Mekteb-i Derviş | İslam

    ÖLÜM HALİ ve SONRASI YAPILACAKLAR

    Dünyaya imtihan için gönderilmiş mahlûkatın en şerefli varlığı insanoğlu, onunda en şereflisi olan takva sahibi şuurlu Müslüman; nefis ve şeytan ordularının saldırısı altındadır. Günümüzde her şeyin nefis ve şeytana hizmet ettiği, gururun kibirin,riyanın şehvet ve şöhretin, iki yüzlülüğün hakim olduğu bir ortamda, sıratı müstakim üzere bulunmak, kendimizi ailemizi sorumluluk taşıdıklarımızı korumak kurtarmak kolay olmayacaktır. Bütün bu bela ve musibetlerden kurtulmak dünyevi ve uhrevi mutluluğu yakalamak şüphesiz ilahi ahlak esaslarına bağlı, ölümü tefekkür edip, samimi ve şuurlu olarak Allah’ı Zülcelal’in bütün mahlukata can simidi olarak sunduğu İslam’a,Kur’an’a,Hatemül Enbiya Hz. Muhammed Mustafa(s.a.v)ya onun ehli Beytine,Salih,sadık alim veli dostlarına sevgi ve itaatten geçmektedir.
    Bütün hastalıklarımızın şifası, maddi ve manevi sıkıntılarımızın devası buradadır. Kardeşlik,huzur,maddi ve manevi yükseliş buradadadır. Kafirlerin,münafıkların,zalimlerin,islam düşmanlarının,Siyonistlerin,,haçlıların, egoistlerin oyunları,tuzakları,hileleri ancak birlikte bozulacaktır. Nasıl doğmak gerçekse, ölümde tekrar dirilişte, hesapta, cennette,cehennemde öyle gerçektir. Baki olan yalnız Allah’u Azimüşşandır.
Her konuda olduğu gibi ölüm, ölenler ve kabirler için her doğruyu öğrenmek, doğru kaynaktan öğrenmek ve doğrusunu yapmak. Buna son derece ihtiyacımız var. Çünkü ölen istifade etsin diye yapılan işlerden yapan da zarar görüyor ölen de zarar görüyor.
    Uydurma ve akıl almaz şeyler, aklımıza göre işimize geldiği gibi yapılıyor. Kaynağı yok.
    Böyle zamanlarda birçok insan bilsin, bilmesin yanlış şeyler telkin ediliyor. Bu çok oluyor. Bu çok konuşuluyor, çok şeyler söyleniyor.
Hepimizin ölenleri ve önden gidenleri oluyor. Veya olacak. Onlar için bir şeyler yapıyoruz, yapmamızda lazım. Bizde ahiret yolcusuyuz. Bir gün bizde öleceğiz. Geriye kalanlardan beklentimiz olacak. Onların bizim için bir şeyler yapması gerekecek.
    Ölü için ölüm için yapılan şeylerin doğru yapılması lazım. Günaha girilmemesi lazım yoksa fayda umarken zarar görülür.
Bazen öyle yanlışlıklar yapıyoruz ki, şirke düşülüyor. Bazı kardeşlerimiz ölümle ahiretle ve kabirle ilgili konuşmalardan, bu konuda bir şeyler okumaktan hoşlanmıyorlar ve sıkılıyorlar. Öğrenmek bilmek istemiyor. Hatta ölmek istemiyor.
    Ölüm gerçeğini ihmal edip sorumsuz, ölmeyecekmiş gibi yaşamak, yüce yaratıcının razı olacağı bir hayat tarzı değildir.
Çoğunuz dünyadan tok gitmek sevdasındayız. Nasıl olsa öleceğim diyerek dünya zevklerinin hepsini tatma sevdasındayız. Evet, nasıl olsa ölünecek. Öleceğini bilen insan böyle yaşamaz ki hiç mi hazırlık gerekmiyor. Neye kime güveniliyor? Gözlerimizi kapatınca mirasçılar “ne bıraktı?” derken melekler “ne getirdi” diyerek giydiğimiz elbiseleri bile sırtımızdan alacaklar, bunlar buraya ait değip kefen giydirecekler bizi yumuşak yataklardan kaldırıp, teneşir tahtasına yatıracaklar. Ardından kara toprağa yatıracaklar. Gep geniş köşkler, saraylar bırakılıp daracık kabre gidilecek. İtirazsız her şeye rıza gösterilecek. Ölüm, zevklerini bıçak gibi kesecek.
