimleri bilenin eğer edebinde noksanlık varsa, onunla görüşmediğime üzülmem, bunu kayıp saymam. Fakat edepli ile görüşemesem üzülürüm) buyurdu
    Her zaman her yerde edepli, hayâlı olmaya çalışmalıdır! Hadis-i şerifte, (Hayâsızlık insanı küfre düşürür) buyuruldu. Hayâ, bir binayı tutan direk gibidir. Direksiz binanın durması kolay olmadığı gibi, hayâsız kimsenin de imanını muhafaza etmesi zordur.
    Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:”Allahü teâlâdan haya edin! Allah’tan haya eden, kötü düşünceden uzak durur, midesine girenleri kontrol eder, ölümü hatırlar.” [Tirmizi]
    “Hayâ, baştan başa hayırdır.” [Müslim]
    “Her dinin bir ahlakı vardır. İslamiyet’in ahlakı da hayâdır.” [İbni Mace]
    “Hayâsız olan hep kötülük eder.” [İbni Mace]
    “Hayâsız olan, emanete hıyanet eder, hain olur, merhamet duygusu kalmaz, dinden uzaklaşır, lanete uğrar, şeytan gibi olur.” [Deylemi]
    “Hayâ ile iman, ikiz kardeştir. Biri giderse diğeri de gider.” [Ebu Nuaym]
    “Mümin, ayıplamaz, lanet etmez, çirkin söz söylemez ve hayâsız değildir.” [Tirmizi]
    “Hayâ imanın nizamıdır. Bir şeyin nizamı bozulunca, parçaları da bozulur.” [İ.Maverdi]
    “Hayâ imandandır. Hayâsızın imanı yok demektir.” [İbni Hibban]
    “İnsan, salih iki komşusundan utandığı gibi, gece gündüz kendisiyle beraber olan yanındaki iki melekten de utanmalıdır!” [Beyheki]
    “Hayâsızın dini olmaz ve hayâsız kişi Cennete giremez.” [Deylemi]
    “İman çıplaktır, süsü hayâ, elbisesi takva, sermayesi fıkıh, meyvesi ameldir.” [Deylemi]
    “Hayâ insan olsaydı, salih biri, fuhuş insan olsaydı, kötü biri olurdu.”[Taberani]
    “Hayâ ile iman bir aradadır. Biri giderse, öteki de durmaz.”[Hâkim]
    Dinimizde hayânın yeri çok mühimdir. Allahü teâlâdan utanmak, imanın kuvvetli olduğuna, hayâsızlık da imanın zayıf olduğuna alamettir. Hadis-i şerifte, (Hayânın azlığı küfürdendir) buyuruldu. Hayâsız kimse, zamanla küfre kadar gidebilir. Hayâ, imanın esasındandır. Hayâsı olan Allah’tan utandığı için günahtan çekinir. İnsanlardan utanmayan Allah’tan da utanmaz. İnsanlardan utanarak günahı gizlemek de hayâdandır. İnsanlardan utananın, Allahü teâlâdan da utandığı anlaşılır. Çünkü hadis-i şerifte, (Allah’tan sakınan, insanlardan da sakınır) buyuruluyor. Hayâsız olan mürüvvetsiz olur. Hazret-i Ebu Bekir, (Hayâsız insan, halk içinde çıplak oturan gibidir) buyurdu.
    Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: “İman edenler arasında kötülüğün, hayâsızlığın yayılmasını isteyenler ve sevenler için dünyada da ahirette de elim bir azap vardır.” [Nur Suresi,19]
    Kadın erkek ilişkilerinde ve tuvalet için kullanılan kelimeleri aynen söylemek insanlığa uygun değildir, hayayı yok eder ve iyileri gücendirir. Böyle kelimeleri söylemek gerekince, açık olarak değil, kinaye olarak söylenir.
