Mekteb-i Derviş | İslam

    HAC İBADETİ NEDİR? NASIL YAPILIR, KİMLER YAPAR? ÖNEMİ ve ŞARTLARI

    Ebu Hureyre (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre o şöyle demiştir: Rasulullah (s.a.v)e "Hangi amel daha faziletlidir?"diye sorulduğunda Rasulullah(s.a.v); "Allah'a ve Rasulüne inanmaktır." buyurdu. "Sonra hangisidir?" diye sorulunca; "Allah yolunda cihat etmektir." buyurdu. "Bundan sonra hangisidir?" diye sorulunca, Rasulullah (s.a.v):"Kabul olunmuş (mebrûr) hac'dır." buyurdu. ("Hacc-ı Mebrur"; içine günah karışmayan hac'dır.) Hasan (r.a.): "Hacc-ı Mebrur; dünyada zahid olup ahireti isteyerek dönülen hac'dır." demiştir. Hasen bir senedle merfu' olarak rivayet olunduğuna göre hacc-ı mebrur, yemek yedirmek ve yumuşak kelâm konuşmaktır.)
    Hac Bir Cihaddır.
    Hasan bin Ali (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre; bir adam Nebi aleyhisselam'a gelerek: Ben korkak ve zayıf biriyim" deyince, Rasulullah(s.a.v) da ona: "İçinde şiddet bulunmayan bir cihada (hacca) gel." buyurdu. (Taberani.)
Ebu Hureyre (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre Rasulullah(s.a.v): "Yaşlıların, zayıfların ve kadınların cihadı hacdır." buyurdu. (Nesai)
    Aişe (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre; o şöyle demiştir: "Ya Rasullallah, cihadın en faziletli iş olduğunu görüyoruz. Biz kadınlar da cihada katılmayalım mı?" dedim. Bunun üzerine Rasulullah(s.a.v): "Fakat cihadın en faziletlisi Hacc-ı Mebrur'dur." buyurdular. (Buhari, Müslim)
    Aişe (r.a.) demiştir ki; "Rasulullah'dan bu sözü duyduktan sonra, hacca gitmeyi terketmezdim."
    Hacc Günahları Tertemiz eder.
    Ebu Hureyre (r.a)nin rivayetinde; Rasulullah(s.a.v): "Kim Allah için hacc eder ve o esnada zevcesine yaklaşmaz, günah da işlemezse, anasından yeni doğmuş gibi günahsız olarak döner. "(Buhari ,Müslim.)
Amr İbnül-As (r.a.)ın rivayetinde de: "Allah’u Teâla İslam'ı kalbime koyduktan sonra Rasulullah'a gelerek "Ya Rasulallah, elini uzat ta seninle biatlaşalım" dedim. Bunun üzerine Rasulullah elini uzatınca, ben elimi geri çektim. Rasulullah "Ya Amr, ne oluyor sana?" deyince, "Ben de şart koşuyorum" dedim. Rasulullah "Neyi şart koşuyorsun?" diye sorunca, ben de "Bağışlanmamı", dedim. Bunun üzerine Rasulullah "Bilmiyor musun; Müslüman olmak, önce geçen hataları yok eder, hicret, geçen günahları yok eder,     Hacc da geçen günahları yok eder" buyurdular. (Müslim)
    Abdullah b. Mes'ud (r.a.)de, Rasulullah (s.a.v): "Haccın ardından umreyi de yapın; ikisini birleştirin, çünkü körük, demirin, altının ve gümüşün kirini nasıl giderirse hacc ile umre de fakirliği ve günahları öylece giderir. Mebrur haccının da sevabı ancak cennettir."( Nesai ,Tirmizi)
    Hacılar, "Allah'ın Evinin Ziyaretçileri" dir.
    Ebu Hureyre (r.a.), Rasulullah (s.a.v)Efendimiz: "Hacılar ve umre yapanlar Allah'ın evinin ziyaretçileridir. Eğer Allah'a dua ederlerse, Allah onların duasını kabul eder. Eğer Allah'tan mağfiret dilerlerse, Allah onları bağışlar."müjdesini vermiştir. (Nesai ,İbn Mace .İbn Huzeyme ve İbn Hibban da sahihlerinde şu lafızla rivayet etmişlerdir: "Allah'ın ziyaretçileri üçtür. Hacca giden, umre yapan ve gazi.")
    Makbul Haccın Mükâfatı Cennettir.
    Buhari ve Müslim'in Ebu Hureyre (r.a.)'den rivayet inde: Rasulullah (s.a.v)Efendimiz: "Bir umre ikinci umreye kadar aralarındaki bir senelik günahlara kefarettir. Mebrur haccının mükâfatı da ancak cennettir."
    Cabir(r.a)ın rivayetinde de; Rasulullah (s.a.v)Efendimiz: "Bu beyt (Kâbe) İslam'ın direğidir. Her kim hacc veya umre yapmak için bu beyti ziyaret ederse, Allah'ın kefaretine girmiş olur. Eğer Allah ruhunu alırsa onu cennete koyar, eğer ruhunu almaz da yaşatırsa onu mükâfat ve ganimetle geri döndürür."
    Büreyde (r.a.) Rasulullah(s.a.v)Efendimiz: "Hacc için hazırlanan nafaka, Allah yolundaki nafaka gibidir. Her dirheme yedi yüz misli fazilet verilir."buyurdu.(İbn Ebi Şeybe, Ahmed, Taberani, Beyhaki)

