Mekteb-i Derviş | İslam

   HACI ÖMER HÜDAİ BABA (K.S)
   (D.M.1821-V.M.1905)

    Hacı Ömer Hüdâî Baba (k.s) Hazretleri 1821 yılında Harput'un Mürü (Yünlüce) köyünde doğdu. Babası İbrahim Efendi’dir. Lakapları Kaymakamzade diye söylenir. Çocukluk ve gençlik yıllarına ait yeterince bilgi edinemedik.

    Anadolu’nun yetiştirdiği büyük veli, “ihtiyacı olup da bizden yardım istemeyenin yüzü bir kara, istendiğinde eğer biz yardımına yetişmezsek bizim yüzümüz iki kara olsun, biz hayatımızda kındaki kılıç gibi, mematımızda kından çıkmış kılıç gibiyiz “ buyurarak alemşumül olan yüce tasarruflarını izhar buyurmuşlardır.

    Hacı Ömer Hüdayi (k.s), orta boylu, vücudu güçlü, endamı ölçülü, gayet yigit ve şecaatli olup ata binmekte mahirdi. Şemaili gayet gökçek ve ölçülü idi. Çehresi müdevverdi. Benzi beyaz ve birazda bal rengine çalardı. Gözleri siyah ve turuncu idi. Sakalı ak ve uzunca idi. Başına keçeden sivri bir külah koyar, üzerine yeşil sarık sarardı.

    Hacı Ömer Hüdayi’nin (k.s) , Memnune, Saadet, Hafize isminde üç kızı, Ahmet isminde bir oğlu dünyaya gelmiştir. Ahmet Visali namı ile tanınan bu zat Hacı Ömer Hüdayi’nin (k.s) âli teveccühlerine mazhar olup O’nun (k.s) hulefası arasında yer almış ancak genç denecek yaşta, bu fenadan dar-ı bekaya rıhlet buyurmuşlardı.

    Genç yaşında gönüllü olarak Erzurum askerlik ocağına kaydolmuş, kısa bir zaman sonra da kır serdarlarının başına reis olmuştur.

    Bu yıllarda askerlerine hoş ve safâlı davranmış, onları rahat yerlerde yatırıp kendisi de büyük düşman bildiği nefsiyle mücadeleye giriştiği için çakıl taşlarının üzerinde yatmışdı. Kaputunu başına çeker sabaha kadar Cenab-ı Hakk'a taat ve ibadette bulunur, durmadan ağlayıp Zikrullah ile meşgul olurdu. Cenab-ı Hakk’a sık sık şöyle dua ederdi:”Ey ulu Rabbim! Senin merhametin sonsuz bir deryadır. Şu yatan kullarının hüzün ve kederlerini bertaraf eyle. Onların hüzün ve kederlerini ben mücrim kuluna kerem kıl.”

    Ey Âlemlerin Rabbi olan Allah'ım! Onları ve cümle kullarını cevr ü cefadan uzak eyle. Bu kullarına her iki dünyanın iyiliklerini ve güzelliklerini lütuf ve ihsan eyle. İki cihanda da zevk ve sefâlar içinde yaşamalarını nasip eyle..."

    Hacı Ömer Hüdâî Baba (k.s) Hazretleri bir vazife münasebetiyle Erzincan'a gönderilir. O zamanlar Erzincan'da Terzi Baba (k.s) vardır ve halkın irşadıyla meşgul olmaktadır. Bu vesile ile onun sohbet ve vaazlarında bulunur.

    Tarikata İntisabı

    Bir gece rüya âleminde kendisine:” Bu kadar zaman maddi paşalık yaptın. Biraz da manevî paşalık yapsan, olmaz mı, dîye hitap edilir. DerhalMuhammed Vehbi (k.s) Hazretlerinin (Terzi Baba’nın) dergâhına gider, Rüyasını anlatır, intisap etmek istediğini söyler.

    Terzi Baba (k.s) Hazretleri:”Evladım, senin nasibin halifemiz Arapkirli Ömer Nurani Baba (k.s) Hazretlerindedir. Var ona git, der.”

    Bu emir üzerine askerlik görevinden istifa edip Arapkir'in yollarına düşer. Şiddetli bir kışın hüküm sürmesi onu yolundan bir an bile döndürmez. Nihayet Arapkir'e varıp Ömer Baba'ya intisap eder. Böylece İlk olarak Tarik-ı Nakşî’ye şerefine mazhar olur.

    Hacı Ömer Hüdâî Baba (k.s) Hazretleri senelerce Ömer Nuranî Baba'(k.s) nın sohbetlerine devam edip hizmetinde bulunup, Onun feyiz ve himmetinden ziyadesiyle İstifade edip. Teveccühüne nail olur.

