Mekteb-i Derviş | İslam

    NİZAMÜLMÜLK KİMDİR? HAYATI, ESERLERİ, VEFATI

    (D.H.21 408-M.1018 Horasan Tûs - V.H. 485-M.1092.Nihavent-İsfahan)

    Büyük Selçuklu veziri, Ortaçağ İslâm dünyasının en başarılı devlet adamlarından âlim, şehit. Meşhur Siyasetnameyi yazan.

    Künyesi: Ebû Alî Kıvâmüddîn (Gıyâsüddevle, Şemsülmille) Hasen b. Alî b. İshâk et-Tûsî. Sultan Melikşah’ın baba diye hitap ettiği, Büyük Selçuklu veziri ve dua orduları komutanı Büyük Selçuklu Devleti’nin veziri ve Siyâsetnâme adlı kitabın yazarı olan devlet adamı ve siyaset bilimcisi.

    Nizâmülmülk, H.21 Zilkade 408’-M.10 Nisan 1018. Horasan’ın Tûs şehrine bağlı Râdkân köyünde doğdu.H. 10 Ramazan 485-M.14 Ekim 1092’deNihavent yakınlarında suikast sonucu şehit edildi.Babası Ali b. İshak, Gazneliler’in Tûs âmili ve Nûkān kasabasının dihkanı idi. Annesini henüz bebekken kaybetmiş öksüz büyümüştü.Sultan Alparslan kendisini vezir tayin ettiğinde Abbâsî Halifesi Kāim-Biemrillâh tarafından Nizâmülmülk, Kıvâmüddevle ve’d-dîn ve Razî emîri’l-mü’minîn lakapları verilmiş, ayrıca Tâcü’l-hazreteyn, Vezîr-i Kebîr, Hâce-i Büzürg ve Atabekü’l-cüyûş gibi lakaplarla anılmıştır.

EĞİTİMİ

    Nizâmülmülk’ün eğitimiyle babası ilgilendi. Küçükken Kur’an ve hadis eğitimi aldı. Nizâmülmülk, Kur’ân-ı Kerîm’i ezberledikten sonra Halep’te Ebü’l-Feth Abdullah b. İsmâil el-Halebî’den, İsfahan’da Muhammed b. Ali b. Muhammed’den, Nîşâbur’da Abdülkerîm b. Hevâzin el-Kuşeyrî’den, Bağdat’ta Ebü’l-Hattâb b. Batr’dan hadis okudu. Ebû Abdullah b. Muhammed et-Tûsî, Ebû Bekir Muhammed b. Yahyâ el-Müzekkî, Abdülkerîm el-Kuşeyrî gibi muhaddislerden hadis rivayet etti. Ayrıca devrin meşhur âlim, edip ve şairlerinin sohbet meclislerine ve derslerine katılıp inşâ ve hitabet sanatında ileri bir seviyeye ulaştı. Babasıyla beraber Gazneliler’in Horasan valisi Ebü’l-Fazl Sûrî’nin yanında görev alan Nizâmülmülk, Dandanakan Savaşı’nın ardından babası ile birlikte Tûs’tan Hüsrevcird’e, oradan Gazne’ye gitti. Horasan tamamen Selçukluların eline geçince baba oğul Selçuklular’ın hizmetine girdi. Nizâmülmülk, bir süre Melik Alparslan’ın veziri Ebû Ali Ahmed b. Şâdân tarafından idarî hizmetlerde görevlendirildi, daha sonra onunla geçinemeyip Çağrı Bey’in yanına Merv’e gitti ve kendisinden büyük ilgi ve yakınlık gördü.(İbn Hallikân, I, 395)

NİZAMÜLMÜLK’ÜN SULTAN ALPARSLAN’A VEZİR OLMASI

    Nizâmülmülk, Çağrı Bey’in 1059 yılında ölümünün ardından Tuğrul Bey döneminde (1040-1063) Horasan’ı yönetti. Alparslan’ın, kardeşi Süleyman ile giriştiği taht kavgası sırasında Alparslan’ın yanında yer aldı. İdarî ve siyasî kabiliyetleriyle onun dikkatini çekti. Alparslan tahta geçtikten bir ay sonra 7 Aralık 1063’de Kündürî’yi azledip yerine Nizâmülmülk’ü tayin etti. Malazgirt Muharebesi hariç Alparslan’ın bütün seferlerine katılan Nizâmülmülk, bu savaşların kazanılmasında ve Kutalmış’ın isyanının bastırılmasında önemli rol oynadı.