    Doğrusu ne? Ölüme hazırlık yapmak ahireti ihmal etmemek, ölümden önce ölmek teslim alınmadan teslim olmak.
    Rabbimiz Kur’an-ında:"Her canlı ölümü tadacaktır. " (Âl-i İmrânSuresi, 185)   
    "Onlar için bir ecel tayin ettik ki onda hiç şüphe yoktur"  (İsrâSuresi, 99)  
    "Biz senden önce de hiçbir beşere dünyada ebedîlik vermedik. Şimdi sen ölürsen, onlar baki mi kalacaklardır?" (Enbiyâ Suresi, 34)
    "Yeryüzünde bulunan her canlı fanidir" (RahmânSuresi,26)
    "O, hanginizin daha güzel amel yapacağınızı denemek için ölümü de dirimi de takdir edip yaratandır" (Mülk Suresi, 2)
    "Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım." (Zâriyât Suresi, 56)
    "Ben gizli bir hazine idim tanınmak istedim ve tanınmak için de mahlûkatı yarattım." (Kutsî Hadis)
    "Allah'ın emir ve kazası olmadıkça hiç bir kimseye ölmek yoktur. O, vadesiyle yazılmış bir yazıdır"  (Âl-i İmran Suresi, 145)
    Bazı kimseler ecel-i müsemma (eceliyle gelen, normal ölüm) ve ecel-i kaza (kaza ile gelen ölüm) diye iki ecel tasavvur ederler. Ve "Zavallı eceli gelmeden kazaya uğradı." derler. Bilmezler ki, olay ne ise ömür, ecel odur. Ve o kimsenin Allah katında bilinen vakti ondan ibarettir. Bundan başkası gerçekten değil, zâtî ve aklî imkân üzerine kurulmuş varsayımlar ve ihtimallerdir. Herkesin gerçekte ömrünün, ecelinin birliği, inkâr imkânı bulunmayan apaçık bir gerçek olduğu halde, birtakım kimselerin bunu karmaşık bir mesele imiş gibi "ecel bir mi, iki mi?" diye konuşmaya kalkışmaları, konuyu kavrayamamalarından doğar.
    Evet, kaderin sırrı belli olmaz ve yaşayan bir kimsenin ne vakit ve ne şekilde öleceğini de Allah'tan başka kimse bilmez. İlâhî kanunda ölümün sebepleri olarak tanınmış birçok şeyler de vardır. İnsan, ecelinin ne olduğunu bilmediği için bunlardan sakınmalıdır. Ve fakat muhakkak şu bilinmelidir ki bu sakınma ne ilâhî iradeyi değiştirir, ne de Allah katında bilinen ve takdir edilmiş olan eceli değiştirir.
    "Nerede olursanız olun, tahkîm edilmiş yüksek kalelerde bile bulunsanız ölüm sizi bulur" (Nisa Suresi, 78)
Her nerede olursanız olunuz ölüm size yetişir. Yüksek kalelerde veya sağlam saraylarda, hatta gökteki yıldızlarda dahi bulunsanız yine ölüm gelir sizi bulur. Bundan dolayı ölüm korkusu ile vazifeden kaçınmanın hiçbir anlamı yoktur. Mademki mutlaka bir ölüm vardır. Ona her zaman hazır olmalı, dünya hayatına bağlanmamalı, vazifeyi seve seve yapmalıdır.
    Cenab-ı Hak gerçekte insan varlığına sonsuza kadar uzanan bir ömür takdir etmiştir. Ruhları dünya hayatından belirsiz bir süre önce topluca yaratmış ve onlara "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" sorusunu yöneltmiştir.
    "Hani Rabbin Âdemoğullarından onların sırtlarından zürriyetlerini çıkarıp kendilerini nefislerine şahit tutmuş; Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" demişti. Onlar da; Evet, (Rabbimizsin), şahit olduk" demişlerdi. İşte bu şahitlendirme, kıyamet günü; Bizim bundan haberimiz yoktu" dememeniz içindir"  (Araf Suresi, 172).