    Hacı Ömer Hüdâî Baba (k.s) günlerden bir gün şeyhini ziyaret etmek maksadıyla Arapkir'e gider. Yanına da şeyhine hediye etmek üzere bir çuval dolusu pamuk alır.

    Arapkirli Ömer Nuranî Baba (k.s) Hazretleri, vaktiyle zengin bir tüccar iken her şeyini Allah yoluna sarf edip zaruret içine düşmüştü. O sıralarda, Ali Rıza Paşa'nın kardeşi olan hanımının çıkrık eğirerek ürettiği İplikleri satmak suretiyle geçinmektedir. Bunun İçin pamuk almasını İsteyerek onu bir hayli sıkıntıda bırakmıştı. Tam bu sırada Şeyhinin kapısına gelen Hudai Baba, onların konuşmasının bitmesi İçin uzun süre bekler. Sonra dayanamayarak kapıyı vurar ve içeri girer, hediyesini takdim eder.

    Nurani Baba (k.s): Evladım, o çuvalındaki nedir?

    Efendim, belki lazım olur diye bir miktar pamuk getirdim, der, Arapkirli Ömer Nuranî Baba (k.s):

    Ya Ömer’im, sen Hızır mıydın ki, bana böyle yetiştin, deyip müridine teveccühte bulunur ve bir nazar eder. O teveccühün neşesiyle kendinden geçen Hacı Ömer Hüdâî Baba (k.s) Hazretleri, Peygamberlerin cümlesiyle görüşüp Peygamber (s.a.v) Efendimizle pirinç pilavı yediğini görür. Peygamberimizin (s.a.v) dua ve iltifatlarına mazhar olur. Nice âli mertebeleri kat eder.

    O anı Hacı Ömer Hüdâî Baba (k.s) Hazretleri şöyle anlatıyor:

    -"Bana öyle bir hal oldu ki, Efendim beni 124 bin Peygamberin ruhaniyetiyle bir anda görüştürdü. Cümlesi saçlıydı. Kiminin saçı sırtına, kimininki beline, kimininki de topuklarına kadar uzanıyordu. Sadece H.z İbrahim (a.s) ve Resulü Ekrem (s.a.v) Efendimizin saçları kısa idi."

    Hacı Ömer Hüdâî Baba (k.s) Hazretleri bu hadiseden sonra bir müddet daha Şeyhi Arapkirli Ömer nurani Baba (k.s)'ya hizmette bulunur.

    Günlerden bir gün yine Şeyhini görmek için Arapkir'e gider. Fakat Şeyhi ona kapıyı açmaz. Ne kadar ısrar ettiyse de çare olmaz.

        — Evlad, senin burada nasibin kalmadı. Git kendine başka bir yer bul.

— Hayır, Efendim, benim kapım bu eşiktir. Buradan başka bir yere gidemem.

    Hüdâî Baba, Şeyhinin eşiğine kapanır, yalvarır, yakarır. Bu hale dayanamayan Arapkirli Ömer Nuranî Baba (k.s) Hazretleri onu içeri alıp der ki:

    - Evlad, artık benim sana yapabileceğim bir şey yoktur. Ben seni getirebileceğim yere kadar getirdim. Buradan öteye seni ancak Dede Osman Avni Baba (k.s) Hazretleri götürür. Artık var git nasibini Urfa'da ara.

    Böylece onun, Meşâyıhı Kadiriye’den Dede Osman Avni Baba (k.s) Hazretlerine gitmesi gerektiğini, geri kalan manevî tahsilinin o'nun tarafından ikmal edileceğini işaret ve tavsiyede bulunur.

    Hacı Ömer Hüdâî Baba (k.s) Hazretleri bu tavsiye Üzerine derhal Urfa'nın yolunu tutar: Urfa'da ise Dede Osman Avni Baba (k.s) Hazretleri Hüdâî Baba'nın gelmesini beklemektedir.

    Dede Osman Avni Baba (k.s) Hazretleri kendisine hizmet eden müridi alarak Arapkir tarafındaki kapılardan birinde beklemeye başlar. Müridine de "şu tipte birisi gelecek; onu bana haber ver" dedi. Nihayet beklenen kişi karşıdan göründü. Dede Efendi (k.s) ayağa kalkarak:

    - Ömer, diye seslendi. Hüdâî Baba (k.s) iltifat etmedi. Bunun Üzerine Dede Efendi (k.s):

    - Ömer, Nurani Baba'nın dediğini unuttun mu? Dedi. Bu sözü duyan Hacı Ömer Hüdâî Baba (k.s) Hazretleri gelip Dede Osman Avni Baba (k.s) Hazretlerinin elini Öptü ve teslim oldu.