    Allahü teâlânın nimetinde, nimeti vereni görmeli, daima Onun huzurunda olduğunu düşünmeli, mesela otururken, yatarken edebe riayet etmelidir. Yerken, içerken, konuşurken, okurken, yazarken ve her çeşit iş yaparken, bütün bunların Allahü teâlânın kudretiyle yapıldığını, bütün işlerde Onun emrine uyup yasak ettiklerinden sakınmayı düşünmelidir. Böyle düşünmek çok üstün bir ibadettir.
    Mahrem konuları edeple sormak lazım Bir kız, mahrem konuları annesine sorar. O da bilmezse, annesine, (Babamdan öğren) der. Babası da bilmezse, babasının, bilen birine sorması gerekir. Babası yoksa ağabey, amca, dayı gibi mahrem akrabalarından öğrenir. Bunlar da öğrenip bildirmezse, o zaman mektupla veya telefonla, kendinden değil de, (Bir kadının muayyen hâli şu kadar devam edip kesilse, ne gerekir) şeklinde sormak daha uygun olur. Bir kadının kocası, bu bilgileri öğrenip hanımına anlatmazsa, kadın, en uygun bir yolla bunları öğrenebilir. Bilenlerden bu konuları edep dairesinde sorması ayıp olmaz.
    Hazret-i Esma’nın Peygamber efendimize nasıl gusledileceğini sorarken utanması üzerine, Hazret-i Âişe validemiz, (Ensar kadınları ne iyidir; utanmaları, dinlerini öğrenmekten men etmiyor) buyurdu. (Buhari)
    Demek ki, ayıp olur diye kendisine farz olan bilgileri öğrenmemek yanlıştır. Peygamber efendimiz, mahrem konuları anlatırken, (Allahü teâlâ, hakkın anlatılmasından çekinmez) buyurmaktadır. (Tirmizi)
    Aynı anlamda âyet-i kerime de vardır:(Allah’u Teâlâ, gerçeği söylemekten çekinmez.) [Ahzâb 53]

    Günah İşlememek Şartı ile Birini Sevmekte Mahzur Var mıdır?
    Sevgi, insanın elinde olmayan bir duygudur. İffeti, yani namusu korumak ve günah olan işlerden kaçmak şartı ile birine karşı sevgi duymakta mahzur yoktur. Hatta iffetini koruyarak sevgisini gizlemek çok sevaptır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Aşkını gizleyip, iffetini muhafaza ederek ölen şehiddir.) [Hâkim, Hatib]
    (Aşkını gizleyip, iffetini muhafaza ederek, sabredenin günahlarını, Allahü teâlâ affedip Cennetine koyar.) [İbni Asakir]
    Demek ki, dinimizde iffeti muhafaza etmek ve sevgisi sebebiyle günah işlememeye sabretmek, çok sevaptır. Çünkü genel olarak sevgi insanı kör ettiği için, insanın kendisini günah işlemekten alıkoyması zordur. Zor olan işleri başarmanın sevabı da büyük olur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Ümmetimin üstün olan kimseleri, aşk belasına maruz kalınca iffetini muhafaza edenlerdir.) [Deylemi]
İffetlinin eşi de iffetlidir
    İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki: (Aklı dinlemeyen, en çok ona isyan eden şehvettir. İnsanların, başkalarının ayıplamaları gibi sebeplerle bu şehvetten kaçınmaları faydalı ise de, büyük sevap alamazlar. Fakat günah işlemek için bütün imkanlara sahipken, ortada hiçbir korku yok iken, sırf Allah rızası için, Allah’tan korktuğu için şehvetine esir olmazsa, ona mani olursa, en büyük fazilete kavuşur. Bu derece sıddıklar, şehidler makamıdır.) Hadis-i şerifte buyuruldu ki:(Haya, iffet, dile hakimiyet ve akıl, imandandır. Böyle kimselerin ahiret arzusu çoğalır, dünya hırsı azalır. Cimrilik, müstehcenlik, çirkin sözlülük, hayâsızlıktan, nifaktan ileri gelir. Böylelerinde dünya hırsı çoğalır, ahiret arzusu azalır.) [Beyheki]
