Mekteb-i Derviş | İslam

    İMAM-I HÂKİM en-NÎSÂBÛRÎ KİMDİR? HAYATI, VEFATI, ESERLERİ, BAZI HADİSLERİ

    (D.H. 3 Rebîülevvel 321.-M.3 Mart 933. Nîşâbur V.H.405-M. 1014.Nişabur)

    Meşhur Hadîs, fıkıh ve tefsir, tarih, Ehl-i Sünnet âlimi, veli. el-Müstedrek adlı eseriyle tanınan hadis hâfızı...

    DOĞDUĞU YER VE KÜNYESİ

    İsmi, Muhammed bin Abdullah bin Hamdeveyh bin Nu’aym en-Nişâbûrî et-Tahmânî’dir. Hâkim denmekle meşhûrdur. Künyesi Ebû Abdullah olup, ibn-ül-Beyyi’ diye de tanınır.  

    3 Rebîülevvel 321 (3 Mart 933) tarihinde Nîşâbur’da doğdu. Babası veya atalarından biri alım satımda aracılık yaptığı yahut iyi pazarlık ettiği için “İbnü’l-Beyyi‘” künyesiyle (Kāmus Tercümesi, III, 196), Nîşâbur kadılığı yapması sebebiyle de “Hâkim” lakabıyla tanınır. Anne tarafından soyu muhaddis, fakih ve zâhid İbrâhim b. Tahmân’a (ö. 163/780) dayanan Îsâ b. Abdurrahman b. Süleyman ed-Dabbî’nin neslinden geldiği için Dabbî ve Tahmânî nisbeleriyle de anılır.

    Ebû Abdullah Muhammed bin Abdullah en-Nisâbûrî tasnif devrinin (hadisleri sınıflandırıp düzenleme döneminin) ünlü hadisçilerindendir. Hadis ilmindeki şöhretinden dolayı kendisine “Hâkim” ünvânı verilmiştir. Hadîs, fıkıh ve tefsir âlimidir. Yüzlerce eser bırakmıştır. Miladi 1014.Hicri 405’deNişaburda vefat etti. 

    EĞİTİMİ VE HOCALARI

    İmam-ı Hâkim, babasının ve dayısının yakın ilgisiyle Dokuz yaşında iken hadis öğrenmeye başladı ve on üç yaşında İbn Hibbân’dan hadis imlâ etti. Yirmi yaşlarında memleketi dışındaki hadis merkezlerine Âlimlerle görüşmek üzere 341’de (952-53) Irak, 343’te (954-55) Horasan taraflarına seyahatler yaptı. Bu ilim merkezlerinde ve Mâverâünnehir’de tanınmış muhaddislerle görüşerek âlî isnadlar elde etti.

    İlim öğrenmek için, Hicaz’a ve iki defa Irak’a gitti. İbn-üs-Semmâk, Da’lec bin Ahmed, Ebû Ali el-Hâfız, Ebû Sehl bin Ziyâd, Muhammed bin Salih bin Hânî gibi büyüklerden (r. aleyhim) ilim öğrendi. Kendisinden de; Ebû’l-Hasen Dâre Kutnî, Ebü’l-Kâsım Kuşeyrî, Ebû Bekr Beyhekî ve başka bir çok büyük zâtlar (rahmetullahi aleyhim) ilim öğrenip, pek çok hadîs-i şerîf rivayet etmişlerdir.

    Sadece Nîşâbur’da 1000 hocadan hadis dinlediği rivayet edilen Hâkim’in hocalarının sayısı 2000’i bulmaktadır. Bu hocalarını Mu’cemü’ş-Şüyûh adlı eserinde anlattı. 

    İlk hocası, Müslim’i görmüş olan babasıdır. Hadis ve hadis ilimleri öğrendiği diğer hocaları arasında el-Müsned ve Tefsîrü’l-Ḳurʾân adlı eserleri bulunduğunu söylediği hâfız Ali b. Hamşâz, zâhid Ebû Abdullah Muhammed b. Abdullah es-Saffâr, hadis hâfızı İbnü’l-Ahrem, Ebü’l-Abbas el-Esam, Ebû Alî en-Nîsâbûrî ve Ebû Ahmed Hâkim el-Kebîr bulunmaktadır. 

    Kıraat ilmini Ebû Ali Hasan b. Dâvûd en-Nakkār el-Kûfî ve İbnü’l-İmâm diye tanınan Ebû Bekir Ahmed b. Abbas el-Bağdâdî gibi âlimlerden, fıkhı Ebû Ali b. Ebû Hüreyre el-Bağdâdî, Ebü’l-Velîd el-Ümevî ve Su‘lûkî gibi fakihlerden öğrendi. 

    Hadis hâfızları İbnü’l-Ciâbî ve Hüseyin b. Muhammed el-Mâsercisî ile hadis müzakere etti. Devrin tanınmış mutasavvıflarından Ca‘fer el-Huldî, İbn Nüceyd ve Ebû Osman el-Mağribî’nin sohbetlerinde bulundu. 355’te (966) Mâverâünnehir’de, 367’de (977-78) 

    Hadîs âlimlerinin en üstünlerinden, sika yâni güvenilir bir zât idi. Hadîs ilminde hâkim idi. Yâni râvîlerinin hâl tercümeleri ile beraber, sekiz yüz binden ziyâde hadîs-i şerîfi ezbere bilirdi. Bu ve diğer ilimlerde çok kitap yazdı. İlimde, fazîlette, Allah’u Teâlâ’yı tanımakta ve hafızasının kuvvetliliğinde çok yüksek idi. Hadîs âlimlerinin reîsi durumunda idi.