    Bir müddet sonra Dede Osman Avni Baba (k.s) Hazretleri Hüdâî Baba’yı hacca gönderdi. Halep, Şam, Hicaz civarlarında uzun bir zaman Bor’lu Kuddûsî Baba (k.s) ile beraber seyahat ettiler. Onun yanında seyrü sülukunu tamamladı.

    BAZI MENKIBELERİ

    Hac farizasını ifa etmek için Arafat dağında bulunduğu sıralarda bir gece rüyasında Hz. Fatıma (R.anha) validemizi gördü:

    - Ey Ömer, git de babam Resulûllah (s.a.v) Efendimizin kabristanından akan rahmet suyundan iç, ellerini, yüzünü yıka...

    - Ey Nebiyi Zişan'ın kızı!.. Resulûllah (s.a.v) Efendimizin kabristanında rahmet suyu yoktur ki İçeyim.

    Hacı Ömer Baba (k.s) Hazretlerinin elinden tutan Fatıma (R. Anha) validemiz onu doğruca babası Fahr-i Kâinat (s.a.v) Efendimizin kabri saadetlerine götürdü.

    Hüdâî Baba (k.s) türbeye girince hayretler içinde kaldı. Çünkü Resulûllah (s.a.v) Efendimizin kabrinin mübarek ayakları dibinde nûranî bir su akıyor, bakanların gözlerini kamaştırıyordu. Fatımâ (r.anha) validemiz hemen eğilip avuçladığı suyu Hüdâî Baba'ya içirdi. O'nun ellerini yüzünü yıkadı.

    Sonra:

    —Yavrum, Ömer... Nasibini aldın, dedi. Ortadan kayboldu. Aynı anda birden bire uyanan Hacı Ömer Hüdâî Baba,(k.s) vücudunun tamamen titrediğini, İçinin ferahlamış olduğunu, dilinin "Allah" esmasını zikrettiğini gördü.

    Günlerden bir gün büyük bir âlimin Mekke'ye geldiğini, Kâbe’de halka vaaz ettiğini duydu. Akın akın o tarafa giden halka karıştı. Beytullah'a gitti. Gördü ki, hakikaten de çok büyük bir âlim o kadar güzel vaaz ediyordu ki dinleyenler coşkunluk içindeydiler. Kimisi ağlıyor, kimisi kendinden geçmiş, kimisi de baygın bir haldeydi. Avam tabakasındaki halktan, yukarılara doğru âlimler, şeyhler ve şehir eşrafı o büyük âlimi dinlemek için Kâbe’de bulunuyorlardı. Yüzü yeşil bir nikapla örtülü olan âlim zat, gittikçe coştu, halkı da o derece coşturdu.

    Sohbetin ardından Beytullah'ta bulunanların cümlesi o kadri yüce zata intisap ettiler. Hacı Ömer Hüdâî Baba (k.s) ise bir köşeye çekilmiş, hiç sesini çıkarmadan duruyordu. O'nun bu hal sohbet eden zât tarafından anlaşılmış olacak ki, Hacı Ömer Hüdâî Baba (k.s) Hazretleri'ne yaklaşıp:

    -“ Ey asasına dayanmış olan kişi! Seni tek kanatlı bir kuş gibi görüyorum. Bana biat edersen, seni çift kanatlı kuş yaparım, diye manidar bir sual yöneltti, Hacı Ömer Hüdâî Baba (k.s) Hazretleri hiç tahmin etmediği bir anda kendisine yöneltilen bu suale karşılık birdenbire durakladı. Sonra kendini toplayıp tanımadığı bu zata şöyle cevap verdi:

    -“ Efendim, benim de sizin gibi bir sultanım var. O beni layık olursam, isterse alî eder, İsterse zelil eder. Size karşı bir kusur işlediysem affedip beni mazur görün. Bana dua buyurun yeter.”

    Bu sadıkane cevap üzerine Dede Osman Avni Baba (k.s) Hazretleri yüzündeki nikabı kaldırdı. Hüdâî Baba (k.s) ise, bu kadri yüce insanın kendi şeyhi olduğunu görünce hepten şaşırıp kaldı. Ziyadesiyle memnun ve mesrur oldu

    Dede Osman Avni Baba (k.s) Hazretleri de, müridinin bu sadıkane teslimiyeti ve bağlılığı üzerine O'na teveccüh edip nazar buyurdu. Nice manevî mertebelerden geçirip O'nu maksûduna eriştirdi.

    Hüdâî Baba (k.s) Hazretleri, Dede Osman Avni Baba (k.s) Hazretleri için şöyle derdi:”Zahiren gözleri görmezdi ama manen müminlerin hallerini sezer, onların durumlarını bilirdi. O devrinin kutbu idi."