NİZAMÜLMÜLK NELER YAPTI?

    İki Büyük Selçuklu sultanına (Alparslan ve Melikşah) vezirlik yaptı.

    Siyasetname kitabını kaleme aldı.

    Nizamiye medreselerini kurdu.

    Batiniler (Haşhaşiler) ile mücadeleyi devlet politikası haline getirdi.

    Türk-İslam devleti arasında ilk askeri ikta sistemi ilk kez uygulamaya başladı.

    Nizâm-ül-mülk; vezir olduğu 1064 (H. 451) yılından şehîd edildiği 1092 (H. 485) yılına kadar, aralıksız yirmi dokuz sene Büyük Selçuklu Devleti’ne tam bir dirayet ve adalet ile hizmet etti. Sultan Alb Arslan’ın vefatından sonra, veliahd Melikşâh’ın tahta geçmesini sağlayıp, nizâm ve asayişin korunmasını te’min etti. Sultan Melikşâh zamanı, Büyük Selçuklu Devleti’nin en parlak ve en şanlı devri olmuştur.

NİZAMÜLMÜLK VE HAŞHAŞİLER

    Sultan Melikşah’ın rakiplerini bertaraf ederek tahta geçmesinde büyük hizmetleri oldu. Sultan Melikşah zamanında Büyük Selçuklu Devleti için ciddi bir tehlike teşkil eden Hasan Sabbâh ve adamlarıyla mücadeleyi bir devlet politikası haline getirdi.

    Sultan Melikşah, Hasan Sabbâh’a karşı bir askerî harekât başlatmadan önce bir mektup göndererek faaliyetlerinden vazgeçmesini, aksi halde kalelerini yerle bir edeceğini bildirmiş, Hasan Sabbâh ise sultana verdiği cevapta Nizâmülmülk’ü entrikacılıkla suçlamıştır (Sultan Melikşah ile Hasan Sabbâh’a izâfe edilen mektuplar ve Nizâmülmülk’ün bu konuyla ilgili olarak Sultan Melikşah’a sunduğu arîza ile sultanın ona cevabı Nasrullah Felsefî tarafından “Çehâr-Nâme-i Târîḫî” adıyla yayımlanmış [Çend Maḳāle-i Târîḫî ve Edebî, s. 405-433] ve “Erbaʿa resâʾil târîḫiyye” ismiyle Arapça’ya çevrilmiştir [ed-Dirâsâtü’l-edebiyye, VII/3-4, Beyrut 1965, s. 270-302]).

NİZAMÜLMÜLK’ÜN MÜCADELESİ

    Uzun süren vezirliği sırasında devlet yönetimine tam anlamıyla hâkim olmasından rahatsız olan bazı devlet adamları Nizâmülmülk’ün idarî tasarruflarını, evlât ve kölelerinin önemli mevkileri ele geçirmelerini bahane ederek onu sultana şikâyet ettiler. Sultan Melikşah bu şikâyetler üzerine Nizâmülmülk’ü huzuruna çağırıp dinledi. Her defasında onu haklı bularak yetkilerini arttırdı ve şikâyetçileri ağır cezalara çarptırdı.

    Şikâyetlerden bir sonuç alınamadığını gören Terken Hatun ile veziri Tâcülmülk, Müstevfî Mecdülmülk ile Ârızu’l-ceyş Sedîdülmülk’ün desteğini sağladıktan sonra açıkça Nizâmülmülk aleyhine konuşmaya başladılar. Oğlu Mahmud’u veliaht tayin ettirmek isteyen ve bu hususta Nizâmülmülk’ü yegâne engel gören Terken Hatun, Nizâmülmülk’ü gözden düşürmek için sultanı etkilemeye çalıştı.