    Erkekler, iffetsiz olursa, yakınları da kötü yola düşebilir. Peygamber efendimiz, (Siz iffetli olursanız, kadınlarınız da iffetli olur) buyurdu. (Taberani)
    İbni Neccar'ın bildirdiği (Zina eden, aynı şeye maruz kalır) mealindeki hadis-i şerif, iffetli olmayanın yakınlarının da, iffetsiz olabileceğini göstermektedir. İffetli olmaya gayret eden bunu başarır. (İffetli olmak isteyeni Allahü teâlâ iffetli kılar) hadis-i şerifi buna delildir. (Hakim)
Gayrı meşru işler, dünyada insan için yüz karasıdır. Ahirette ise, azabı çok şiddetlidir. “Ben ölmem” veya “Cehennem ateşi bana zarar vermez” diyen varsa, dilediği kötülüğü işlesin! Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Dünya için, dünyada kalacağın kadar çalış! Ahiret için, orada sonsuz kalacağına göre çalış! Allahü teâlâya, muhtaç olduğun kadar itaat et! Cehenneme dayanabileceğin kadar günah işle!) [Eyyühel veled]
    Öleceğine inanan ve öldükten sonra başına gelecekleri düşünen, kötülük işleyebilir mi?
    İffetli olmak için İnsana en büyük zarar, kötü arkadaştan gelir. Kötü arkadaşlarla düşüp kalkan, kılavuzu karga olan nasıl her zaman temiz olabilir?
    İyi insanlarla beraber olan kimse, bir müddet onlar gibi iyi iş yapmasa bile, onların yanında kötülük edemez. Hadis-i şerifte, (İnsanın dini arkadaşının dini gibidir) buyuruluyor. (Tirmizi)
    Şu halde yapılacak iş, arkadaşlık edilen kimselere dikkat etmek ve kötü arkadaşlardan uzak durmaktır. Namuslu, iffetli yaşamak isteyene cenab-ı Hakkın bunu nasip edeceği din kitaplarında yazılıdır. Bir hadis-i şerifte buyuruldu ki:(İffet talep edeni, Allahü teâlâ iffetli kılar.) [Hakim]
İffetli olan, aile efradının da iffetli olmasını ister. Onları da kötülükten korur. Kendisi kötü olursa, bir gün çoluk çocuğu da Allah saklasın kötü yollara düşebilir. Çocuklarının iffetsiz olmasını hangi ana-baba isteyebilir?
    Çocuklara iyi örnek olmak gerekir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:(İffetli olursanız, kadınlarınız da iffetli olur. Ana-babanıza ihsan ederseniz, çocuklarınız da size ihsan eder!) [Taberani]
    (Kötülükten korunmak için, nikahlı yaşamak ve iffetli olmak gerekir.) [İbni Asakir]

    ASALET ÖNEMLİ
    Asalet, diğer hasletlerle birlikte olursa kıymetlidir. Herkes Âdem aleyhisselamdan gelmiştir. Her iyi kimsenin çocukları iyi olur, her kötünün çocukları da kötü olur diye bir kaide yoktur.
    Hazret-i Âdem’in ve Hazret-i Nuh’un oğlunun biri kâfir olmuştur. Nuh aleyhisselam ile Lut aleyhisselamın hanımı kâfir idi. Ebu Cehil kâfirinin oğlu ise, insanların en üstünlerinden, yani sahabi idi. Peygamber efendimizin öz amcası Ebu Leheb kâfir idi.