    HAC, İSLAM'IN BEŞ ŞARTINDAN BİRİDİR

    Hac ibadeti mal ve bedenle yapılan, meşakkatiyle, sabrıyla cihad mesabesinde olan faziletli ve durumu yerinde olan kimseler için farz olan bir ibadettir. 
    Hac Arafat’ta, belirlenen özel vaktinde vakfe yapmaktan (bir miktar durmaktan) ve Kâbe-i Muazzama’yı usulü üzere tavaf ederek ziyaret etmekten ibaret olan farz bir ibadettir. Hac, İslâm’ın şartlarından beşincisi olup mal ve bedenle yapılan ibadetler kapsamına girer. Hac yapan kimseye “hacı” denir. Çoğulu “hüccac”dır.
    Hac ibadeti hicretin 9. yılında farz kılınmıştır. Belirli şartlarıtaşıyan müslümanların ömründe bir defa hacca gitmesi farzdır. Haccın farz oluşu kitap, sünnet ve icmâ ile sabittir. Hac ibadetini inkâr etmek, onu küçümsemek veya alay etmek kişinin dinden çıkmasına sebep olur. Böyle bir hataya düşen kimse tövbe etmeli, imanını tazelemeli, bu ibadetin farz olduğuna iman etmeli ve şartlarını taşıyorsa hacca gitmelidir. 
اِنَّ اَوَّلَ بَيْتٍ وُضِعَ لِلنَّاسِ لَلَّذ۪ي بِبَكَّةَ مُبَارَكًا وَهُدًى لِلْعَالَم۪ينَۚ ﴿96﴾
ف۪يهِ اٰيَاتٌ بَيِّنَاتٌ مَقَامُ اِبْرٰه۪يمَۚ وَمَنْ دَخَلَهُ كَانَ اٰمِنًاۜ وَلِلّٰهِ عَلَى النَّاسِ حِجُّ الْبَيْتِ مَنِ اسْتَطَاعَ اِلَيْهِ سَب۪يلًاۜ وَمَنْ كَفَرَ فَاِنَّ اللّٰهَ غَنِيٌّ عَنِ الْعَالَم۪ينَ ﴿97﴾
    Allah Teâlâ Âl-i İmrân sûresinin 96. ve 97. âyet-i kerimelerinde şöyle buyurmaktadır: “İnsanlar için yeryüzünde kurulan ilk ev Mekke’de bulunan, herşeyi ile mübarek yapılan ve âlemler için hidayet kaynağı olan Kâbe’dir. Orada apaçık deliller vardır. İbrahim’in makamı vardır. Kim oraya girerse emniyette olur. Oraya gitmeye gücü yeten herkese Allah için Kâbe’yi ziyaret etmek, Allah’ın insanlar üzerindeki bir hakkıdır (onlara farz kıldığı bir vazifedir). Kim inkâr ederse bilsin ki, Allah’ın âlemde hiç kimseye ihtiyacı yoktur.”
    Peygamber Efendimiz de (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “İslâm beş esas üzere kurulmuştur. Bunlar, Allah’tan (c.c) başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in (s.a.v) Allah’ın elçisi olduğuna şehadet etmek, namaz kılmak, zekât vermek, ramazan orucunu tutmak ve Beytullah’ı (Kâbe’yi) haccetmektir.” 
    Bütün İslâm âlimleri haccın farz olduğunda ittifak etmişlerdir. İmâm-ı Âzam ve Ebû Yusuf’a göre hac fevrîdir, yani yükümlünün gerekli şartları taşıdığı ilk yılda haccetmesi gerekir. Dinen geçerli bir mazeret olmadan ertesi seneye geciktirmek günahtır. İmam Muhammed’e göre ise hac ömrîdir; yani hac ile yükümlü olan kimse bunu ilk yılda yapmak zorunda değildir, ömrü içinde yapması yeterlidir. Ancak bu kimsenin hac veya umreyi geciktirmeksizin yapması sünnettir. İmam Muhammed’in görüşü müslümanlara kolaylık sağlayacağı için daha uygundur.
Bununla birlikte şartlar oluştuktan sonra, önemli bir sebebi yoksa hemen hacca gitmelidir. Çünkü ölümün ne zaman geleceği ve insanın ne hallere düşeceği bilinmediği için ihtiyatlı davranmak gerekir. 

    KİMLER HAC YAPABİLİR?