    Nizâmülmülk’ün muhalifleri onun evlâdının ve adamlarının devlet içinde devlet haline geldiklerini, halkın bunlardan rahatsız olduğunu bildirip Melikşah ile Nizâmülmülk’ün arasını açmaya çalıştılar. Bunun üzerine sultan Nizâmülmülk’e haber göndererek yetkilerini aştığını ve hükümdarlıkta ortağı haline geldiğini bildirip kendisini vezirlikten azletmekle tehdit etti. O güne kadar bilgece sözlerle Sultan Melikşah’ı sakinleştiren Nizâmülmülk bu defa sert bir üslûpla, yaptığı iyilikleri ve idarî hizmetleri sultana hatırlatıp kendisini vezirlikten azlettiği takdirde tacının ve devletinin yok olacağını söyledi. Melikşah bu gerginliğe rağmen onu görevden almadı.

    Nizâmülmülk’ün çocuklarından Fahrülmülk, İmâdülmülk, Müeyyidülmülk, İzzülmülk ve Ziyâülmülk ile torunlarından bir kısmı Büyük Selçuklular’a ve Abbâsîler’e vezir olmuş, diğerleri de önemli devlet makamlarına getirilmiştir.

    Adaleti, idarî kabiliyeti, cömertliği, bilgeliği ve güzel ahlâkıyla tanınan Nizâmülmülk halkın hukukuna özen gösterir, insanların zulüm ve haksızlığa uğramaması için çalışırdı. Devlet kapısının şikâyetçilere daima açık olmasını isterdi. Âlimlere ve sûfîlere saygı gösterir, onları ayakta karşılar ve sohbet meclislerine katılmaktan zevk alırdı. Selefi Kündürî’nin aksine mezhep çatışmalarını ortadan kaldırmak amacıyla Eş‘arîler’i ve Şâfiîler’i takip siyasetine son vererek bu politika yüzünden ülkelerini terkeden Abdülkerîm el-Kuşeyrî ve Ebü’l-Meâlî İmâmü’l-Haremeyn el-Cüveynî gibi âlimlerin ülkelerine dönmesini sağlamıştır (İbnü’l-Esîr, X, 33).

    Nizâmülmülk başta Hasan Sabbâh olmak üzere Bâtınîler’le askerî, siyasî ve ilmî metotlarla mücadele etmiş ve bundan dolayı Bâtınîler’ce baş düşman ilân edilmiştir.

EN BÜYÜK DÜŞMANI HASAN SABBAH’TI

    Vezir Nizamü’l-Mülk’ün âlim olduğunu söylemiştik. Bu âlimin de en büyük düşmanı şüphesiz Hasan Sabbah isimli sapıktı. Dolayısıyla Hasan Sabbah soysuzu, büyük vezir Nizamü’l-Mülk’ü hep baş düşmanı bilmiştir.

VEFATI

    Bu olayın ardından Sultan Melikşah Nizâmülmülk, Terken Hatun, Tâcülmülk ve diğer devlet adamlarıyla birlikte İsfahan’dan Bağdat’a hareket etti. Nihâvend yakınlarındaki Sehne (Suhne) adlı köyde konaklamışlar,Ramazan ayı olması dolayısıyla O gün iftar sofrasında, birçok âlim, evliya ve diğer insanlarla beraber bulunuyordu. Yemek bittikten sonra, Nizâm-ül-mülk odasına çekileceği sırada, bir gencin kendisine doğru yürüdüğünü gördü. Nizâm-ül-mülk, bir ihtiyâcı vardır diye o genci bekledi. Hasan Sabbah’ın adamlarından “Ebû Tahir-i Errânî” adında bir cani, Müslüman kıyafetinde, elinde bir dilekçe olduğu halde, otağına gitmekte olan Nizamü’l-Mülk’e yaklaşmış, elindeki dilekçeyi takdim etmiş̧, vezir kâğıdı okumakla meşgul iken ansızın hançerini, Nizamü’l-Mülk’ün göğsüne saplamıştı. Katil kaçmaya çalışırken, yakalanarak hemen öldürüldü.