    İmam-ı Hâkim’in, tarih ve hadis ilmine dair birçok eseri vardır. Kendi memleketinin tarihini Tarih-u Nisâbûr adıyla ilk defa kendisi yazdı. Bilhassa, hadis ilmine dair olan Ma’rifetü Ulûmi’l-Hadis adlı eseri, sahasının en değerli kaynaklarından biridir. İmam-ı Hâkim, Sâmânoğulları devrinde Nişabur (970) ve Nesâ kadılığı da yaptı.

    TALEBELERİ

    Irak’ta, ayrıca Bağdat ve Rey’de imlâ meclislerinde hadis okuttuğu bilinen Hâkim’in tanınmış talebeleri arasında Ebû Zer el-Herevî, Ebû Ya‘lâ el-Halîlî, Ahmed b. Hüseyin el-Beyhakī, Abdülkerîm b. Hevâzin el-Kuşeyrî ve Ebû Sâlih el-Müezzin gibi âlimler vardır. 

    Hocalarından Ahmed b. Ebû Osman el-Hîrî, Ebû İshak el-Müzekkî ve Dârekutnî başta olmak üzere pek çok âlim kendisinden hadis rivayet etmiştir. Hâkim en-Nîsâbûrî 337 (948) yılından itibaren eser telifine başlamış, eserleri Ebû Ya‘lâ el-Halîlî’nin söylediğine göre 500, bazı kaynaklara göre 1000, hatta 1500 (İbn Asâkir, s. 228) cüz tutacak hacme ulaşmıştır. Hâkim’i devrin dört tanınmış hâfızı ile mukayese eden Ebü’l-Kāsım Sa‘d b. Ali ez-Zencânî onun güzel eserleriyle diğerlerine üstün olduğunu söylemiştir.

    Kaynaklarda Hâkim’in güçlü bir hadis hâfızı olduğu belirtilmektedir. Hocalarından hadis hâfızı ve münekkidi Ebü’l-Hüseyin Muhammed b. Muhammed el-Haccâcî onun kendisinden daha kuvvetli bir hâfız olduğunu söylemekte, devrin tanınmış muhaddisi Hâkim el-Kebîr de yerini ancak talebesi Hâkim’in doldurabileceğini ifade etmektedir. Çağdaşı ve hemşerisi hadis hâfızı Ebû Hâzim el-Abdûyî, hadisleri ezberleme ve kusurlarını bilme hususunda Nîşâbur’da İmam Müslim’den sonra yetişen sayılı hâfızlar arasında Hâkim’in adını da zikretmekte, İslâm dünyasında her dönemde birbirinin dengi âlimler bulunduğu halde onun zamanında bir denginin bulunmadığını söylemektedir. (İbn Asâkir, s. 230; Sübkî, IV, 159). 

    Dârekutnî de Hâkim’in hıfzının Ebû Abdullah İbn Mende’ninkinden daha sağlam olduğunu belirtmiştir. Devrin hadis âlimlerinin müşküllerini ona sorup hallettikleri, geniş hadis bilgisinden ve rivayetlerinden faydalanmak isteyen talebelerin İslâm dünyasının dört bir yanından kendisine geldikleri bilinmektedir. 

    Talebesi Ebû Ya‘lâ el-Halîlî, hocasına sorulan her soruya onun doyurucu cevaplar verdiğini söylemektedir. Hâkim’in hadis ilimleri sahasında kendini iyi yetiştirdiği, hadislerin sağlamını ve zayıfını bilme, râvileri cerh ve ta‘dîl etme konularında devrinin en tanınmış âlimleri arasında yer aldığı ifade edilmektedir. İbn Hacer, onun büyük bir âlim olduğunu söyledikten sonra hayatının son dönemlerinde hâfızasının zayıflamaya başladığına dair rivayetler bulunduğunu, eḍ-Ḍuʿafâʾ adlı eserinde kendilerinden kesinlikle hadis alınmaması gerektiğini kaydettiği bazı kimselerin rivayetlerine el-Müstedrek’te yer vermesinin de bunu gösterdiğini belirtmektedir. el-Müstedrek’i hayatının son döneminde yazdığı için onu yeniden gözden geçirmeye fırsat bulamaması, hadisleri ve râvileri iyi tanımasına rağmen tenkit edilmesine sebep olmuştur. Hâkim, Sâmânîler devrinde 359 (969-70) yılında Nesâ kadılığına getirilmiş, daha sonra kendisine teklif edilen Cürcân kadılığını ise kabul etmemiştir. Onun Sâmânîler’in temsilcisi olarak Büveyhîler’e elçi sıfatıyla gittiği ve görevini başarıyla yaptığı belirtilmektedir.

    İMAM-I HÂKİM'İN VEFATI

    Hâkim en-Nîsâbûrî 3 Safer 405 (3 Ağustos 1014) tarihinde vefat etti.