    Bir kimseye haccın farz olması için şu şartların bulunması gerekir:

    1. Müslüman olmak. Bir kimseye haccın farz olması için; o kimsenin Müslüman olması şarttır. Çünkü kâfir ibadete ehil değildir. Hatta bir kimse kâfir iken; hacc yapmaya gücü yetecek derecede zengin olsa, fakat Müslüman olduktan sonra fakir düşse, o kimseye (önceki halinden dolayı) hac farz olmaz. Fakat hac yapmaya gücü yeten Müslüman, haccı edâ etmeyip, daha sonra fakir düşse, durum böyle değildir. Hac ibadeti o Müslümanın zimmetinde borç olarak kalır. Bir mü'min, hacc ibadetini edâ ettikten sonra (Allah muhafaza buyursun) irtidat etse, sonra da tekrar Müslüman olsa, haccı tekrar etmesi icabeder.

    2. Akıllı olmak. Allah’û Teâlanın teklifleri; ehliyet sahibi insanın üzerinedir. Teklifin sıhhati akılla ilgilidir. Hanefi fûkahası: "Deli olan kimseye, hacc farz değildir" hükmünde ittifak etmiştir. İbn-i Abidin; deliye haccın farz olmadığını kaydettikten sonra: "Bunamış kimse hakkında usûlde ihtilâf edilmiştir. Fahrû'l-İslâm'a göre, çocuk gibi bunaktan da hitap sakıttır. Binaenaleyh ona hiçbir ibadet farz olmaz. İmam Debbûsi ise, ihtiyaten muhatab olduğunu söylemiştir" hükmünü zikreder.

    3. Ergenlik çağına gelmiş bulunmak. Çocuğun yapacağı hac nâfile sayılır. Bulûğa erince yeniden hac yapması gerekir. Resûl-i Ekrem'in (s.a.v.): "Herhangi bir sabi ki, on defa haccetmiştir, sonra da bülûğa ermiştir. Onun üzerine farz olan haccı edâ etmek lâzım gelir" Hadis-i Şerifini esas alan Hanefi fûkahası: "Çocuklara hac farz değildir. Velîlerinin yardımıyla haccı edâ etseler dahi, bu nafile (tetavvû) olur.

    4. Hür olmak. Köle ve câriyeye hac farz değildir. Resûl-i Ekrem'in (s.a.v): "Herhangi bir köle ki on defa haccetmiştir, sonra da azad olmuştur. Onun üzerine farz olan hac lâzım gelir" Hadis-i Şerifini esas alan Hanefi fûkahası: "Kölelere ve cariyelere hacc farz değildir. Efendilerinin izni ile haccetmiş olsalar dahi bu tatavvû (Nafile) olur. Hürriyetlerini elde ettikleri zaman; farz olan haccı edâ etmek durumundadırlar" hükmünde ittifak etmiştir.

    5. Haccın farz olduğunu bilmek. Bu şart İslâm beldesi olmayan ülkelerde Müslümanlığı kabul edenler içindir. İslâm ülkelerinde yaşayan Müslümanlar için haccın farz olduğunu bilmemek özür değildir. Küfür ahkâmının galib olduğu beldelerde, insanlar İslâmî bir eğitime muhatap değildirler. Dolayısıyla Darû'l Harp olan beldelerde, bir kimse Müslüman olsa, haccın farz olduğunu bilinceye kadar, ona hacc farz değildir. Feteva-ı Hindiyye'de "Darû'l Harp'te Müslüman olan bir kimseye haccın farz olması için o kimsenin haccın farz olduğunu öğrenmesi gerekir. Darû'l İslâm'da bulunanlar ise haccın farz olduğunu bilmek durumundadırlar. Yani onlar için mazeret yoktur. Haccın farz olması için, sadece haccın farz olduğunu bilmek gereklidir. Ayrıca haccın nasıl edâ edileceğni ve farzlarını bilip-bilmemek de müsavidir. Bir kimse Darû'l İslâm'da yaşıyorsa, onun hüküm olarak haccın farziyetini ve farzlarını bildiği kabul edilir." hükmü kayıtlıdır. Darû'l Harp'te Müslüman olan bir kimseye, iki erkeğin veya bir erkekle kadının "Haccın farz olduğunu" bildirmesi kâfidir. Ayrıca adil olan bir mü'min, ona haccın farz olduğunu beyan ederse, hacc kendisine farz olur. Bu kimselerin (Şahidlerin) bülûğa ermiş olmaları ve hür olmaları şart değildir.