    Nizâm-ül-mülk, olaydan sonra bir saat kadar yaşadı. H. 10 Ramazan 485-M.14 Ekim 1092’de Vefat ettiğinde, başucunda birçok âlim, Sultan Melik Şah ve yakınları bulunuyordu. “Büyük Selçuklu veziri” ve dua orduları komutanı ve Melikşah’ın baba diye hitap ettiği Nizamü’l-Mülk’ün kalleş bir el tarafından yediği darbe ağırdı. Yara şiddetli idi. Suikasttan az sonra Nizâmü’l-Mülk, “gözbebeği” olarak kabul ettiği, Hz. Ömer ve Hz. Osman ve Müslümanların büyük seyyidi Hz. Hüseyin(r.anhüma) ve daha nice İslâm şehitleri gibi... Ve vezirliğini yaptığı büyük Selçuklu Sultanı gibi 15 Ekim 1092’deNizâm-ül-mülk, şehadet şerbetini içmişti. Herkes arkasından gözyaşı döktü

    Cenazesi İsfahan’a götürülerek buradaki türbesine defnedildi.Öldürüldüğü zaman 74 yaşındaydı Melik Şah’ın Nizâmülmülk’ün katlinden dolayı çok büyük üzüntü duyduğu ve yemin ederek olayla ilgili olmadığını belirttiği kaydedilmiştir (Özaydın, Sultan Berkyaruk, s. 9-10.Sadık Dana, İslam Kahramanları 2, Erkam Yayınları)

MEZARI

    Nizamülmülk'ün mezarı bugün İran'ın İsfahan şehrinin kenar mahallerinden birinde, mütevazı bir türbede bulunmaktadır. Bazı kaynaklara göre İran devleti türbeyi kasıtlı olarak bakımsız bırakmıştır.

BATİNİLERİN ŞEHİT İLK DEVLET ADAMI

    Nizâmülmülk’ün öldürülmesi halkı ve askerleri galeyana getirdi, bunun üzerine bizzat Sultan Melik Şah ordugâhta dolaşarak askeri teskin etmek zorunda kaldı. Başta Şiblüddevle Ebü’l-Heycâ olmak üzere birçok şair onun için mersiye kaleme aldı. Bâtınilerin öldürdüğü ilk devlet adamı olarak kabul edilen Nizâmülmülk’ün ölümünden otuz beş gün sonra H.16 Şevval 485.-M.19 Kasım 1092’de Sultan Melik Şahzehirletilerek şehit edildi. Ve Nizâmülmülk’ün, kendisinin vezirlikten uzaklaştırılmasıyla taç ve tahtının yok olacağına dair sözleri bir keramet diye yorumlandı. (Kaynak: Abdülkerim Özaydın, DİA)

    Sultan Alparslan ve Melikşah’ın vezirliğini yapan Nizamü’l-Mülk, âlimlere çok ihsan ederdi. Kendisi de fıkıh ve hadis âlimi idi. Adaleti ile devleti idare etti. Çok sayıda hayrat olarak cami ve medrese yaptı. Bağdat’taki meşhur Nizamiye Medrese ve Külliyesi’ni kurdu.

NİZAMÜLMÜLK’ÜN SADAKASI

    Bir Selçuklu Bey’i, Sultan Melikşah’a “Nizamü’l-Mülk her yıl fakirlere, âlimlere 300 bin dinar veriyor, eğer bu para orduya tahsis edilse İstanbul’u bile fethetmek mümkündür” demişti. Bu hususu kendisine hatırlatan sultana Nizamü’l-Mülk’ün verdiği cevap, onun hakkında fikir sahibi olmamıza fazlasıyla yetiyor:

ÖYLE BİR ORDU DONATIYORUM Kİ

    “Ey Sultan-ı Alem! Allahü Teâlâ sana ve bana hiç kimseye nasib olmayan lütuf ve ihsanda bulunmuştur. Buna karşılık, sen Allah’ın dinini yükseltmeye çalışan, onun aziz kitabını hâmil bulunan kimselere yılda 300 bin dinar sarf etsen çok mudur? Sen her yıl askere bunun iki mislini harcıyorsun. Halbuki onlardan en kuvvetlisi ve en nişancısının attığı ok bir milden ileri gitmez. Ellerindeki kılıçlarla yalnız yakınlarında bulunan kimseleri öldürebilirler. Ben ise sarf ettiğim bu para ile öyle bir ordu donatıyorum ki onların duaları ta arşa kadar gider ve Allah’a vasıl olmalarına hiç bir engel yoktur.”