    Ehl-i Sünnet olan Hâkim Hazretleri bazı şii ve Rafızilerin iftirasına uğramış, Hâkim’in Şiîlik’le itham edilmesinin başlıca sebebi, el-Müstedrek’te Hz. Ali(r.a)’nin faziletine dair yer alan rivayetlerdir. Bunların içinde en çok tenkide uğrayan rivayet ise “hadîsü’t-tayr” diye meşhur olanıdır. Buna göre Hz. Peygamber’in sofrasına kızartılmış bir kuşun getirildiği bir gün Resûl-i Ekrem(s.a.v), “Yâ Rabbi! En sevdiğin kulunu gönder de bu kuşu onunla beraber yiyelim” diye dua etmiş, bunun üzerine Hz. Ali çıkagelmiştir. (el-Müstedrek, III, 142). 

    Bazı âlimlerin uydurma kabul ettiği bu hadis Zehebî, Alâî ve Tâceddin es-Sübkî gibi muhaddisler tarafından zayıf olmakla birlikte bir dayanağının bulunduğu gerekçesiyle savunulmuş, ayrıca Tirmizî’nin Sünen’i ile (“Menâḳıb”, 20) Nesâî’nin Ḫaṣâʾiṣu Emîri’l-müʾminîn ʿAlî b. Ebî Ṭâlib (s. 29) adlı eserinde de yer almıştır. 

    Hâkim ve diğer bazı âlimler hakkında ileri sürülen Şiîlik iddiası Ehl-i beyt’i biraz daha fazla sevmekten ibaret olup Şîa mezhebini benimsemekle ilgisi yoktur. Hâkim’in de Hz. Ali(r.a)’yi diğer halifelerden fazla sevdiği anlaşılmaktadır. Fakat onu diğer üç halifeden üstün tutmadığı el-Müstedrek’te onları Hz. Ali(r.a)’den önce zikretmesinden (III, 61-147), Tâceddin es-Sübkî’nin bizzat görüp okuduğunu söylediği Kitâbü’l-Erbaʿîn adlı eserinde ilk üç halifenin Hz. Ali’den üstün olduğuna dair bir bölümün varlığından anlaşılmaktadır. (Ṭabaḳāt, IV, 167). 

    Allah’ı cisme benzeten Kerrâmiyye mezhebi taraftarlarının Hâkim’e cephe alarak onu evinden dışarı çıktığı takdirde öldüreceklerini söylemeleri üzerine Muhammed b. Hüseyin es-Sülemî Hâkim’e bu mezhebin kurucusu Muhammed b. Kerrâm’ın faziletlerine, İbn Kesîr’e göre ise (el-Bidâye, XI, 355) Muâviye’nin faziletine dair birkaç hadis yazdırmayı ve böylece sıkıntıdan kurtulmayı tavsiye ettiği zaman Hâkim buna yanaşmamıştır. Onun bu tutumu, bazılarının söylediği gibi Şiîliği’ni değil hayatı pahasına da olsa hadis konusunda tâviz vermediğini göstermektedir.

    ŞAHSİYETİ

    Hâkim Nişâbûrî’nin (rahmetullahi aleyh), Allah’u Teâlâ’nın emir ve yasaklarının muhafazası ve yayılması için yaptığı hizmetler, âlimler tarafından iftiharla bildirilmektedir. Rivayet olunan hadîs-i şerîflerin metin ve senetlerindeki incelikleri, sahîh olup olmadıklarını, râvîlerinin durumlarını, zamanında ondan daha iyi bilen yoktu ve devrinin bir tânesi id. İlim ve irfan âşıkları, hadîs-i şerîf öğrenmek için her taraftan yanına gelirlerdi. Konuşması tatlı, hoş sohbet bir zât idi. Güzel ve te’sirli sözleri, dinliyenlerin kalblerini ferahlandırır, ruhlarını cezbederdi. Ehl-i sünnet büyüklerine olan hürmet ve ta’ziminin çokluğu, eserlerinde görülmektedir.

    Hâkim Nişâbûrî’nin bin civarında eserinin bulunduğu, kaynaklarda kaydedilmektedir. 

    İMAM-I HÂKİM'İN ESERLERİ

    1. el-Müstedrek* ʿale’ṣ-Ṣaḥîḥayn (el-Müstedrek ʿale’ş-Şeyḫayn). Müellif bu eserinde, Buhârî ile Müslim’in veya onlardan birinin el-Câmiʿu’ṣ-ṣaḥîḥ’lerini tasnif ederken gözettikleri şartlara uyduğu halde kitaplarına almadıkları rivayetleri derlemek istemiş, fakat eserde bazı zayıf, hatta mevzû rivayetler yer almıştır. 8803 rivayeti ihtiva eden eser Haydarâbâd’da (I-IV, 1334-1342) ve Mustafa Abdülkādir Atâ tarafından Beyrut’ta (I-IV, 1411/1990) yayımlanmıştır. Zehebî kitabı Telḫîṣü’l-Müstedrek adıyla ihtisar etmiş, bu çalışmadaki 1181 rivayet İbnü’l-Mülakkın tarafından Muḫtaṣaru İstidrâki’l-Ḥâfıẓ ez-Zehebî ʿalâ Müstedreki Ebî ʿAbdillâh el-Ḥâkim adıyla ve yeni bilgiler eklenerek ihtisar edilmiştir (bk. bibl.).