    Ana-babanın günahkâr olmasından dolayı, çocukların da iyi bir insan olamıyacağı anlamını çıkarmak çok yanlıştır. Allah’u Teâlâ, kötüden iyi, iyiden kötü yaratır. Kur'an-ı kerimde birkaç yerde,(Ölüden diri, diriden ölü çıkarır) buyuruyor. (A.İmran Suresi,27)
    İslam âlimleri bu âyet-i kerimeyi açıklarken, (Kâfirden müslüman, müslümandan kâfir yaratır) buyurmuşlardır. Bunun için, soyundaki kimselerin kötü olması, kendisinin de kötü olacağını asla göstermez. Hepimiz Âdem aleyhisselamdan geldik. Dinimizde ırk üstünlüğü yoktur. Allah indinde üstünlük ancak takva iledir.(Allah indinde en üstününüz, Ondan en çok korkanınızdır) buyuruluyor. (Hucurat Suresi,13)
    [Takva ehli olmak, Allah’tan korkup dinin emirlerine uymak ve yasak ettiklerinden kaçmak demektir.]
    Güzel huy bir asalettir.Muteber olmayan bir kitapta diyor ki: (Asalet olmayınca, verilen terbiyenin fazla tesiri olmaz. Bakırı ne kadar silip parlatsanız, üç gün sonra gene kararmaya başlar. Suni parlaklık kısa bir zaman devam edebilir. Altın hiçbir zaman pas tutmaz. Silmezseniz bile parlaklığını yine muhafaza eder. Şu hadise, asaletin ne kadar önemli olduğunu açık bir şekilde göstermektedir.)
    Kitap muteber olmadığı gibi, bu fikir de, Kur'an-ı kerime ve hadis-i şeriflere aykırıdır.Bir kimse, asil bir aileye mensup olmasa da, güzel huylu ise, dindar ise, onun için güzel huyu ve dindarlığı asaletten çok kıymetlidir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Güzel huy gibi asalet olmaz.) [İbni Mace]
    (Kadın, malı, güzelliği, asaleti ve dindarlığı için nikah edilir. Sen dindar olanı seç ki, maddi ve manevi nimete kavuşasın!) [Buhari]
    Nasihat ile asaletsiz insan da terbiye edilebilir. Onun için Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Nasihat et, nasihat müminlere elbette fayda verir.) [Zariyat Suresi,55]
    Asaletsiz olanı da terbiye etmek mümkün olmasaydı, Peygamber efendimiz, (Ahlakınızı güzelleştirin) buyurur muydu? (İbni Lal)
    Hz. Lokman(a.s)’a sordular: - Edep, asalet, mal ve ilimden hangisi daha üstündür?
    - Edep asaletten, ilim maldan hayırlıdır. Oğlu, Hz. Lokman(a.s)a sorar: - En iyi haslet nedir?- Dindar olmaktır.
    - Peki babacığım, bu haslet iki olursa?- Dindarlık ve mal sahibi olmak.- Üç olursa?- Dindarlık, mal ve haya.- Dört olursa?- Dindarlık, mal, haya ve güzel ahlak.- Beş olursa?- Dindarlık, mal, haya, güzel ahlak ve cömertliktir.- Altı olursa?- Oğlum, bu beş haslet kimde olursa, o kimse takva ehli, temiz bir kimsedir, Allah’u Teâlânın dostudur, şeytandan uzaktır.

    İFFETİN ÖNEMİ
    Allahü teâlâ, insan neslini devam ettirmek için, erkek ve kadınları birbirlerine cazip kılmıştır. Aynı zamanda, bu duygu karşısında, insanları dünyada çetin bir imtihana tâbi tutmuştur. Bu imtihanı kazanan, dünya ve ahiretin kahramanıdır. İnsanların iyi veya kötülüğü, daha çok iffet işinde belli olur.