    Selçuklular’da bir görev unvanı olarak ortaya çıkan “atabeg” tabirinin ilk defa Nizâmülmülk’e verildiği kaydedilmektedir.

    Nizâmülmülk, Türk-İslâm unsurlarını birleştirmek suretiyle iktâ sistemini geliştirmiş ve daha düzenli bir yapıya kavuşturmuştur. Askerî iktâ sistemi onun gayretiyle Büyük Selçuklular’da ilk defa 466’da (1073) uygulanmaya başlanmış ve 480 (1087) yılından itibaren ülkenin her tarafında yaygınlaşmıştır. Nizâmülmülk’ün tarım topraklarını iktâ bölgelerine ayırarak gelirlerini askerlere tahsis etmesi ülkenin refah düzeyinin yükselmesini sağlamıştır. (Bündârî, s. 59).

    Sultan Alparslan ve Melikşah zamanında birçok savaşta önemli rol oynayan Nizâmülmülk orduya çok önem vermiş, Büyük Selçuklu ordusunu yalnız o devrin değil Ortaçağ’ın en güçlü ordusu haline getirmiştir. 

    Sâmânî ve Gazneli devlet teşkilâtını esas alarak Büyük Selçukluların merkez (divan) ve saray teşkilâtını tesis etmiş ve İslâm geleneklerine uygun biçimde mahkemeler kurmuştur. (Uzun çarşılı, s.20-63)

    Büyük Selçuklularla Abbasîler arasındaki münasebetlerin olumlu bir seyir takip etmesinde önemli rol oynayan Nizâmülmülk, Alparslan’la iktidarı boyunca ve Sultan Melik Şah ile son zamanlarına kadar büyük bir âhenk içinde çalışmış, Büyük Selçuklu Devleti Melik Şah zamanında onun çabalarıyla gücünün zirvesine ulaşmıştır.

    Nizâmülmülk’ün İslâm eğitim tarihinde önemli bir yeri vardır. Başta Bağdat olmak üzere (459/1067) çeşitli şehirlerde tesis ettiği ve kendi adına nisbetle “Nizâmiye medreseleri” diye anılan ilk resmî eğitim kurumlarıyla ilmin gelişmesi için gayret etmiş, medreselere kitaplar bağışlamış, araziler vakfetmiştir. (İbnü’l-Esîr, X, 29)

    Şiî-bâtınî düşüncenin sakatlığını ortaya koymaya ve Sünnîliği yayıp güçlendirmeye çalışmıştır. Tarihte medrese yaptıran ilk vezir olarak tanınan Nizâmülmülk hadis rivayetiyle de meşgul olmuş, ayrıca çeşitli şehirlerde hadis yazılması amacıyla toplantılar düzenlemiştir. 3 Muharrem 480’de (10 Nisan 1087) Bağdat’ta Nizâmiye Medresesi’nde yazdırdığı on iki hadisle 8 Safer 480’de (15 Mayıs 1087) Bağdat’ta Mehdî Camii’nde yazdırdığı on iki hadis günümüze ulaşmıştır. (Abdülhâdî Rızâ, V [1959], s. 360-378)

    Nizâm-ül-mülk, Büyük Selçuklu Devleti’ne; idarî, adlî, askerî, mâlî, sosyal ve kültürel sahada pek çok yenilikler ve değişiklikler getirdi. Sarayı, merkezî hükümet teşkîlâtını, İslâm esaslarına dayalı mahkemeleri, toprak sistemini, sağlam esaslar üzerine yeniden düzenledi. Gerçekleştirdiği yeni sistemler, bâzı değişikliklerle beraber, bütün Türk-İslâm devletlerince devam ettirildi.