    İmam-ı Hâkim’in kuşkusuz hadis sahasında yazdığı en ünlü eseri el-Müstedrek ale’s-Sahîhayn’dır. Hadis ilminde müstedrek kelimesi, “Bir hadis âliminin, kendi şartlarına göre sahih olduğu hâlde, eserine koymadığı sahih hadisleri toplamak ve bunları müstakil bir kitapta sınıflandırmaya tabi tutmak” mânâsına geliyor. Bu tariften de anlaşıldığı üzere, Müstedrek kitapları sahih hadis kitapları üzerine yapılır.

    İmam-ı Hâkim’in Müstedrek’i, Buhâri ve Müslim’in el-Câmiu’s-Sahîh’lerinin bir çeşit zeyli, yani tamamlayıcı eki gibidir ve o sahihlerin plânını takip etmiştir. Hacim bakımından Buhârî ve Müslim’in naklettiği hadislerin toplamına yakın olduğu söylenebilir. Müstedrek, daha sonra kaleme alınan pek çok kitaba kaynaklık etmiştir. Pek çok kitapta bulunmayan hadisler burada bulunabilmektedir.

    Müstedrek’te, doğruluk ve güven açışından hadisler dört grupta toplanmıştır:

    1-Buhârî’nin şartına göre sahih olup da, onun Câmi’us-Sahîh’inde bulunmayan hadisler.

    2- Müslim’in şartına göre sahîh olup da onun Câmi’us-Sahîh’inde bulunmayan hadisler.

    3- Buhârî ve Müslim’in şartlarına uyduğu hâlde, her ikisinin de beraberce Câmi’us-Sahîh’lerinde bulunmayan hadisler.

    4- Buhârî ve Müslim’in şartlarına uymayan, fakat kendisinin sahîh olduğuna kanaat getirdiği hadisler.

    2. Maʿrifetü ʿulûmi’l-(uṣûli’l-) ḥadîs̱*. Râmhürmüzî’nin (ö. 360/971) el-Muḥaddis̱ü’l-fâṣıl’ından sonra bu sahada kaleme alınmış ikinci eser olduğu tahmin edilen kitapta usûl-i hadîs meseleleri elli iki bölüm halinde ele alınmış, verilen her bilgi senedleriyle birlikte zikredilmiştir. Kitap Seyyid Muazzam Hüseyin tarafından yayımlanmıştır. (Kahire 1937; Medine 1397/1977 ofset baskı). 

    Hâkim en-Neysâbûrî, hadis usulüne dair telif ettiği Maʿrifetü ʿulûmi’l-ḥadîs̱ adlı kitabıyla hadis usulü ilmine büyük katkılarda bulunmuş ve hadis usulü tarihini etkilemiştir. Bu katkı ve etkilerden bazıları şunlardır:

    a-Hâkim, hadis usulüne dair konuları “ʿulûmü’l-ḥadîs̱” tabiriyle ifade eden ve kitabının isminde bu tabiri kullanan ilk muhaddistir.( HATİBOĞLU, İbrahim, “Ma‘rifetü Ulûmi’l-Hadîs”, DİA, XXVIII, 62.)Daha sonraki muhaddisler bu konuda onu örnek almışlardır.

    b-Hâkim, Maʿrife’nin telifinde gösterdiği ustalık ile kendisinden sonra gelen hadis usulü yazarlarını etkilemiştir. Hadis usulü tarihinin en önemli kitaplarından birinin yazarı olan İbnü’s-Salâh (ö. 643/1245), eserini telif ederken Maʿrife’den çokça faydalanmıştır. İbnü’s-Salâh’ın, Hâkim’in kitabını beğendiği ve ona önem verdiği, onun kitabına Şerḥu Maʿrifeti ʿulûmi’l-ḥadîs̱ isimli bir şerh yazmaya başlamasından da anlaşılabilir.( KANDEMİR, Yaşar, “İbnü’s-Salâh eş-Şehrezûrî”, DİA, XXI, 199.)

    c-Hâkim, kendisinden sonra neredeyse hiçbir hadis usulü müellifinin yapmayacağı bir şey yaparak, kitabında fıkhu’l-hadîs (hadislerin anlaşılması) hakkında ayrı bir başlık açmış ve onu hadis ilimlerinden biri olarak zikretmiştir. Bunu, hadis ilminde uzmanlaşanların, hadislerin fıkhı konusunda da cahil olmadığı anlaşılsın diye yapmıştır.( NEYSÂBÛRÎ, Hâkim, Ma‘rifetü ulûmi’l-hadîs ve kemmiyyetü ecnâsihî, haz. Ahmed b. Fâris es-Selûm, Riyâd: Mektebetü’l-Me‘ârif, s. 257.)

    Birbirlerine çok yakın zaman dilimlerinde yaşadıkları düşünüldüğünde, Râmehürmüzî zamanında ehl-i hadise yöneltilen tenkitlerin Hâkim zamanında da devam ettiğini söylemek mümkündür. Bundan dolayı Hâkim’in, kitabında fıkhu’l-hadîs hakkında müstakil bir başlık açması, bir ehl-i hadis savunusu olarak okunabilir. O, ehl-i hadisin, ehl-i rey karşısında küçük düşmemesi için ehl-i hadisin de hadislerin fıkhı konusunda bilgi sahibi olduğunu örnekleriyle ortaya koymuş, böylece genç muhaddisleri de fıkıh öğrenmeye teşvik etmiştir.