    6. Gidiş geliş süresi içinde yol masrafıyla aile fertlerinin geçimini temin etmiş olmak. Kur'an-ı Kerim'de 'Ona bir yol bulabilenlerin, beyt-i hac (ve tavaf) etmeleri Allah'ın insanlar üzerindeki bir hakkıdır" hükmü beyan buyurulmuştur. Sahabe-i Kiram, bu Ayet-i Kerimede geçen "Ona bir yol bulabilen “den neyin kastedildiğini Resûl-i Ekrem'e (s.a.v.) sorduğunda, Peygamberimiz (s.a.v.) cevaben: "Bu zât ve rahile'dir" buyurmuştur. Hanefi fûkahası: "Havaic-i Asliye'den fazla olarak nakil vasıtasını teminle birlikte, nafakası üzerine vacip olan kimselerin ve nefsinin yiyeceklerine sahip olmanın şart olduğunda ittifak etmiştir. “Nakil vasıtası, ya hacca gidecek  mü ‘minin malı olmalı veya kiralamış bulunmalıdır. Âriyet (ödünç alma) veya ibaha yoluyla nakil vasıtasına sahip olmak kâfi değildir. Mekkeliler ve Mekke'nin civarında oturanlar için, nakil vasıtasını temin şart değildir. Bunların yürümeye güçleri yetiyorsa, hac kendilerine farz olur. Nakil vasıtasının bulunması, uzaktan hacca gelecek mü'minler için şarttır. Ancak, mükellefin hem kendisinin, hem de aile fertlerinin yiyeceğini (Gidip-dönünceye kadar, bir yıllık değil) temin etmiş olması şarttır. Buna gücü yetmiyorsa, hacc kendisine farz olmaz.

    7. Hac vazifesini yapabilecek zamana yetişmiş olmak. Malûm olduğu üzere haccın vakti, Şevval, Zilkade ayları ile Zilhicce ayının ilk on günüdür. Bu süreye "Eşhür-û hacc" (Hac mevsimi) denir. Binaenaleyh bir kimseye haccın farz olması için, vaktin bulunması da şarttır. Meselâ; Muharrem ayında haccın vücûbunun diğer şartlarına haiz olan bir kimseye, "Şevval" ayı girinceye kadar hac farz olmaz. Bu süre içerisinde vefat ederse; hac ibadeti zimmetinde borç olarak kalmış değildir. Çünkü vakte (hac mevsimine) ulaşamamıştır.

    Bu şartların tamamını taşımayan bir kimsenin bizzat haccetmesi farz olmadığı gibi yerine bir başkasını bedel olarak göndermesi, bedel gönderilmesini vasiyet etmesi de gerekmez.

    HACCIN ÇEŞİTLERİ

    Hac; farz, vacip ve sünnet olmak üzere üç kısma ayrılır. Gerekli şartlara sahip olan her Müslümana ömründe bir defa hac etmesi farzdır. Hac yapmayı adayan kimsenin hac etmesi vaciptir. Yine, başlanmış iken bozulan nafile bir haccı kaza etmek de vaciptir. Farz haccı yapmış olan kimsenin, birden fazla yapacağı haclarla, henüz yükümlü olmayan çocuğun yapacağı hac nafiledir. Umre ise, hac ayları dışında da yapılabilen sünnet bir ibadettir. Gerek farz, gerek vacip, sünnet veya nafile hac üç çeşide ayrılır. İfrat, temettü' ve kıran haccı.
    1. İfrat Haccı: Mikatta ihrama girerken yalnız hac yapmaya niyet edilince, buna ifrat haccı denir. Bu haccı yapana da "müfrit" denir. Bunda, umre yapılmaksızın yalnız hac ibadeti ifa edilir. Akabe cemresini yapıncaya kadar ihramda kalır. Akabe cemresinden sonra dilerse kurban keser. Çünkü ifrat haccı yapana kurban kesmek vacip değildir. Dilerse nafile olarak keser. Sonra tıraş olur veya saçlarını kısaltır ve ihramdan çıkar.