    Nizâm-ül-mülk’den önce vezir olan Ebû Nasr Amîd-ül-mülk Kündûrî, mu’tezilî olup, bu bozuk fırkanın fikirlerine sıkı sıkıya bağlı idi. Özellikle Şafiî mezhebinde olan kimselere karşı amansız bir mücâdeleye girişmişti. Halk ve âlimler arasında büyük bir saygı ve îtibâra sahip Şafiî fıkıh âlimi Ebû Sehl bin Muvaffak’ı kendisine rakîb görüyordu. Bid’at fırkalarının cami minberlerinde kötülenmesi için emir veren Amîd-ül-mülk, Şafiî mezhebini de bid’at fırkalarının içine soktu. Bununla da kalmıyarak, İmâm-ül-Haremeyn Cüveynî ve Ebû Kasım Kuşeyrî’nin tutuklanması için emir verdi. Ebû Kasım Kuşeyrî ve kelâm âlimi Fürakî yakalanarak, sokaklarda sürüklendi ve çok hakaret edildi. İmâm-ül-Haremeyn Ebû Muhammed Cüveynî, onun zulmünden dolayı Hicaz’a hicret etti. Ebû Seni ise Nişâbûr’da bulunmadığı için yakalanamadı. Ebû Kasım Kuşeyrî ve Ebû Bekr ibni Fûrek kendilerini seven halk tarafından hapisten kurtarıldı. Bütün Şâfiî âlimleri, Amîd-ül-mülk’ün baskısına dayanamıyarak İsfahan’dan Bağdâd’a göçtüler. Amîd-ül-mülk’ün koruması altında, mu’tezile fırkası hızla yayılıyordu. 

    Bu sapık vezîrin, Alb Arslan tarafından vazifeden alınması ve îdâm edilmesiyle, Nizâm-ül-mülk vezîr oldu. Âlimlere hizmeti çok seven, aynı zamanda İslâm âlimi olan Nizâm-ül-mülk zamanında, yayılmaya ve kuvvetlenmeye çalışan bozuk fırkalara karşı, Ehl-i sünnet bilgilerinin sistemli bir şekilde öğretilmesi sağlandı. Bunun için; Bağdâd, Belh, Nişâbûr, Hirat, İsfehân, Basra ve Musul gibi yerlerde, kendi ünvanıyla anılan Nizamiye medreselerini kurdurdu. Hicrî beşinci asırda Ehl-i sünnete muhalif cereyanların giderek yaygınlaşması sebebiyle, İslâm dünyâsında ortaya çıkan karışıklıkların giderilmesinde, Nizamiye medreseleri çok büyük hizmet gördü. İslâm âlimleri hiç bir güçlükle karşılaşmadan Ehl-i sünnet itikadını rahatça insanlara öğrettiler. Bunların en meşhûrlarından birisi de, Bağdâd’daki Nizamiye Medresesi idi. Asrının büyük âlimlerinden olan Ebû İshâk Şîrâzî burada başmüderris idi. Ayrıca; İmâm-ı Gazâlî ve imâm-ül-Haremeyn de ders verdi ve pek çok talebe yetiştirdi.

    Nizâm-ül-mülk, hiç abdestsiz bulunmazdı. Her abdest alışında iki rek’at namaz kılar ve Kur’ân-ı kerîm okurdu. Kur’ân-ı kerîme çok hürmet eder ve bir yere yaslanarak okumazdı. Kur’ân-ı kerîmi tazim ile okur ve nereye gitse yanında taşırdı. Müezzin, ezân-ı Muhammedî’yi okumaya başladığı zaman her ne iş yaparsa yapsın hemen bırakır, ezanı dinlerdi. Pazartesi ve Perşembe günleri devamlı oruç tutardı.