    3. Kitâbü’l-İklîl. Sâmânîler’in Horasan valisi Ebû Ali İbn Sîmcûr’un isteği üzerine kaleme aldığı ve Hz. Peygamber(s.a.v) ile aile fertlerinin hayatıyla ilgili bilgileri ve hadisleri toplayarak daha önce benzeri görülmeyen bir şekilde tertip ettiği eserin (Hâkim, el-Medḫal ilâ Kitâbi’l-İklîl, s. 30; Zehebî, Aʿlâmü’n-nübelâʾ, XVII, 167-168) günümüze gelip gelmediği bilinmemektedir. 

    4. el-Medḫal ilâ (maʿrifeti) Kitâbi’l-İklîl (el-Medḫal ilâ maʿrifeti’ṣ-ṣaḥîḥ ve’s-saḳīm mine’l-aḫbâri’l-merviyye). Kitâbü’l-İklîl’in telifinden sonra Ebû Ali İbn Sîmcûr’un, bu eserdeki sahih olan ve olmayan hadislerin tesbit edilmesi ihtiyacına işaret etmesi üzerine adı geçen esere giriş mahiyetinde yazılmıştır. Hadis usulüne dair önemli bilgileri topladığı bu eserinde güvenilir rivayetleri on gruba ayıran Hâkim bunların ilk beşinin ittifakla kabul edilenler, ikinci beşinin de hakkında farklı görüş ileri sürülenler olduğunu, sahih hadislerin ilk derecesi olan, Buhârî ile Müslim’in üzerinde ittifak edebilecekleri hadislerin 10.000’i bulmayacağını belirtmekte, daha sonra cerh türlerini ve mecrûh râvileri on tabakaya ayırarak tanıtmaktadır. 

    Müellifin iki talebesi Ebû Bekir el-Beyhakī ve Ebû Mansûr Muhammed b. Ahmed b. Mansûr el-Kâyinî tarafından rivayet edilerek günümüze ulaşan eserin Kâyinî rivayetine dayanan ve 573 (1177) yılı civarında istinsah edilen bir nüshası Murad Molla Kütüphanesi’nde bulunmaktadır (nr. 307/8, vr. 245a- 260b). Kitabı el-Medḫal fî ʿilmi’l-ḥadîs̱ adıyla önce Muhammed Râgıb et-Tabbâh (Halep 1352/1932), ardından bu neşri dikkate alarak bir başka nüshanın da yardımıyla J. Robson (London 1953), daha sonra da el-Medḫal ilâ Kitâbi’l-İklîl adıyla Fuâd Abdülmün‘im Ahmed (İskenderiye 1983) yayımlamıştır. 

    5. el-Medḫal ilâ maʿrifeti’ṣ-Ṣaḥîḥayn. İbn Hayr, üç cüz olduğunu söylediği bu eseri Kitâbü’l-Medḫal ilâ maʿrifeti’ṣ-ṣaḥîḥ mine’s-saḳīm ve tebyîni mâ eşkele min esmâʾi’r-ricâl fi’ṣ-Ṣaḥîḥayn (Fehrese, s. 223-224), Zehebî ise el-Medḫal ilâ ʿilmi’ṣ-ṣaḥîḥ (Teẕkiretü’l-ḥuffâẓ, III, 1043; Aʿlâmü’n-nübelâʾ, XVII, 170) adıyla zikretmektedir. Bu adlandırma daha çok el-Medḫal ilâ Kitâbi’l-İklîl’in muhtevasını hatırlattığı için iki eserin isimlerinin karıştırıldığı söylenebilir. Eserin günümüze ulaşan bir nüshası Süleymaniye Kütüphanesi’ndedir (Şehid Ali Paşa, nr. 346/2). 

    Hâkim, Ṣaḥîḥ-i Buḫârî ve Ṣaḥîḥ-i Müslim’i tanıtmak amacıyla yazdığı bu eserinde önce Resûlullah’ın söylemediği sözleri ona nisbet etmeyi yasaklayan rivayetleri bir araya getirmekte, kendilerinden ancak durumları açıklanarak rivayet edilebilecek 234 kadar mecrûh râviyi kaydetmektedir. Müellifin eḍ-Ḍuʿafâʾ adıyla anılan eserinin, bu bölümün müstakil olarak istinsah edilmesinden meydana gelmiş bir cüz olması muhtemeldir. Ashap, tâbiîn ve sonraki râvilerin adlarını üç kısımda alfabetik olarak önce her iki eserde bulunanları, daha sonra da birinde olup diğerinde bulunmayan râvileri yine üç kısımda ele aldığı bölüm, Zâhiriyye Kütüphanesi’ndeki nüshasına dayanılarak Kemâl Yûsuf el-Hût tarafından Tesmiyetü men aḫrecehümü’l-Buḫârî ve Müslim adıyla yayımlanmıştır (Beyrut 1407/1987). Ardından Buhârî’nin güvenmediği râviler, Ṣaḥîḥayn’da künyeleriyle meşhur râviler, Müslim’in kendilerinden rivayet etmesi sebebiyle tenkide uğradığı râviler, Buhârî’nin nisbelerini zikretmediği şeyhleri, Buhârî’nin görüştüğü ve kendilerinden hadis duyduğu halde rivayetlerini el-Câmiʿu’ṣ-ṣaḥîḥ’ine almayıp sadece istişhâd ettiği hocalarının adları ve Buhârî ile Müslim’in Ṣaḥîḥayn’daki hocalarının adları zikredilmektedir. Eseri Rebî‘ b. Hâdî Ömer el-Medhalî el-Medḫal ile’ṣ-ṣaḥîḥ adıyla neşretmiştir (Beyrut 1984). Abdülganî el-Ezdî, el-Medḫal’de gördüğü bazı yanlışları düzeltmek maksadıyla Taṣḥîḥu’l-(Keşfü’l-) evhâm elletî fî Medḫali Ebî ʿAbdillâh el-Ḥâkim adıyla bir eser kaleme almış, eserini tamamladıktan sonra Hâkim’e göndermiş, Hâkim de tenkitleri sebebiyle kendisine teşekkür etmiştir. Bu eser Kitâbü’l-Evhâm elletî fi’l-Medḫal adıyla Meşhûr Hasan Mahmûd Selmân tarafından yayımlanmıştır. (Zerkā/Ürdün 1987).