    2. Temettü Haccı: Hac aylarında önce umre için ihrama girip, umreyi tamamladıktan sonra, aynı yılın hac aylarında hac için yeniden ihrama girerek yapılan hacca "temettü' haccı" denir. Burada umre ve hac ayrı ayrı ihramla ifa edilmektedir. Bu çeşit haccı yapana "mütemetti" denir. Temettü' haccı yapacak olan kimse, mikatta umre niyetiyle ihrama girer. Mekke'ye ulaşınca tavaf ve sa'yeder, tıraş olur veya saçlarım kısaltır. Böylece umreyi tamamlayıp ihramdan çıkar. Normal elbiselerini giyer, ihramlı olmayanlara mubah olan şeylerden yararlanır. Sonra Zilhiccenin sekizinci günü veya daha önce Mekke'de kaldığı evde ihrama girer. Arafat a çıkar vakfe yapar. Öğle ve ikindi namazlarını Cem’i takdimle kılar. Akssam güneş batarken Müzdelife’ye hareket eder Orada Cem’i tehir ile Yatsı vaktinde Akşam ve Yatsı namazlarını kılar. Şeytan taşlamak için 70 taşı orada toplar. Müzdelife Vakfesini ve duasını yaptıktan sonra. İlk gün Büyük şeytana 7 taş atar. Oteline gelir. Kurbanlarını kestirir. Tras olur saçlarını keser banyo eder ihramdan çıkar. Sonra Kâbe’ye gider Farz olan Ziyaret tavafını yapar önceden nafile bir tavafından ardından Haccın Sağy’ini yapmamışsa onu yapar ve bütün hac menasikini yerine getirmiş olur diğer günlerde Üç akabeye 7 şer taşını atar ve Haccını tamamlar. 
    Mikatların dışında kalan belde ve ülkelerden gelen hacılar, (afakîler) uzun süre ihramda kalmamak için, daha çok temettü' haccını tercih ederler. Burada umre ile haccı, aynı hac mevsiminde ayrı ihramlarla birlikte yapmaya muvaffak kıldığından, Allah’u Teala için bir şükür kurbanı kesilir. Bu kurban, Akabe cemresi taşlandıktan sonra, tıraştan veya saçları kısaltmazdan önce, kurban bayramı günlerinden birinde kesilir. Kurban kesmeye gücü yetmeyen kimse, hac sırasında arefe günü bitmek üzere üç gün, bayram günleri çıktıktan veya kendi beldesine döndükten sonra yedi olmak üzere toplam on gün oruç tutar.
    3. Kıran Haccı: Aynı hac mevsimi içinde umre yaptıktan sonra ihramdan çıkmadan yapılan hacca, "kıran haccı"; bu haccı yapana "karin" denir. Kişi, umre ile haccı beraber yapmak üzere ihrama girer; umreyi tamamlar, ihramdan çıkmaz; ihramın gereklerine riayet ederek hac fiillerine başlar, kudüm tavafını yapar, Arafat'ta durur, bayramın birinci günü Akabe cemresini attıktan sonra kurbanını kesip tıraş olur, ihramdan çıkar. Temettu' ve kıran haccı yapanlara şükür kurbanı kesmek vaciptir, ifrat haccı yapanın böyle yükümlülüğü yoktur, dilerse nafile kurban kesebilir. Kıran haccında da şükür kurbanı kesemeyen kimse, bayramdan önce üç gün, evine döndükten sonra yedi gün olmak üzere, on gün oruç tutar. Allah’u Teâla şöyle buyurur: "Güvene kavuştuğunuz zaman hac zamanına kadar umre ile faydalanmak isteyen kimse, kolayına gelen kurbanı keser, kurbanı bulamayan, üç gün hacda, yedi gün de döndüğünüz zaman olmak üzere tam on gün oruç tutar. Bu, ailesi Mescid i Haram civarında oturma-yanlar içindir." (Bakara Suresi 196. Ayet) Temettü' veya kıran haccı yapan kimsenin şükür kurbanı kesmeye gücü yetmez ve kurban bayramından önceki üç gün orucu da tutmamış bulunursa, sonraki yedi günü de tutması gerekmez. Bunun yerine kurban kesmesi gerekir. Kurban kesemeyecek durumda ise ihramdan çıkar, fakat bu kez, iki kurban lazım gelir. Birisi temettü' veya kıran kurbanı, diğeri kurban kesmeden ihramdan çıktığı için ceza kurbanıdır.
    Mekkelilere ve mikat sınırları dâhilinde oturanlara temettü' veya kıran haccı yoktur. Onlar yalnız ifrad haccı yaptıklarından şükür kurbanı kesmeleri gerekmez. (el-Kasanî, Bedayiu's-Sanayi', II, 167; ibnü'l-Hümam, Fet-hu'l-Kadîr, II, 199 vd., 214, 288-294; el-Meydanî, el-Lübab; l, 192 vd.; ez-Zeylaî, Nasbu'r-Raye, III, 99,113; ez-Zühaytî, a.g.e, 111,133 vd.)