    Hacı Ömer Hüdâî Baba (k.s) Hazretleri, şeyhinin vefatından sonra irşad makamıyla vazifelendirildi. Çok sayıda halifesi, sayılamayacak kadar müridi oldu. Anadolu'da ve dünyanın değişik yerlerinde Tarikat-ı Âliye’yi neşrettiler.

    Şeyh Hazretleri Zikrullah yaptırırken bazen mazhar (def) çaldırır, zikri onunla birlikte yaptırırdı. Bu hadiseyi duyan belde halkı laf ederdi. Bu durumu bebe müftüsü Beyzade Efendi’ye şikâyet ettiler.

    Bu vesileyle günlerden bir gün Müftü Efendi, Hüdâî Baba’yı uyarmak, güyâ o’nu irşâd etmek maksadıyla şehre davet etti. Baba Hazretleri şehre vasıl olup müftünün evine gider. Bakar ki Müftü Efendi namaz kılıyor. Selam verip bir köşeye oturur. Müftü Efendi namazı bitirdikten sonra Hüdâî Baba (k.s)’ya dönüp;

    Siz kimsiniz, diye sorar. Hacı Ömer Hüdâî Baba (k.s) Hazretleri de:

    Ben sizin dümbelekçi dediğiniz şeyhim, diye cevap verir.

    Müftü: Namaz kılan adama ancak senin gibi birisi selam verir, diye hakarete yeltenince Hazreti Şeyh, Müftü’ye şöyle cevap verir: Müftü Efendi, sürü otlatıp koyunları saymak namaz mıdır?

    Namazda iken koyunlarını hatırından geçiren Müftü, yaptığı kusurdan müteessir olarak af diler, Hazret-i Şeyh’e hürmette bulunur.

    Hacı Ömer Hüdâî Baba (k.s) Hazretleri İmam Bedrettin Efendi'yi getirterek aralarında şöyle bir vazife taksiminde bulunur:”İmam Efendi, sen hoca ve müezzinlerle, okumuş yazmış olanlarla ilgilen. Onların dilinden sen anlarsın. Eşraftan olan zenginlerle, varlıklı ve mevki sahipleriyle de bu efendi meşgul olsun. Onları da ancak bu irşad eder. Bize de Ümmet-i Muhammed'in fakir ve günahkârları, hey gazileri, kalender meşrep olanları kalsın. Onlarla da biz uğraşalım.

    Hakikaten de Hacı Ömer Hüdâî Baba (k.s) Hazretlerinin halife ve müridlerinin ekseriyeti zikredilen İnsanlardan müteşekkildi. Hatta o devirde Elazığ ve çevresinde Hamza namıyla meşhur ve halkın fevkalade korktuğu bir eşkıya vardır ki, İlginç bir hadiseden sonra Hacı Ömer Hüdâî Baba (k.s) Hazretlerine intisap etmiş ve o'nun seçkin halifelerinden olmak şerefini kazanmıştır.

    Şöyle ki:

    Hamza Baba, namlı bir eşkıya iken devamlı soygun yapmakla uğraşırdı. Günlerden bir gün Hüdâî Baba (k.s) Hazretlerini soymaya karar verdi. Karanlık bastırınca bahçeye girer. Tam bahçenin ortasına gelince ayakları birdenbire tutulur. Ne kadar uğraştıysa bir türlü ayaklarını hareket ettiremez. Bir de bu esnada öyle bir aksırık nöbetine yakalandı ki, mani olmak için ne kadar gayret sarf ettiyse yine de engel olamadı, birdenbire aksırdı. Hemen ardından da Hacı Ömer Hüdâî Baba (k.s) Hazretlerinin sesini duydu:

    Hamza, gel! Biz aldığımızı vermeyiz. Verdiğimizi de almayız.

    Baba, silahı bırakıp da mı geleyim, yoksa alıp da mı geleyim, deyince Hacı Ömer Hüdâî Baba (k.s) Hazretleri cevaben şöyle buyurdular:

    Al gel evladım, al gel; onun da lazım olacağı zamanlar olur.

    Hüdâî Baba (k.s) Hazretleri'nin sayılamayacak kadar müridi ve kendinden sonra tarikini neşreden altmış tane mümtaz halifesi vardı. Bu halifelerden bazıları şunlardır:

    1. Kürklü Hacı Muhammed (k.s) 

    2. Ahmet Visali (k.s) 

    3. Göllü Mustafa (k.s)

    4. Hamza (k.s)

    5. Sükrü (k.s)

    6. Muharrem Hilmi (k.s)

    7. Tepecikli Mehmet (k.s)

    8. Perçençli Mehmet (k.s)

    9. Boranlı Abdullah (k.s)

    10. İzolulu Muhammed Emin (k.s)

    Bunlardan biri de eş-Şeyh es-Seyyid Hacı Muhammed Baba (k.s) Hazretleridir. Hüdâî Baba (k.s) Hazretleri'ne intisap ettikten sonra, o'nun muhabbetine ve teveccühüne nail oldu. Hüdâî Baba'nın o'na olan muhabbetini çekemeyen bazı müridanı:

    - Baba Hazretleri, bu adamda ne buluyor ki, o'nu böyle fazla seviyor, diye söylenirlerdi. Onların bu hali Hüdâî Baba'ya malum oldu. Bunun sebebini onlara göstermek için bir gün hepsini evine davet etti. Ellerine birer kürek vererek Tekkenin önündeki bahçede biraz çalışmalarını söyledi.