    6. Târîḫu Nîsâbûr. Hâkim eserinde önce İslâmiyet’in başlangıcından kendi zamanına kadar olan Nîşâbur tarihini ele almış, bu şehre gelen sahâbe, tâbiîn ve diğer İslâm büyükleriyle Nîşâbur’da yetişen âlim ve önemli şahsiyetlerin, burada ilmî faaliyette bulunan ve bu şehirde ölen kimselerin, ayrıca kendi hocalarının biyografisini altı tabaka halinde kronolojik olarak yazmıştır. 

    Müellif, 2500’den fazla kişi hakkında bilgi ihtiva ettiği söylenen eserde (EIr., I, 250) Nîşâbur’un mescidlerini, kalelerini, mahallelerini, kabristanlarını da tanıtmıştır. Ali b. Zeyd el-Beyhakī’nin on iki cilt olduğunu kaydettiği kitabın (Târîḫ, s. 33; Sezgin, I, 222’de 12 cüz) günümüze gelip gelmediği bilinmemekte, Hatîb el-Bağdâdî’nin Târîḫu Baġdâd’da, Sem‘ânî’nin el-Ensâb’da ve İbn Hallikân’ın Vefeyât’ta eserden iktibaslarda bulunduğu görülmektedir. Kitabın Arapça bir müntehabından, adının Ahmed b. Muhammed b. Hasan olduğu sanılan Halîfe en-Nîsâbûrî’nin Terceme-i Târîḫ-i Nîşâbûrî adıyla yaptığı Farsça tercümesi günümüze ulaşmış, Bursa Hüseyin Çelebi Kütüphanesi’nde bulunan nüshası (nr. 778) Behmen Kerîmî tarafından Târîḫ-i Nîşâbûr adıyla yayımlanmıştır (Tahran, ts.). Richard N. Frye’nin Târîḫu ʿulemâʾi ehli Nîsâbûr adıyla neşrettiği eser (The Hague 1965) (EIr., I, 250) muhtemelen Târîḫu Nîsâbûr’un muhtasarıdır. Abdülgāfir el-Fârisî, Târîḫu Nîsâbûr’a Kitâbü’s-Siyâḳ li-Târîḫi Nîsâbûr adıyla 510 (1116) yılına kadar gelen bir zeyil yazmış, İbrâhim b. Muhammed es-Sarîfînî bu eseri el-Münteḫab min Kitâbi’s-Siyâḳ li-Târîḫi Nîsâbûr adıyla hulâsa etmiştir. Kâtib Çelebi Zehebî’nin Târîḫu Nîsâbûr’u ihtisar ettiğini söylemektedir. (Keşfü’ẓ-ẓunûn, I, 308). 

    7. Suʾâlâtü’l-Ḥâkim en-Nîsâbûrî li’d-Dâreḳuṭnî fi’l-cerḥ ve’t-taʿdîl. Mükerrerleriyle birlikte 531 râvinin ne ölçüde güvenilir olduğu hususunda kısa bilgiler ihtiva eden eserden Hatîb el-Bağdâdî, Zehebî ve İbn Hacer el-Askalânî başta olmak üzere birçok müellif faydalanmıştır. Bilinen tek nüshası Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi’nde bulunan eser (III. Ahmed, nr. 624/23) Muvaffak b. Abdullah b. Abdülkādir tarafından yayımlanmıştır. (Riyad 1404/1984). 

    8. Suʾâlâtü Mesʿûd b. ʿAlî es-Siczî maʿa esʾileti’l-Baġdâdiyyîn ʿan aḥvâli’r-ruvât. Râvilerin cerh ve ta‘dîline, ayrıca hadisle ilgili bazı konulara dair sorulan 342 meselenin cevaplarını ihtiva eden eseri Muvaffak b. Abdullah b. Abdülkādir neşretmiştir. (Beyrut 1408/1988).

    9. el-Fevâʾid (Fevâʾidü’ş-şüyûḫ). Eserin bir nüshası Dârü’l-kütübi’z-Zâhiriyye’de bulunmaktadır (Mecmua, nr. 55/6, vr. 58a-72b). 