    İmar faaliyetleriyle de ilgilenen Nizâmülmülk Bağdat’ta bir ribât, Nîşâbur’da bîmâristan, İsfahan’da hankah, Tûs ve Nûkān’da mescid yaptırmıştır. 466’da (1074) yeni bir rasathâne inşa ettirerek astronomi âlimlerini burada toplamış ve İran takviminde değişiklik yapılmasını istemiş (İbnü’l-Esîr, X, 67-68), toplantı sonucunda Sultan Melikşah’ın Celâlüddevle lakabına nisbetle Celâlî adı verilen bir takvim kabul edilmiştir. İmâmü’l-Haremeyn Ebü’l-Meâlî el-Cüveynî el-ʿAḳīdetü’n-Niẓâmiyye ve Ġıyâs̱ü’l-ümem fi’ltiyâsi’ẓ-ẓulem (el-Ġıyâs̱î) adlı eserlerini Nizâmülmülk’e ithaf etmiştir.

    Nizâm-ül-mülk; âlim, edîb ve kadirşinas idi. Meclisi: âlim. edîb. şâir ve san’atkârların toplandığı bir yer hâline gelirdi. Abbasî halîfesi onu meclisinden eksik etmez ve pek hürmet gösterirdi. İlim adamları ile san’atkârlara ikram, ihsan ve iltifatı çoktu.

    İmâm-ı Haremeyn Cüveynî (rahmetullahi aleyh), her hutbesinde Nizâm-ül-mülk’ü çok medheder ve; “O, insanların büyüğüdür. Din ve dünyâ işlerini en iyi şekilde bir arada yürütendir. Bütün âlimlerin hizmetçisidir. Onun mülkünün gölgesi altına giren çok emîn olur. Memleket, onun adaleti ile güzelleşip; fazileti, iyilikleri ve ikramı ile dolar. İnsanların doğru yolda gitmelerini sağlar, yanlış yola sapmaktan korur, zulüm karanlıklarını adaletle yok eder. Onun yaptığı ihsanlarla, fakirlik yok olur. Allahü teâlâ, onun sancağını her tarafta dalgalandırsın. Onu güçlü ve kuvvetli kılsın. Tebeası kendizine itaat etsin” derdi.

    Nizâmülmülk vezirliğinin yanı sıra İslâm kültür ve medeniyeti, çeşitli İslâm devletleri ve özellikle Büyük Selçuklu devlet teşkilâtı hakkında bilgi veren Siyâsetnâme (Siyerü’l-mülûk) adlı eseriyle tanınır. Sultan Melikşah, devlet yönetimiyle ilgili bir kitap yazılması için yarışma açmış ve yazılan eserler arasından Nizâmülmülk’ün 485’te (1092) tamamladığı Siyâsetnâme’yi beğenmiştir.

    Nizâmülmülk devlet teşkilâtı ve idaresiyle ilgili konuları işlediği Siyâsetnâme’yi elli fasıl halinde düzenlediğini, çok faydalı bilgiler içeren bu eseri herkesin okuması gerektiğini, hiçbir hükümdarın bu esere ilgisiz kalamayacağını, bu kitap sayesinde din ve dünya işlerinin daha kolay yürütüleceğini söyler (Farsça metin, s. 1-2). Siyâsetnâme’de verilen örneklerin ve anlatılan hikâyelerin bir kısmı İslâm öncesine, büyük bir kısmı Selçuklu öncesine, bir bölümü de Selçuklu dönemine aittir.

    Nizâmülmülk, böylece çeşitli devirlerdeki uygulamaları karşılaştırarak kendi dönemi için en ideal olanı seçip tavsiye ettiğini vurgulamaktadır. “Siyâsetnâme” (nasîhatü’l-mülûk) türünün en güzel örneklerinden biri olarak kabul edilen eser erken tarihlerden itibaren tarihçilerin ilgisini çekmiş, çeşitli neşir ve tercümeleri yapılmıştır. En güvenilir nüshası Süleymaniye Kütüphanesi’nde kayıtlıdır (Molla Çelebi, nr. 114).



Etiketler: Nizamülmülk Kimdir Hayatı Eserleri Vefatı - Siyasetnameyi Yazan, Nizamülmülk Vezir, Nizamülmülk hayatı ve vefatı, Nizamülmülk Hasan Sabbah, Nizamülmülk Haşhaşiler, Nizamülmülk Nizamiye Medreseleri, Nizamülmülk Türbesi | Mekteb-i Derviş

Not: HTML'e dönüştürülmez!
    Kötü           İyi
Benzer Konular