    Allahü teâlâ, Kur'an-ı kerimin birçok yerinde, iffetini koruyabilene, büyük mükafatlar vaat etmiş, iffetini korumayana da, Cehennem azabını göstermiştir. Allahü teâlâ, iffetsizleri, adam öldüren bir katil ile bir tutmaktadır. Müminlerin vasfını anlatırken de buyuruyor ki: (Müminler, namazlarını huşu içinde kılar, boş, lüzumsuz şeylerden yüz çevirir, zekatlarını verir, iffetlerini korur, emanet ve ahidlerine riayet eder.) [Müminun Suresi, 1-8]
    İffetsiz olan, Allah katında günahkâr, halkın yanında da itibarsızdır. Bir namussuzun toplumdaki iyilerin yanında itibarı [saygınlığı], bir köpeğin itibarı kadar yoktur. Zengin ve çok güzel bir kadın, eğer iffetsiz ise, itibarsızdır. Fakir ve namuslu bir kadın ise, her zaman itibarlıdır, saygıya layıktır.
    Dünyadaki pek çok rezaletler, cinayetler, kavgalar, kıskançlıklar, özetle bütün fenalıklar, iffetsizlik yüzünden meydana gelmektedir. İnsanların pek çoğu, iffetsizliğin kötülüklerini bildikleri halde, kendilerini bu kötü yollara sapmaktan alıkoyamaz. Bu kuvvetli duygu karşısında, insanları alıkoyacak çareler vardır. Bu; terbiye ve ahlak meselesidir.
    Allah’tan korkan bir insan iffetsiz olamaz. O halde, çocuklarımıza Allah korkusunu öğretmeye çalışmak, bizim için en başta gelen görev oluyor. Allahü teâlâdan korkmak için, Allah’ı iyi bilmek lazımdır. Allah’ı bilmek için, Onun büyüklüğünü ve sıfatlarını öğrenmek zorundayız. Allahü teâlâyı hiç düşünmeyen bir topluluk için, Allah korkusuna sahip olmak kolay değildir. Allahü teâlâdan korkmak da, bir bilgi, bir çalışma ve bir gayret işidir. Durup dururken, Allah korkusu meydana gelmez. Dinin emir ve yasaklarına riayet edene kolay gelir.
Özellikle büyük şehirlerde iffet işi tehlikeli bir yoldadır. Bir genç kızın, kendi başına yalnız kendi aklı ve anlayışı ile iffetini muhafaza etmesi, cidden güçtür. O genç kız, eğer biraz da güzelse, hatıra ve hayale gelmeyen tehlikelerle çevrilmiş demektir. Bu tehlike, okulda, yollarda, otobüste, komşularda, hatta evinin içinde, telefonda, internette yakasını bırakmaz.
    Kızlarımız, tehlikeler karşısında aciz bir mahluk olarak, ahlaksızların elinde bir oyuncak olmamalıdır. Bu devirde herkesten, her yerde ona zarar gelebilir. Bu zarar, onun parasına, puluna değil, şeref ve haysiyetinedir. Paraya olan zarar telafi edilebilir. Manevi zarar, yerine konamaz. Ahlaksızların içinde genç kız için şerefle yaşamak çok güçtür. İffetli bir kız, diğer bazı kızlar gibi, flört yapmaya heveslenmemeli. Bu tehlikeli bir tecrübedir. Esasen flörtle yapılan evlilik, çok zaman mutluluk getirmez.
    İffeti muhafaza için, gençleri zamanında evlendirmeli, iffeti zedeleyecek yerlerden uzak durmalıdır. Gençliğin hakkı adı altında çeşitli eğlenceler, genç kızı elde etmek için birer tuzaktır. Bunun tuzak olduğuna inanmayan bir kız, tuzağın içine düştükten sonra, aklı başına gelir. Fakat iş işten geçmiştir. Tuzağın görünüşteki cazibesine kapılan kızlar, erkeklerin elinde çabucak birer oyuncak hâline gelir. Kendine güvenen bir kız bile, onların karşısında sonuna kadar dayanamaz. Yakışıklı bir erkeğin aldatıcı gülümsemesi karşısında, yenilebilir. Artık o kız, tuzağa düşmüştür. O tuzaktan kurtulan pek az veya hiç yoktur. Halbuki, o tuzak dediğimiz eğlence yerlerine gitmemek daha kolay bir iştir. (Göz görmeyince, gönül katlanır) diye bir atasözü vardır. Oraya gitmeyen bir genç kız, oranın tehlikesinden kurtulmuş olur. Giderse, kurtulması zordur.