    Kimi elindeki kürekle, kimi de kazmayla bir ark açıyorlardı. Birden Hacı Ömer Hüdâî Baba (k.s) güldü.

    Söyleyin bakalım niçin güldüğümü? Dedi. Hiç birinden cevap çıkmadı.

    Kürdoğlu, sen söyle diyince Hacı Muhammed Baba (k.s):

    Efendim, bizim küreklerle attığımız toprakların Habeşistan'da cihad eden Müslüman askerlere siper olduğunu görüyorum, cevabını verdi.

    Hacı Ömer Hüdâî Baba (k.s) Hazretleri diğerlerine dönerek:

    Niçin o'nu daha fazla sevdiğimi şimdi anladınız mı, dedi.

    Şeyh Hazretleri'nin Muharrem Hilmi Efendi İsminde bir arif müridi vardı. Bu zat Harput'ta müezzinlik yapar, ilim tahsilinde bulunurdu. Bir gün Hacı Ömer Hüdâî Baba (k.s) Hazretleri'nin Harput'a geldiğini öğrenince gidip o'na intisap etti. Sohbetiyle ve feyziyle şeref buldu. Şeyh Hazretleri şehirden ayrılırken Muharrem Hilmi Efendi (k.s):

    - Efendim, mekânınızı bize söyleseniz. Bazı zamanlar sizi görmek için gelmeyi arzu ederiz, diye maruzatta bulundu. Hüdâî Baba (k.s) Hazretleri de cevaben buyurdular ki:

    - Evlad, biz müridimizi istediğimiz zaman kalbine bir çengel takar çeker getiririz. Gerisine lüzum yoktur.

    Bir müddet sonra Muharrem Hilmi Efendi'nin gönlüne Şeyhinin aşk ve muhabbeti öyle düştü ki, yolu izi ve adresi bilmediği halde Elazığ'ın yollarına düştü. Kövenk'e gelince Hazret-i Şeyh'in evini sorup öğrendi, o tarafa yöneldi. Bir de baktı ki, efendisi bahçenin önüne çıkmış yolu bekliyor. Yanına gelince Hazret-i Şeyh o'na manidar bir hitap ile şöyle buyurur;

    - Evlad, ben sana istediğim zaman çeker getiririm diye söylememiş miydim?

    VEFATI

    Hüdâi Baba (k.s) Hazretleri'nin "Hüdâî mahlasıyla arifane ve âşıkane söylediği şiirler pek meşhurdur. Müridânından Muharrem Hilmi Efendi, Hazreti Şeyh'in şiirlerini "Divan-ı Hüdâî" ismiyle bir araya toplamıştır. Hazreti Şeyh, bir kurban bayramında 85 yaşlarında olduğu halde vefat eyledi, (Rûmi: 1321, M: 1905).

    Eş-Şeyh Es-Seyyid Hacı Ömer Hüdâî Baba (k.s) Hazretlerinin mübarek kabri saadetleri halen Elazığ'ın Kövenk (Güntaşı) köyündedir. Torunları türbesinin korunmasıyla ilgilenmekte ve gelen giden ziyaretçileri layıkıyla ağırlamaya çalışmaktadırlar. Son zamanlarda Hüdâî Baba (k.s) vakfı çalışmaları da yapılmaktadır. Mübarek makamları ziyarete açıktır. 

    Cenab-ı Hak sırrını aziz kılıp mübarek makamlarını daha da âli eylesin. Himmet ve şefaatlerinden mahrum eylemesin. Âmin... Kabir taşında şu ifadeler yer almaktadır.  