    Peygamber (s.a.v)Efendimiz şöyle buyurmuştur:
    "Lezzetleri yok eden ölümü çok anın"
    "Eğer dünyada ölümü çok anarsanız, onu önemsemezsiniz; az anan ise onu çok önemser"
    "Ölümü ve öldükten sonra kemiklerin ve cesedin çürümesini hatırlayın. Ahiret hayatını isteyen dünya hayatının süsünü terk eder"

    ÖLÜM ANI ve YAPILACAK İŞLER

    Ölürken imansız ölmemek için hayatta bazı şeylere dikkat etmek gerekir. İmansız gitmeye sebep olan şeylerden bazıları şunlardır:
    1- İman konusunda tereddütleri olmak, imansız ölmekten korkmamak.
    2- İtikadı, inancı bozuk olmak
    3- Dini öğrenmemek ve dinini yaşamamak,
    4- Namazı terk etmek.
    5- Haram, günah tanımamak
    7- Nimete teşekkür etmemek
    8- Ana babaya isyan etmek, görevlerini yapmamak.
    9- Günahta, haramlarda ısrar etmek, günahlara devam etmek.
    10- Kuranda günah ve haram olduğu bildirilen bir şeyi bilerek isteyerek yapmak.
    11- Peygamber (s.a.v)’a uymamak, dediklerini yapmamak.
    12- Allah’ın affından ümit kesmek.
    13- Din ve dindarlarla alay etmek
    14- İftira atmak, hased etmek, yalan söylemek.
    15- Şirk koşmak, bid’at ve hurafe şeylerde öncülük etmek. Dini kendi nefsine menfaatine göre anlamak ve yaşamak.
    16- Büyücülük, falcılık gibi işlerle meşgul olmak.
    17- Dünyaya düşkün olmak.
    18- İman esaslarında ve İslam’ın şartlarında herhangi bir eksiklik olması.
    19- Hayatı münafık gibi, kâfir gibi yaşamak ve inançsızlara benzemek.
    20- Küçük günahlara devam etmek, önemsememek.
    21- Kur’an’da ve sünnette haram kılınanı helal saymak.
    22- Dine müdahale etmek, dini kendine göre yorumlamak.
    Bu ve bunun gibi işler son anda imansız gitmeye sebep olur.
    Ölüm hastasına ve ölüye söylenecek sözler yapılacak işler
    Ölüm hastasına ecel konusunda hoşuna gidecek, sevindirecek sözler söylemelidir. Çünkü Allah'ın hükmünü hiç bir şey geri çeviremez. Sadece gönlü hoş olmuş olur.  Hasta tevbe etmeye ve vasiyetlerini yapmaya teşvik edilir. 
    Çünkü Allah elçisi; "Vasiyet edeceği bir şey olup da, yanında yanlı vasiyeti bulunmaksızın iki gece geçirmek Müslümanın işi değildir"  buyurmuştur.
    Ölüm halindeki kişiyi sağ yanına yatırıp kıbleye döndürmelidir. Çünkü Peygamber (s.a.v), Efendimiz,Beytullah için:"Ölü ve dirilerinizin kıblesidir" buyurmuş. 
    Hz. Fatıma (r.anha)validemiz, Rafi'nin annesine; "Beni kıbleye çevir" demiştir 
    Eğer yer darlığı yüzünden hastayı kıbleye çevirmek mümkün olmazsa sırt üstü yatırılır ve yüzü ile ayakları kıbleye doğru çevrilir. Bu da yapılamazsa, olduğu hal üzere bırakılır. Ölüm sırasında kişinin ağzına bir kaşık veya pamukla su verilir.(Zemzem varsa tercih edilir.) 
Hasta can çekişirken ona yardımcı olmak yakınları için bir görev ve sevap bir ameldir. Bu yüzden onun yanında kelime-i şehadet getirmek ve söylemesine yardımcı olmak sünnettir. Çünkü Efendimiz(s.a.v)şöyle buyurmuştur:
    "Ölülerinize; "Lâ ilahe illallah'ı" telkin ediniz. Çünkü ölüm halinde onu söyleyen bir mümini bu kelime Cehennem'den kurtarır". "Son sözü La ilahe illallah olan kimse Cennet'e girer"
    Hastanın yanında şehadet getirilir ki, o da hatırlayıp şehadet getirsin. Yoksa ısrarla, sen de yap denilmez. Zira o anda zor bir durumdadır. Ona yeni bir zorluk çıkarmamalıdır. Bir defa da söylese yeterli olur. Bu telkini hastanın sevdiği birisi yapmalıdır. Amaç, hastada isteksizlik uyandırmamaktır. 