    İffet; bir genç kızın veya kadının, değer biçilemeyen bir mücevheridir. Bu mücevheri ele geçirmek için, Allahü teâlâdan korkmayan her erkek bütün şeytanlığını kullanır. Ele geçirdikten sonra, maksadına erişmiştir. Artık o, mücevherlikten çıkmış, âdi bir taş olmuştur. Sokağa atılıverir. Bu alışverişte, erkek, bir namus hırsızı, kadın ise, mücevherini çaldırmış, bir zavallıdır.
    Resulullah efendimiz buyurdu ki: (Bir kızın küfvünü [dengini] bulunca, hemen evlendiriniz!) [Tirmizi]
    Görülüyor ki, kadını, kızı küfvüne, yani dengine vermek gerekir. Küfv, erkeğin soyda, malda, din işlerinde ve şerefte kadına uygun olması demektir.
    Küfv demek, zengin olmak, maaşı çok olmak demek değildir. Küfv olmak, erkeğin salih müslüman olması, namaz kılması, içki içmemesi, yani İslamiyet’e uyması ve nafaka kazanacak kadar iş sahibi olması demektir. Erkeğin, yalnız zengin olmasını, apartman sahibi olmasını isteyenler, kızlarını felakete sürüklemiş, Cehenneme atmış olurlar. Kızın da namaz kılması, başı, kolu açık sokağa çıkmaması gerekir.

    Hadis-i şerifte "Hayâ imandandır" buyrulmaktadır. İbadetlerini başkalarına göstermekten de hayâ etmek böyle midir?
    İbadetlerini başkalarına göstermekten haya etmek caiz değildir. Hayâ, günahlarını, kabahatlerini göstermemeye denir. Bunun için, vaaz vermekten ve emr-i maruf ve nehy-i münker yapmaktan [ehl-i sünnet kitaplarını yaymaktan] ve imamlık, müezzinlik yapmaktan, Kur'an ve mevlid okumaktan hayâ etmek caiz değildir. (Hayâ imandandır) hadis-i şerifinde, hayâ, kötü, günah şeyleri göstermekten utanmak demektir. Müminin, önce Allahü teâlâdan hayâ etmesi gerekir. Bunun için, ibadetlerini sıdk ile ihlâs ile yapmalıdır.

    İmam-ı Rabbani hazretleri, (Edebi gözetmek, zikirden üstündür. Edebi gözetmeyen Allah’a kavuşamaz) buyuruyor. Burada Allah’a kavuşmak nedir?
    Evliya olamaz demektir. Din büyüklerinin yolu baştan sona edeptir. Namazın sünnet ve edeplerinden birini gözetmek ve tenzihi bir mekruhtan sakınmak; zikir, fikirden [tefekkürden] üstündür.

    Edep Ne Demektir?
    Edep, haddini bilmek, sınırı aşmamak demektir. Ailede, iş yerinde, toplumda herkesin bir sınırı vardır. Bütün sıkıntı ve geçimsizlikler, hep haddi aşmaktan kaynaklanır. Herkes haddini bilip, sınırı aşmazsa, mesela, evin hanımı da, erkek de, kendi sınırını bilip ona göre hareket ederse, o ev Cennet gibi olur. Cennet gibi olan evden ahirete gidenler de, elbette Cennete gider. Her hususta dinimiz ne emrediyor, onu öğrenip, ona göre hareket eden, haddini bilmiş, sınırı aşmamış olur. O zaman ne kavga, ne geçimsizlik, ne de savaş olur. Dünya, güllük gülistanlık olur. Herkesin sınırını ise, dinimiz bildirmektedir.