    10. Cüzʾ (Chester Beatty Library, nr. 3904, vr. 1-11).

    Fuat Sezgin, müellifin Şiʿru aṣḥâbi’l-ḥadîs̱ adlı bir eserinden söz etmekteyse de (GAS, I, 222) Hâkim el-Kebîr’e ait Şiʿâru aṣḥâbi’l-ḥadîs̱’in (M. Nâsırüddin el-Elbânî, s. 252, nr. 892) adı değiştirilmek suretiyle ona nisbet edildiği kütüphane kayıtlarının aynı olmasından da anlaşılmaktadır. 

    Kaynakların belirttiğine ve kendisinin el-Müstedrek’te verdiği bilgilere göre Hâkim’in ayrıca şu eserleri bulunmaktadır: eḍ-Ḍuʿafâʾ, el-Emâlî (el-Emâli’l-ʿaşiyyât), Feżâʾilü Fâṭıma, Feżâʾilü’ş-Şâfiʿî, Ḫaṣâʾiṣü’l-ʿaşere, el-ʿİlel (ʿİlelü’l-ḥadîs̱), Kitâbü’d-Duʿâʾ, Kitâbü’l-Erbaʿîn (Tâceddin es-Sübkî bu eserde, ilk üç halifeyi Hz. Ali’den üstün tuttuğuna dair bir bab bulunduğunu bizzat gördüğünü söylemektedir), Kitâbü’l-Künâ (ve’l-elḳāb), Maḳtelü’l-Ḥüseyn (bu eserinden kendisi söz etmektedir: el-Müstedrek, III, 177), el-Maʿrife fî ẕikri’l-muḫadramîn (el-Müstedrek, I, 24), Muʿcemü şüyûḫi’l-Ḥâkim (Terâcimü’ş-şüyûḫ), Müzekki’l-aḫbâr, Ṣalâtü’ḍ-ḍuḫâ, Terâcimü’l-müsned ʿalâ şarṭi’ṣ-Ṣaḥîḥayn, eṭ-Ṭabaḳāt. Kettânî’nin ona nisbet ettiği ʿAvâlî Mâlik ise (er-Risâletü’l-müstetrafe, s. 356) Ebû Ahmed Hâkim el-Kebîr’e aittir (İbn Hacer, el-Mecmaʿu’l-müʾesses, I, 329-330).

    Buhârî’de ve Müslim’de bulunmayan sahîh hadîsleri toplayarak meydana getirdiği (Müstedrek) kitabı çok kıymetlidir. 

    MÜSTEDREKTE BULUNAN HADİS-İ ŞERİFLERDEN BAZILARI

    “Nimete kavuşunca şükreden, belaya uğrayınca sabreden, haksızlık yapınca af diler, zulme uğrayınca bağışlarsa, onlar emniyet ve hidayettedir.”

    “Hoşlanılmayan şeye sabretmekte büyük hayır vardır.”

    “Bir gece başı ağrıyan, Allah’u Teâlâ’dan geldiği için buna razı olup sabrederse, yeni doğmuş gibi günahlardan temizlenmiş olur.”

    “Sevmediklerinize sabretmedikçe, sevdiklerinize kavuşamazsınız.”

    “Doğru olun, doğruluk iyiliğe, iyilik ise, Cennete çeker. Yalandan sakının, yalan fücura, fücur ise Cehenneme götürür.”

    “Sözle çıkarılan fitne, kılıçla çıkarılan fitne gibidir. Yalan söylemek, iftira etmek ile çıkarılan fitne, kılıçla çıkarılan fitneden de kötüdür.”

    “Pazarcıların çoğu facirdir! Çok yemin ederek günaha girerler ve yalan söyleyerek alışveriş yaparlar.”

    “Kıyamette bir kimse, sevap defterinde, yapmadığı ibadetleri görür. “Bunlar seni gıybet edenlerin sevaplarıdır” denir.

    “Bir cemaat içinde bulunurken, bir kimse hakkında gıybet edildiğini görürsen, o kimse için yardımcı ol. Ve cemaati de ondan menetmeye çalış veya oradan kalk git.”

    “Din kardeşinin yüzüne söylemekten hoşlanmayacağın şey gıybettir.”

    “Bir kimsenin yanında din kardeşi gıybet edilir de, yardıma muktedirken ona yardım etmezse, Allah’u Teâlâ o kimseyi dünya ve ahirette rezil eder.”

    “Bir kimsenin malı az, çoluk çocuğu çok, namazı güzel olursa ve Müslümanları gıybet etmezse, kıyamette onunla yan yana oluruz.”

    “İnsanların amelleri, pazartesi ve perşembe günleri Hak Teâlâ’ya arz olunur. Hak Teâlâ da, kendisine şirk koşmayan herkesi affeder. Ancak bu mağfiretten birbirine kin tutan iki kişi istifade edemez. Cenab-ı Hak, “O iki kişi barışıncaya kadar amellerini getirmeyin” buyurur.

    “Birbirine dargın iki kimseden, hangisi önce selam verirse, günahları aff olur. Verilen selamı öteki almazsa, bu selamı melekler alır. Selam almayan kimseye de şeytan, sevinerek iltifatta bulunur.”