    HACCIN ÖNEMİ

    Hac ibadeti namaz ve oruç kadar önemlidir. 
    Hz. Âdem’den (a.s) beri bütün ümmetlere çeşitli şekillerde farz kılınan dört ibadet var: Namaz, zekât, oruç ve hac. Bir binanın dört temel sütunu gibi, inanan insanın hayatını ayakta tutan dört esas bunlar. Rabbimiz, namazı, zekâtı ve orucu farz kıldığı gibi, gücü yeten herkesin hac ibadetini de yerine getirmesini emrediyor. (Hac Suresi,27) 
    Hac hem bedende olan sıhhat ve selâmetin hem de mal varlığının bir şükür görevi olup bunun farz kılınmasında birçok hikmet ve fayda vardır.
    1. Gerçek bir hac, Müslümanı günahlardan tertemiz eder, ona güzel bir terbiye sebebi olur, nurlu ve edepli bir hayat kazandırır, ayrıca ebedî saadet yurdunda cennet bileti olur. Hadis-i şerifte şu müjdeler verilmiştir: 
“Kim Allah için hacceder de kötü söz ve davranışlardan sakınırsa annesinin onu doğurduğu günkü gibi günahlarından arınmış olarak döner.” 
“Kabul olunmuş bir hac, dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır. Kabul edilmiş bir haccın karşılığı ancak cennettir.” 
    2. Hac ve umreye gidenlerin duası kabul edilir. Onlar, gerideki Müslümanların temsilcileridir; kendileri ve mümin kardeşleri için yaptıkları dualar geri çevrilmez, muhakkak bir karşılık verilir. Resûlullah Efendimiz (s.a.v) bu hususta şöyle buyurmuştur:
“Hacca ve umreye gidenler Müslümanları temsilen Allah’ın huzuruna giden heyetlerdir. Allah’a dua ederlerse kabul eder, günahlarının bağışlanmasını isterlerse bağışlar.” 
    3. Hac ile din tamam olur. Beş temel farzın yerine getirilmesi, İslâm binasının tamamlanması demektir. Hac yapmayan kimse, bu ibadetin fayda ve faziletlerinden mahrum kalır. Haccın mâna ve sırrı, onu yapmakla anlaşılır, ondaki tat, içinde iken alınır. Ancak mümin fakir ise mazurdur; o da hac niyeti ve hasretiyle sevap alabilir.
    4. Hac Müslümanların birlik ve dirlik sebebidir. Çeşitli ülkelerden mukaddes topraklara gelen ve renkleri ayrı olan Müslümanların tek gaye etrafında bir araya gelmesi ve hep birlikte Allah’a (c.c) yönelmesi İslâm kardeşliğini güçlendirmek içindir. Gerçek bir hac, Müslümanların birbiriyle tanışmalarını, birbirinin dert ve sıkıntılarına çare bulmalarını, maddî ve mânevî fayda görmelerini temin eder.
    5. Hac bir ölçü ve aynadır; insanın iman ve akıl seviyesini ölçer, nefsinin huylarını ortaya çıkarır, sabır seviyesini gösterir ve onu sabra alıştırır. Hac yolculuğu gerçekten meşakkatli bir yolculuktur. Bu yolda yorgunluk, güneş, kalabalıkların izdihamı, farklı insanlar, değişik tabiatlar, türlü davranış biçimleri ve imtihanlar insanı beklemektedir. Bütün bunlar ancak sabırlı olmakla aşılabilir. İnsanın sabrı da iman ve terbiye seviyesince olur. İnsan hac ile kendi nefsini tanımış olur, sabrını ve terbiye seviyesini ölçer, noksanı varsa onların derdine düşer, düşmelidir.
    6. İnsan hacda Hz. İbrahim(a.s)’den beri ibadet edilen Kâbe-i Muazzama’yı civarındaki mübarek yerleri, İslâmiyet’in cihana yayıldığı mukaddes mekânları ziyaret etmek ve görmekle heyecan duyar. Dinî duyguları ve mâneviyatı kuvvetlenir. Kendini Cenâb-ı Hakk’a daha yakın hisseder ve oradaki ibadetlerine kat kat sevap verilir. 

    HACCIN EDASININ ŞARTLARI

    İbn-i Abidin: "İkinci nevi: edâsının şartlarıdır. Bunların tamamı vücûb şartları ile birlikte bulunursa, o kimsenin bizzat haccı edâ etmesi vacip olur. Vücûb şartları tahakkuk eder de bunların bazısı bulunmazsa, bizzat edâsı değil, yerine bedel göndermesi veya ölürken vasiyyet etmesi lâzım gelir. Bunlar şu beş şarttır: "Vücud sağlığı, yol emniyeti, hapsedilmiş olmamak, kadının mahremi veya kocasının bulunması ve iddet beklemek" hükmünü zikretmektedir. Şimdi bunların mahiyetlerini izâha gayret edelim.

    Bedenen Salim ve Sıhhatli Bulunmak: Bir kimseye haccı edâ etmenin farz olması için o kimsenin bedeninin tam ve sıhhatli olması gerekir. Binaenaleyh felçli, yatalak ve iki ayağı kesik olana hacc farz değildir. İbn-i Abidin: "Hacının bedeni sağlam olacaktır. Yani seferde lâzım olan şeylere mani olacak dertlerden salim bulunacaktır. Binaenaleyh kötürüm, inmeli ve çok ihtiyar olup vasıta üzerinde kendiliğinden duramayacak kimselere körlere (yedek, yardımcı bulunsa bile) ve sultandan korkusu olanlara bizzat haccetmeleri farz olmadığı gibi, imam-ı Azam'dan rivayet edilen zahir mezhebe göre, bedel göndermek suretiyle de farz olmaz. Bu kavil imameyn'den de bir rivayettir. İmameyn'den gelen zahir rivayete göre; böylelerinin bedel göndermeleri icabeder ve aczleri devam ederse, bedel onlara kâfidir. Aczleri kalmazsa, bizzat haccı tekrar ederler. Hâsılı İmam-ı Azam'a göre "Sağlamlık" vücûbun şartlarından, imameyn'e göre ise; vücûb-u edâsının şartlarındandır. Bu hilâfın (İhtilâfın) semeresi, bedel göndermekle, vasiyetin vacip olması hususlarında zahir olur. Bu sağlamken hacca kâdir olmamakla kayıtlıdır. Eğer kudretli olur da, hacca diye yola çıkmadan aciz kalırsa, boynuna borç olarak kalır ve bedel göndermesi lâzım gelir. Hacca diye çıkar da yolda ölürse, vasiyet etmesi vacip olmaz. Çünkü icaptan sonra gecikmiş değildir. Böyleleri bizzat haccetmeyi göze alırsa, üzerlerinden borç sakıt olur. Tuhfenin zahirine bakılırsa, imameyn'in kavlini tercih etmiştir. İsbicabi de öyledir. Fetih sahibi de bunu kuvvetli bulmuş ve sağlamlığın vücûb-u edâsının şartlarından olduğunu kabul etmiştir. Bu satırlar Bahır ve Nehir'den alınmıştır." hükmünü zikretmektedir.