    Bir tanıdık, bir arkadaşının eşini kaçırıp evlendi. Dinen bu uygun mu?
    Üç yönden uygunsuzdur:
    1- Başkasının eşini ayartmak çok günahtır. Bir hadis-i şerif meali:(Birinin karısını ayartıp aldatan bizden değildir.) [Ebu Davud]
    2- Kocası, o kadını boşamadan hiç kimse onunla evlenemez. Yaptıkları zina olur.
    3- Kocası, eşinin kaçtığını duyunca hemen boşasa bile, iddet müddeti bitmeden kesinlikle evlenemezler. Evlenirlerse zina olur. Biri, birinin eşini ayartırsa, başkası da onun eşini ayartabilir. (Eden bulur) demişlerdir. Bir hadis-i şerif meali:(Siz namuslu olursanız, kadınlarınız da namuslu olur.) [Hâkim]
    Kocasına ihanet edip başkasına kaçan kadın, kaçtığı erkeğe de ihanet edebilir. O erkeğe niçin kaçtı? Ya malı için veya yakışıklı gördüğü için yahut genç gördüğü için kaçtı. Hangi sebep olursa olsun, ondan daha zengini, ondan daha güzeli, ondan gencini bulunca ona da kaçmayacağını kim garanti edebilir? Allah korkusu olmayan, her şeyi yapabilir.

    Aşkla şehevi duyguları karıştıran gençler, bu söylenenlere kulak asmıyorlar. Atalarımız boşuna, (Cahile kelam, nafile kelam) dememişler.Edep, söz ve davranışların adaba uygun şekilde olmasıdır. Bir başka ifadeyle, Allah’ın emrettiği gibi yaşamaktır. Hz. Mevlâna edep hakkında şöyle der: “Eğer insanoğlu edepten mahrum ise insan değildir. İnsanın hayvandan farkı edeptir. Gözünü aç ve Allah’ın bütün kelamına dikkat et. Bütün Kuran’ın manası edeptir.”
    Nur suresi, 30 ayette şöyle buyrulmaktadır: “(Resulüm!) Mümin erkeklere, gözlerini (harama) dikmemelerini, ırzlarını da korumalarını söyle. Çünkü bu, kendileri için daha temiz bir davranıştır. Şüphesiz Allah, onların yapmakta olduklarından haberdardır.”
    Yunus Emre edebin önemini şu sözlerle ifade etmiştir:
    “Girdim ilim meclisine, eyledim kıldım talep,
    Dediler ilim geride, illa edep illa edep.”
    Hayânın sözlük anlamı ‘utanma ve ar duygusu’dur. Ahlâkî bir terim olarak ise hayâ, nefsin çirkin davranışlarından sakınmak manasına gelmektedir. “Hayâ ile iman, ikiz kardeştir. Biri giderse diğeri de gider.” [Ebu Nuaym]
    Genel ahlak kurallarına ve toplum normlarına aykırı, toplumca kabul görmeyecek ve rahatsız edici bulunacak ya da sadece kendimize yakıştıramadığımız bazı tutum ve davranışlarımızla yüzleştiğimizde/yüzleştirildiğimizde utanırız. Yüzümüz kızarır, başımız öne doğru eğilir, karşımızdakine veremediğimiz cevapları yerlerde ararız sanki. Üzerimizde toplanan yadırgayıcı bakışlardan dolayı içimiz sıkılır, hatta eğer bu his dayanılmaz derecede yoğun olursa “Yer yarılsa da içine girsem” dedirten bir kaçma, yok olma arzusunu da beraberinde getirir. Peki, gerçekten “Hayâ” bu mudur? Buraya kadar aslında sanıldığı gibi hayâyı değil, yaşantımızda hayâ duygusunun unutulup tekrar hatırlanması durumunda karşımıza çıkan “utanma” duygusunu anlatmış olduk.