    Budur kabr-i müniri ol cenab-ı hazreti Şeyhin 

    Hakikat ilmine vakıf şehir-i pir Ömer Baba 

    Ziyaret kıl hulüs ile dilersen feyzyab olmak 

    Olur, maksuduna nail iden bir fatiha ihda 

    İdüp rahmetle yâd anı iderse her kim istimdat 

    Ulaşır himmeti şeyhin muin olur ana Mevla 

    Diriğa halka-i zikrinden ayrılmış müridanı 

    Firakıyla yanan diller ziyaretle olur itfa 

    Dedim tarih vefatına dü ceşmime dolan kanla 

    Mukim-i cennet-i ulya ola yarab Ömer baba 

    Sene 1322 

    Hacı Ömer Hüdayi (k.s) türbesinin bahçesinde bulunan Oğlu Ahmet Visali’nin (k.s) kabir taşında ise “Hulefa-yı Kadiriyyeden Şeyh Ahmet Efendinin Ruhuna Fatiha, 5 Şubat 1309 “ yazılıdır. 

    O’nun (k.s) bize kadar ulaşan emanetleri arasında tesbihi, tacı, külahı bulunmaktadır. O’nun (k.s) yolunu ve manasını temsil eden mübarek taçları dört dilimli olup, her bir diliminde Allah’a (c.c) vuslatın merhaleleri olan “şeriat, tarikat, hakikat, Marifet “ yazılıdır. 

    Hacı Ömer Hüdayi Baba ' nın (k.s) şiirlerinin toplandığı "Divan-ı Hüdayi " adlı bir eseri bulunmaktadır. Aşağıdaki Manzumeler, Divan-ı Hüdayi'den alınmıştır. 

    Gel etme sırr-ı Hakk'ı faş, dahi kimseye atma taş 

    Bir gün gidersin dünyadan, işin olur uhrada yaş 

    Sakın dünyaya aldanma, bunu sana kalır sanma 

    Yoktur bakası inanma, ederse ger seni bir baş 

    Bir kimseyi incitme gel, hiç verme işine halel 

    Muhtaçlara gel tut bir el anlara daim yedir aş 

    Kimseye kemlik dileme, kibredip ağır söyleme

    Düşeni azar eyleme hiçbir gönül yıkma adaş 

    Hüdayi gel görme hakir velev ki olsa bir esir 

    Gerek kebir gerek sağır edna görüp oynatma kaş 

    Hacı Ömer Hüdayi Baba ’nın (k.s) , tevhid hakkındaki şu manzumesini okuyup ‘da, aşkile tevhid etmemek mümkün mü? 

    Gel Hakk’ı çok zikredelim, ismini hep vird edelim 

    Leyl u nehar halvet edup, aşkiyle tevhid edelim 

    Gel derme bu sim u zeri, böyle cifeden ol beri 

    Kamuya ol Hak rehberi aşkiyle tevhid edelim 

    Gel tevhide çalış heman, bülbül gibi eyle figan 

    Maksudunu verir inan, aşkiyle tevhid edelim 

    Döndür Hüda’ya yüzünü, sevdir O’na kendi özünü 

    Zikr eyle pak et özünü, aşkiyle tevhid edelim 

    Zikre çalış olma kesel, çek masiva şuğlünden el 

    Hak meydanı açıldı gel, aşkiyle tevhid edelim 

    Çoktur velim Hakk’ın yolu, Tevhid kamunun efdali 

    Ol bu gülzarın bülbülü, aşkiyle tevhid edelim 

    Cümle ezkarın efdali, tevhid buyurmuştur nebi

    Budur ekmelin mezhebi, aşkiyle tevhid edelim 

    Zikr-i Hüda’ya et devam, çünkü zikreder has u am 

    Bulur gönül aşkta makam, aşkiyle tevhid edelim 

    Gel azmet Hüdayi Baba, düşme bu dar-ı girdaba 

    Olur, bütün ömrün heba, aşkiyle tevhid edelim 

    O’nun(ks) âlim hulefasından olan ve “Mevizayı Hilmiyye, Menazilüssalikin, Makamat-ı ezkar-ı ilahiye lissalikittarikatil Kadiriyye, Hediyyetüzzakirin, 

    Divan-ı Sırrı, Hacı Ömer Hüdayi Kuddise sırrahul Ali Hazretleri 'nin Tercüme-i Hali ile Menakıb-ı Alileri ” gibi eserlerin sahibi olan, Muharrem Hilmi (k.s), “Divan-ı Sırrı” adlı eserinde, Hacı Ömer Hüdayi’yi (k.s) şöyle tavsif eder. 