    Yol Emniyeti: İmam-ı Merginani: "Yol emniyetinin bulunması elbette lâzımdır. Çünkü hacca gitmeye kudretin bulunması, yol emniyeti olmadan sabit olmaz." hükmünü zikreder. Feteva-ı Hindiyye'de: "Haccın edâsının şartlarından birisi de, yol emniyetinin bulunmasıdır. Ebû'l Leys "Yol emniyetinin bulunduğu hususunda, zann-ı gâlibi olan kimse üzerine hac farz olur. Aksi takdirde farz olmaz" demiştir. İtimad bu kavledir. Tebyin'de de böyledir" hükmü kayıtlıdır. İmam-ı Azam'dan gelen bir kavle göre, yol emniyeti haccın farz olmasının (vücûbunun) şartıdır. İbn-i Abidin: "Selâmet galib olmakla yol emniyeti de şarttır. Fakih Ebû'l-Leys bunu tercih etmiştir. İtimad bunadır. Deniz yolu ile gitmekten başka çare yoksa haccın sakıt olup olmayacağından ihtilâf edilmiştir. Bazıları sükût edeceğini söylemiş; Kirmani "Gidilmesi âdet olan deniz yolunda selâmet galib görülürse hac vaciptir. Aksi takdirde vacip değildir" demiştir ki essah olan budur. Bahır. Fetih sahibi diyor ki; "Öyle görülüyor ki, selâmet galib görülmesi ile birlikte, korkunun galip görülmemesi de muteberdir. Hatta yağmacılık olduğu ve eşkiyanın galip geldiği defalarca tecrübe edilmekle, korku galip görülür veya bir eşkiya taifesinin yolu kestiği, hem kuvvetli olduğu duyulur da, hacılar onların karşısında kendilerini zayıf hissederlerse, hac vacip olmaz. Râzi'nin "Bağdatlılardan hac sakıttır" diye verdiği fetvaya, İskâf'ın 636 yılında: "Ben haccın, zamanımızda farz olduğunu söyleyemem" demesine ve Selci'nin "Horasanlılara falan seneden beri hac yoktur" sözüne gelince; bunlar yağmacılığın ve yolda korkunun galip olduğu vakitlerden söylenmiş sözlerdir. Sonra -Allah'a hamdolsun- bu korku kalmamıştır" hükmünü zikrediyor.

    Hapsedilmemiş Olmak: Haccın edâsının şartlarından birise de hapsedilmemiş olmaktır. Feteva-ı Hindiyye'de: "Hapiste bulunanlara ve insanları hacca gitmekten meneden bir sultanın (Siyasi yönetimin) teb'asından olanlara da, haccın edâsı farz değildir. Kezâ bu gibi kimselerin bedel göndermeleri de farz değildir. Nehrû'l Faik'te de böyledir" hükmü kayıtlıdır.

    Kadının Mahreminin veya Kocasının Bulunması: Resûl-i Ekrem'in (s.a.v.) "Elbette bir kadın kendisiyle birlikte bir mahremi bulunmadığı sürece, hacc etmesin" Hadis-i Şerifini esas alan Hanefi fûkahası: "Kendisiyle Mekke arasında üç günlük mesafe bulunan kadının (genç olsun, ihtiyar olsun) haccı edâ edebilmesi için yanında mahreminin bulunması şarttır." hükmünde ittifak etmiştir.

    Malûm olduğu üzere üç günlük yol; seferilik hükmünü ortaya çıkarır. İbn-i Abidin: "Seferde, yani üç gün, üç gecelik yolda akil-baliğ bir koca veya mahrem lâzımdır. Bundan az olursa, bir hacet için mahremsiz gidebilir. İmam Ebû Hanife (r.a.) ile İmam Ebû Yusuf'tan (r.a.) bir rivayete göre kadının bir günlük yola mahremsiz gitmesi mekrûhtur. Zaman bozulduğu için fetvanın buna göre olması gerekir. Lübab Şerhi. Buhari ve Müslim'in rivayet ettikleri şu hadis de bunu teyid eder: "Allah'a ve ahiret gününe iman eden bir kadının, bir gün bir gecelik yola mahremsiz gitmesi helâl olmaz". Müslim 'in bir rivayetinde "bir gecelik yola", diğer bir rivayetinde "bir günlük yola" demiştir. Lâkin Fetih'te, "Mezhep birinci kavil oduğuna göre, kadın ile Mekke arasında üç günlükten az bir mesafe bulunursa, kocası onu hac'dan menedemez" demiştir. Bu ibaredeki "Koca" veya "Mahrem" tabirleri ile, aşağıda gelecek "iddeti bulunmamak" kaydı, kadına mahsus iki şarttır. Diğer şartlar erkekle kadın arasında müşrterektir.