    Peki, “hayâ” nedir? Hayâ, içimizde yer alan ve yanlış yapmamamız gerektiği konusunda nefsimize telkinde bulunan bir değer algımızdır. Bu değer algımıza ters düşen olumsuz bir davranışımızda, sahip olduğumuz bu değerin hatırlanması ile yaşadığımız ise utanma duygusudur. Neden sonuç gibi görünse de her iki kavram da birbiriyle aynı derece ilişkilidir. Zira yanlışımızı engelleyecek değerimiz olan “hayâ” aynı zamanda bu yanlışımız sonrasında yaşayacağımız pişmanlığın da sebebidir. Buradan şu sonuç çıkarılabilir. Eğer içimizdeki hayâ en azından yanlış yapmamızı engelleyemiyorsa bile sonrasında pişmanlığa ve utanmamıza sebep olmaktadır. Bir kul olarak her zaman yanlış yapma ihtimalimiz olduğunu göz önüne aldığımızda, bu değerimizin yanlışlardan dönüşümüz için de son derece önemli olduğu görülmektedir. Öyleyse hayâ bir kılavuzdur diyebiliriz.
    Allah’tan utanmak, imanın kuvvetli olduğuna işarettir. Hayâsı olan Allah’tan utandığı için günahtan çekinir. İnsan yaratılışında var olan hayâ, İslâm dininin özü olan iman ile beslenip gelişince insanda iffet olarak, ar ve ayıplara karşı en büyük kalkan şekline dönüşmektedir.     Peygamber Efendimiz, “İman, yetmiş kusur şubedir. Onun en üstünü (Lâ ilâhe illallah) sözüdür; en aşağısı ise, yoldan eziyet verecek şeyleri kaldırmaktır. Hayâ da imandan bir şubedir.” buyurmuştur.
    Edep ve hayâ insanın vicdani ve ahlakıyla yakından ilgili olan ve kişiliğimizin temelini oluşturan duygulardan birisidir. Hem İslam dininde hem de Türk aile kültüründen gelen edep duygusu gerek büyüklere karşı olan saygı ve küçüklere olan sevgimizi gerekse de insani ilişkilerimizi sağlıklı bir şekilde yürütmemizi sağlayan bir olgudur. Edepsizlik ve hayâsızlık, insani kötüye yönelttiği ya da kötü yoldan alıkoymakta bir engel teşkil ettiğinden dolayı hiçbir zaman hoş karşılanmamaktadır.
    Edep ve hayâdan yoksun insanların neler yapabileceğini tüm çirkinliği ile görebilmekteyiz. Bu yönü ile edep ve hayâ duyguları sağlam olan insanların, zayıf imanlı olsalar dahi toplumdan utanan tarafları onları saygın bir noktada tutabilmektedir. “Allahtan korkmuyorsun bari kuldan utan” sözü bunu anlatan güzel bir misaldir. Tabii ki en güzeli Allah korkusu ile beraber olan edep ve hayâdır ama sadece ikisi bile kişiyi insanlık sınırlarında tutabilmektedir.
    Özetle hayâ, insanı insan yapan ve elbette daha güzel bir insan yapan değerlerimizden biri. Ve yine tüm değerlerimiz gibi, ancak kıymet verdiğimiz ölçüde bizi değerli kılacaktır.
    Hayâ timsali olarak tanıdığımız ve Peygamber Efendimizin, meleklerin dahi hayâ ettiği kimse olarak belirttiği Hz. Osman’ın ahlakı ve edebinin bizlere örnek olmasını Allah’tan niyaz edelim. Allah bizleri edepsizlikten ve hayâsızlıktan muhafaza eylesin. Âmin.


Etiketler: Dinimizde Edep Haya İffet ve Önemi, Edebin dinimizdeki yeri, haya imandandır, aşık olmak günah mı, iffetsizlik, asalet, iffetin önemi, iffeti korumak, biriyle kaçıp evlenmek günah mı, | Mekteb-i Derviş

Not: HTML'e dönüştürülmez!
    Kötü           İyi