    Serdar-ı şah-ı evliya şeyhim Hacı Ömer Baba 

    Rehber-i habib-i hüda şeyhim Hacı Ömer Baba 

    Pirlerin hünerverisin, âşıkların serverisin 

    Hakikatın gevherisin şeyhim Hacı Ömer Baba 

    Kim sana etse iktida, ana muin olur hüda 

    Çünkü sen oldun hak nüma şeyhim Hacı Ömer Baba 

    Dillerin gevher kanısın âşıkların sultanısın 

    Tarikatın erkânısın şeyhim Hacı Ömer Baba 

    Hakkın ism-i celalinden gül açılmış cemalinden 

    Hiç doyulmaz kemalinden şeyhim Hacı Ömer Baba 

    Eşiğine baş koymuşam nur-i feyzinle dolmuşam 

    Ben mest-i müdam olmuşam şeyhim Hacı Ömer Baba 

    Çün zikreyledin Hüda’yı oldun anınçün Hüdayi 

    Sırrıdır sana fedayi şeyhim Hacı Ömer Baba 

    Mürşidim Hüdayidir himmeti Hüdayidir 

    Girmeyen tarikine zahid-i mürayidir 

    Benim şeyhim velidir veliler serveridir 

    İktida etmeyenler ana mutlak delidir 

    Daim teveccüh eder gönülden hakka gider 

    Kime nazar ederse vasıl-ı Hüda eder 

    Ruküu bağdadedir İmdadı feryadedir 

    Bu kemter Sırrı senin kapında bir gedadır 

    Şeyhimin bahçesinde gül dermeye kim gelir 

    Bülbülveş gül dalında hoş ötmeye kim gelir 

    Şeyhimin hoş illeri açılmış hep gülleri 

    Ötüşür bülbülleri dinlemeye kim gelir 

    Reyhanlı bağları var sümbüllü dağları var 

    Zülfünde ağları var devşirmeye kim gelir 

    Şeyhimin kemalini Ruhundaki âlini 

    Gül gibi cemalini seyretmeye kim gelir.

    Severim özlerini hususan gözlerini 

    Sitemden gömleğini giyinmeye kim gelir 

    Bana etti bir oyun raz-ı nihanım duyun 

    Şeyh kapısında boyun hoş bükmeye kim gelir 

    Elim var dameninde ululuk var şanında 

    Şeyhimin divanında diz çökmeye kim gelir.