    Mahrem, akrabalık veya süt yahud damadlık dolayısıyla kadını edebiyyen nikâhına alamayan erkektir" hükmünü zikreder. Feteva-ı Hindiyye'de: "Mahremin emniyetli, akıllı ve bülûğa ermiş olması şarttır. Mecûsi olan bir mahrem; eğer kendisinin mezkûr kadınla nikâhlanmasının mübah olduğuna itikad ediyorsa, bu kadın onunla yolculuk yapamaz. Serahsi'nin Muhıyt'inde de böyledir" hükmü kayıtlıdır. Yanındaki mahremin, hac masraflarını kadının bizzat ödemesi gerekmez.

    Esasen bu hususta iki ayrı kavil bulunduğu için, bazı çevreler, sırf hacc süresince evlenme hadisesini gündeme getirmektedirler. İbn-i Abidin: "Bu hususta iki kavil vardır. Bu iki kavil koca ve mahrem bulunması vücûbunun şartı mı, yoksa vücûbu edânın şartı mı olduğuna ibtina eder. Fetih sahibi'nin tercih ettiği, sıhhat ve yol emniyetiyle birlikte, vücûb-ı edâ'nın şartı olmasıdır. Binaenaleyh hacca hastalık veya yol korkusu (Yol emniyetinin bulunmaması) mâni olur, yahud kadına koca veya mahrem bulunmazsa, haccı vasiyyet etmesi vacip olur. Mahremi yoksa kadına evlenmesi vacip olur. Birinci kavle göre hiçbirşey lâzım gelmez. Nitekim Bahır'da da böyle denilmiştir. Nehir'de şöyle denilmektedir: "Bedai sahibi, birinci kavli sahih bulmuştur. Nihaye sahibi ise Kadıhan'a uyarak, ikinciyi tercih etmiş, Fetih sahibi de bunu kabul etmiştir. Ben derim ki, lâkin lübab sahibi, bu kadına evlenmek vacib olmadığına kesinlikle hükmetmiştir. Halbuki kendisi mahrem ve koca bulunmasını edâsının şartı kabul etmiştir. Cevhere sahibi ile İbn-i Emir Hacc Menasik'te bunu tercih etmişlerdir.

    Nitekim musannıf bunu Minah adlı eserinde bildirmiş, "Bunun vechi şudur: Evlenmekle kadının maksadı hasıl olmuyor. Çünkü kocası ona malik olduktan sonra, onunla hacca gitmekten vazgeçebilir. O da (Kadın da) kendisini ondan kurtaramaz. Çok defa da kocası ona uymaz; böylece ondan zarar görür" hükmünü zikrederek, konuya açıklık getirir.

    İmam-ı Şafii (r.a.) kadının, kocası veya mahremi olmadan hacca getmesinin yasaklanmasının, emniyetle ilgili olduğunu esas almış ve "Kadınlar birbirine güvenen bir cemaat halinde olursa, hacca gitmeleri caiz olur. Zira emniyet hâsıl olmuştur" hükmünü beyan eder. Amelde Hanefi mezhebini taklid eden bir kadın, kocası veya mahremi olmadan hacca giderse durum ne olur? Sualine cevap arıyalım. İbn-i Abidin: "Kadın mahremsiz haccederse kerahetle caiz olur. Bu kerahet tahrimidir. Çünkü Sahihayn'ın (Buhari ve Müslim'im) rivayet ettikleri bir hadiste, bu yasaklanmış "Kadın, üç günlük yola mahremsiz gidemez" buyurulmuştur. Müslim'in bir rivayetinde "Veya kocasız gidemez" ifadesi vardır" hükmünü zikreder. Kadın şartları haiz bir mahrem'i olduğu zaman, kocasının izni bulunmasa dahi hacca gidebilir. Zira kocanın hakkı farzları iskat edemez. Hac ibadeti ise farzdır. Ancak nafile hac hususunda kocasının izni olmadan, yola çıkamaz. Zira kocasının nafile hac'tan menetme hakkı mevcuddur. İmam-ı Şafii (rh.a) hac hususunda kocanın iznini şart görür.

    İddet İçinde Olmamak: Kadınlar için haccın edâsının şartlarından birisi de "İddet müddeti içinde olmaması"dır. Feteva-ı Hindiyye'de: "Kocası ölmüş veya kocası tarafından boşanmış olan bir kadına haccın farz olması için; bu kadının iddetinin bitmiş olması şarttır. Tahavi'de de böyledir. Kadın ölüm veya talâk iddeti içinde iken hacca gidemez" hükmü kayıtlıdır.


Etiketler: Hac İbadeti Nedir, Nasıl Yapılır, Kimler Yapar, Önemi, Şartları, Haccın Fazileti, Kabe, Umre, Kıble, ilahi vuslat hac, hac cihaddır, Allah'ın evi, islamın beş şartından biri hac, kimler hac yapabilir, haccın çeşitleri, haccın önemi, haccın şartları, hac ne zaman yapılır, hac nasıl yapılır, haccı kimler yapar Mekteb-i Derviş

Not: HTML'e dönüştürülmez!
    Kötü           İyi
Benzer Konular