    BİBLİYOGRAFYA
    Kāmus Tercümesi, III, 196; Hâkim, el-Müstedrek (Atâ), I, 24; III, 61-147, 177, ayrıca bk. nâşirin mukaddimesi, I, 7-17; a.mlf., Suʾâlâtü Mesʿûd b. ʿAlî es-Siczî maʿa esʾileti’l-Baġdâdiyyîn ʿan aḥvâli’r-ruvât (nşr. Muvaffak b. Abdullah b. Abdülkādir), Beyrut 1408/1988, nâşirin mukaddimesi, s. 9-26; a.mlf., el-Medḫal ilâ maʿrifeti’ṣ-Ṣaḥîḥayn, Süleymaniye Ktp., Şehid Ali Paşa, nr. 346/2; a.mlf., el-Medḫal ilâ Kitâbi’l-İklîl (nşr. Fuâd Abdülmün‘im Ahmed), İskenderiye 1983, nâşirin mukaddimesi, s. 5-16; Tirmizî, “Menâḳıb”, 20; Nesâî, Ḫaṣâʾiṣu emîri’l-müʾminîn ʿAlî b. Ebî Ṭâlib (nşr. Ahmed Mîrîn el-Belûşî), Küveyt 1406/1986, s. 29-36; Hatîb, Târîḫu Baġdâd, V, 473-474; Sem‘ânî, el-Ensâb, II, 370-372; Beyhakī, Târîḫ (Hüseynî), s. 33, 41, 45, 79, 98, 186, 262, 317, 440; İbn Asâkir, Tebyînü keẕibi’l-müfterî, s. 227-231; İbn Hayr, Fehrese, s. 223-224; İbnü’l-Cevzî, el-Muntaẓam, VII, 274-275; İbrâhim b. Muhammed es-Sarîfînî, el-Münteḫâb mine’s-Siyâḳ (nşr. M. Kâzım el-Mahmûdî), Kum 1403/1362 hş., s. 5-6, ayrıca bk. nâşirin mukaddimesi, s. yâkâf; İbn Hallikân, Vefeyât, IV, 280-281; Zehebî, Teẕkiretü’l-ḥuffâẓ, III, 1039-1045; a.mlf., Aʿlâmü’n-nübelâʾ, XVII, 162-177; a.mlf., Mîzânü’l-iʿtidâl, III, 608; a.mlf., Maʿrifetü’l-ḳurrâʾ (Altıkulaç), II, 600-601; Safedî, el-Vâfî, III, 320-321; Sübkî, Ṭabaḳāt, IV, 155-171; İbn Kesîr, el-Bidâye, XI, 355; İbnü’l-Mülakkın, Muḫtaṣaru İstidrâki’l-Ḥâfıẓ ez-Zehebî ʿalâ Müstedreki Ebî ʿAbdillâh el-Ḥâkim (nşr. Abdullah b. Hamed el-Lahaydân - Sa‘d b. Abdullah b. Abdülazîz Âl-i Humeyyid), Riyad 1411; İbn Hacer, Lisânü’l-Mîzân, V, 232-233; a.mlf., el-Mecmaʿu’l-müʾesses li’l-muʿcemi’l-müfehres (nşr. Yûsuf Abdurrahman el-Mar‘aşlî), Beyrut 1413/1992, I, 329-330; İbn Tağrîberdî, en-Nücûmü’z-zâhire, IV, 238; Musannif, Ṭabaḳātü’ş-Şâfiʿiyye (nşr. Âdil Nüveyhiz), Beyrut 1402/1982, s. 123-125, 222; Keşfü’ẓ-ẓunûn, I, 55, 87, 144, 165, 308, 394, 430, 582; II, 1011, 1160, 1277, 1298, 1642, 1839, 1840; İbnü’l-İmâd, Şeẕerât, III, 176-177; Brockelmann, GAL, I, 175; Suppl., I, 276-277; Richard N. Frye, “City Chronicles of Central Asia and Khurasan”, Zeki Velidi Togan’a Armağan, İstanbul 1950-55, s. 405-420; Sezgin, GAS, I, 221-222; M. Nâsırüddin el-Elbânî, Fihrisü maḫṭûṭâti Dâri’l-Kütübi’ẓ-Ẓâhiriyye, Dımaşk 1390/1970, s. 252, nr. 892; Şâkir Mustafa, et-Târîḫu’l-ʿArabî ve’l-müʾerriḫûn, Beyrut 1980, s. 118-119; Hasan es-Sadr, Teʾsîsü’ş-Şîʿa, Beyrut 1401/1981, s. 294-295; Ziriklî, el-Aʿlâm (Fethullah), VI, 227; Kays Âl-i Kays, el-Îrâniyyûn, II/2, s. 474-481; Zeki Velidî Togan, Tarihte Usûl, İstanbul 1985, s. 192; Sâlihiyye, el-Muʿcemü’ş-şâmil, II, 130-132; Kettânî, er-Risâletü’l-müstetrafe (Özbek), s. 14, 47, 194, 244, 283, 314, 319, 323, 340, 356, 419, 425; H. Ritter, “Philologika XIII”, Oriens, III (1950), s. 72-73; E. Honigmann, “Nîşâpûr”, İA, IX, 304; J. Robson, “al-Ḥākim al-Naysābūrī”, EI2 (Fr.), III, 84; R. W. Bulliet, “Abū ʿAbdallāh b. al-Bayyeʿ”, EIr., I, 250.

TÜM HADİS İMAMLARI


Etiketler: İmam-ı Hakim en-Nisaburi Kimdir? Hayatı, Vefatı, Eserleri, Hadisleri, hadis imamları | Mekteb-i Derviş

Not: HTML'e dönüştürülmez!
    Kötü           İyi
Benzer Konular