    Şeyhimiz Ömer Hüdayi dedi olmayın mürai 

    Sıdk ile zikret Hüda’yı gel gülşeni tevhide gir 

    Olma zahid-i mürai yetişe feyz-i Hüdayi 

    Ömer Hüdayi ey şahım kasrı cennette bir güldür 

    Muharrem sırrı kâtibi ana her demde bülbüldür 

    Tarikatte aşıkanı Hüda’ya Şeyhi Kâmildir 

    Sahibi hal olan bir mürşid-i kâmil arar isen 

    Tariki Kadiride Hüdayi bir doğru delildir 

    Afitab-ı aşk doğunca kalbime rahşan eder 

    Ref edüp benlik hicabın varlığın i’lan eder 

    Feyz-i Hüdayi serapa kaplamıştır âlemi 

    Nabina görmez bu feyzi ehli dil izan eder 

    Görse vechi batının bir kâfir o anda heman 

    Parmağın ref eyleyüp ez dil ü can iman eder 

    Sende hiç yokmu vefa ey şuhi sitemkâr acep 

    Gülzara estikçe feyzi andelip nalân eder 

    Hak ana vermiş tasarruf kudretinde etmesin 

    Bir nazar etse dile ger kabil-i irfan eder 

    Gerçi çul puşide bir fakir görünür sureta 

    Âlemi batında dü kevne dila ferman eder 

    Sırrıya gel bab-ı dergâhına eyle iltica 

    Ser furu eden fakiri âleme sultan eder 

    Enis ü munis-i ruh-i revanım 

    Canım nur-i uyunum valaşanım 

    Nesim-i feyzin eyledikçe zuhur 

    Meserretler bulurdu dil ü canım 

    İşaret-i beşaretler ederdin 

    Ruşen kılar idin dil-i suzanım 

    Beni diyar-ı gurbetlere saldın 

    Şeb-i tarikle geçirdin zamanım 

    Meğer guruba çekilmiş ziyaı 

    Sema-i dilden ol mihr-i tebanım 

    Bu ye’s-i pürmelâl içinde iken 

    Nasıl terk eyledin beni cananım 

    Bana bu firkatin çok etti tesir 

    Anınçün kesmezem ah u figanım 

    Gönlümün mürğ-i aşkı etti pervaz 

    Hali kalmadı avazdan aşiyanım 

    Ümidim var idi Hüdayi Baba 

    Ede irşad bu dil-i natüvanım 

    Bu sırr-ı nacizin eyleme mahrum 

    Feyz-i nesimine ğark et hakanım 

    Esüp bad-i ecel bahar-ı ömre 

    Takatim bitap etti büktü belim 

    Sema-i cinane eyledi pervaz 

    Ümidim goncasından üzdü elim 

    Sanırsın guruba çekildi mahım 

    Kesildi feyz-i nur-i mey ü mülüm 

    Enis ü munisim gitti cihandan 

    Tarih düştü cerağ-ı cam-ı dilim 

    Firaki yâre yokmu, Sırri, çare 

    Ben bu aşkın mecnunuyam ey benim kâmil mürşidim 

    Hak cemalin meftunuyam ey benim kâmil mürşidim 

    Aşkım seni arar bulur cemaline hayran olur 

    Nurlara kalbim boyanır ey benim kâmil mürşidim 

    Gönül kasrında şahımsın sema-i dilde mahımsın 

    Hüdayi cilvegahımsın ey benim kâmil mürşidim 

    Aklımı sahraya saldım aşkın deryasına daldım 

    Didarına hayran kaldım ey benim kâmil mürşidim 

    Uludur gayet kemalin ruh verir feyz-i zulalin 

    Nur neşreder gül cemalin ey benim kâmil mürşidim 

    Siretin hep şeriattır kelamın dürr-i hikmettir 

    Yolun ayn-ı hakikattir ey benim kâmil mürşidim 

    Hakk’ın ismi celalinden gül açılmış cemalinden 

    Hiç doyulmaz kemalinden ey benim kâmil mürşidim 

    Her kim sırrına eremez hakikat gülün deremez 

    Didar-ı Hakkı göremez ey benim kâmil mürşidim 

    Feda olsun dil ü canım senin yolunda sultanım 

    Eriştir derde dermanım ey benim kâmil mürşidim

    Hüdayi Sırrı sübhane ağlayu geldi divane 

    Eriştir hak divanına ey benim kâmil mürşidim 

    Destimi tuttu bir pir gönlüm suzane geldi 

    Dedi zikret Hüda’yı unut hep masivayı 

    Adı Ömer Hüdayi nutk-ı irfane geldi 

    Feyzi erişti elhak eylerdim zikri mutlak 

    Açıldı dide-i dil genc-i nihana geldi 

    Ol destgir bu bende-i mücrime Hüdayi 

    Hep feyz-i sünuhun dola kalbime Hüdayi 

    Ref eyle hicab perdesini dide-i dilden 

    Aç bab-ı füyuzatını dilime Hüdayi 

    Bir kez nazar et benliğimin dağını kaldır 

    Vahdet nuru işrak ede sırrıma Hüdayi 

    Senden alıyor feyz ü kemalini bu eşya 

    Bir çare et bu dil-i mecruhuma Hüdayi 

    Çün damen-i irşadını tuttum can ü dilden 

    Feyzin vere nur-i cila ruhuma Hüdayi 

    Dü destini bu sırrı açup geldi divane 

    Der feyzini aç ruh-i fütuhuma Hüdayi 

    Hacı Ömer Hüdayi Baba'nın (k.s) feyz aldığı zevatı, Muharrem Hilmi Efendi (k.s) şöyle anlatır.“Bu fakir-i pür taksir Muharrem Sırri ibni Ahmed Hüdayi-i Harputi, usul-i zikir ve tarikat-ı âliye-i nakşibendiyyeyi Şeyh Hacı Ömer Hüdayi-i Harputi ‘den (k.s) , O da Ömer-i kebir-i Ruhani-i Arapgiri’den (k.s), O da Hayyat Muhammed Vehbi-i Erzincani’den (k.s) , O da Abdullah-i Mekki’den (k.s), O da Mevlana Muhammed Halid-i Bağdati’den (k.s) almışlardır. “Bu fakir-i pür taksir dahi usul-i zkir ve tarik-i kadiriyye-i Şeyh Hacı Ömer Hüdayi ‘den (k.s), O da Seyyid Dede Osman Ruhavi’den (k.s) almışlardır.” O’nun (k.s) seyri sülukunu tamamlamış zevata verdiği icazet, ipek bir kâğıttanolup, icazetnamenin ortasında ‘ilmi Batın’ yazılıdır. Altında da mühürleri bulunmaktadır. 

    Tasarrufu halen dahi gün gibi aşikâr olan Hacı Ömer Hüdayi (k.s), Anadolu’da Türklerin yetiştirdiği ekâbir-i evliyanın önde gelenlerindendir. Türk Milleti olarak, böyle bir ulülazim hak dostuna sahip olduğumuz için ne kadar övünç duysak azdır.


Etiketler: Hacı Ömer Hüdai Baba Hayatı Eğitimi, Geylani, Kadiri, Hacı Ömer Hüdai Baba Vefatı, Hacı Ömer Hüdai Baba Nasihatları, Hacı Ömer Hüdai Baba Tasavvuf, Hacı Ömer Hüdai Baba Eserleri, Hacı Ömer Hüdai Baba Çocukları Ailesi, Hacı Ömer Hüdai Baba Türbesi | Mekteb-i Derviş

Not: HTML'e dönüştürülmez!
    Kötü           İyi