    Kişi vefat edince ağzı kapatılır, bir bez ile çenesi başından bağlanır. Gözleri yumulur. Eller yanlarına getirilir. Bunu yaparken de şu dua okunabilir: 
    "Bismillahi ve ala milleti rasülihi. Allahümme yessir aleyhi emrahu ve sehhil aleyhi ma ba'dehü ve eş'idhu bi  likaike vec'al ma harace ileyhi hayran mimma harace anhu". 
    Anlamı: "Allah'ın ismiyle ve Resulullah'ın dini üzerinde olsun. Allah'ım, onun işini kolaylaştır, bundan sonrasını ona kolay eyle, onu seni görmekle mutlu eyle. Dünyadan kendisi için çıkanı, kendisinin çıktığı şeylerden hayırlı eyle".
    Sonra ölünün üstüne bir örtü çekilir. Öldükten sonra yıkanıncaya kadar yanında Kur'an okumak mekruhtur. Öldüğü iyice anlaşılınca hemen yıkanır.
    Ölümün ne zaman nerede olacağı bilinebilinir mi?
İnsan ne zaman ve nerede öleceğini bilmez. Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulur: "Kıyametin kopma zamanına ait bilgi şüphesiz Allah nezdindedir. Yağmuru o indirir, Rahimlerde olanı o bilir, hiç bir kimse yarın ne kazanacağını bilmez hiç bir kimse hangi yerde öleceğini bilmez. Şüphesiz Allah her şeyi bilir, her şeyden haberdardır" (LokmânSuresi,34).

    ÖNEMLİ OLAN SON NEFESTİR

    Ölüm hak, ölmek var. Saat tik tak, tik tak işliyor. Öleceksin, ömrün bitiyor diyor.
    Her nefes her adım bizi ölüme götürüyor. Ölümden kaçmak için atılan her adım bizi mezara yaklaştırıyor.Hayat bazıları için pişmanlıkla son buluyor. Bazıları için Allah’a kavuşmaya ve sevince vesile oluyor. Bu insanın dünya görüşüne, hayat anlayışına ve yaşayış biçimine bağlı oluyor.
    İnsanların son anları ve son sözleri bazı gerçeklerin ifadesi oluşmuştur. Bazı hayaller ve sözler de mesaj niteliği taşır. İşte bazı sözler:
    Hz. Ebu Bekir (r.a)Efendimiz: “Ya Rabbi! Ruhumu Müslüman olarak al ve beni Salihlerden kıl.”
    Hz. Ömer (r.a) namazda iken sırtından bıçaklanınca : “Allah’ım sana hamd olsun ki, beni bir Müslüman değil de gayri Müslim öldürüyor.”
    Hz. Osman (r.a) bıçak darbeleriyle şehit olurken :“Ya Rabbi! Müslümanlar arasında ayrılığı kaldır”
    Hz. Ali (r.a) şehit edilmeden önce : “Ölüm için hazır ol. Ölüm kapıyı çaldıktan sonra feryat etmek fayda vermez” demişlerdir.
    Bir Allah dosttu son anda ağlamaya başlar. "Neden ağlıyorsun?" Derler. “Bilerek büyük günah işlemedim bilmeden işlediğim küçük bir günah ya Allah’ın gazabına sebep olduysa diye korktuğum için ağlıyorum” der.
    Bir fani de ölürken ağlıyor. Neden ağlıyorsun sorusuna : “Boşa geçirdiğim günlerim için ağlıyorum” cevabını veriyor.
    Bir veli kula ölürken :“Ne mutlu sana affı bol Allah’a gidiyorsun” denilince cevap olarak: "Evet iğneden ipliğe her şeyin hesabını vermeye günahlarımın cezasını çekmeye gidiyorum’" cevabını verir.
    "Bir hanım, beyi ölürken ağlamaya başlıyor. Beyi soruyor: "Niçin ağlıyorsun?"
    "Senin için ağlıyorum" değince beyi: "Sen kendine ağla. Ben kırk yıl bugün için ağladım" der.
    Sırrı Sekati(k.s), son anında buram buram terlerken, arkadaşı serinletmeye çalışıyor ona diyor ki :“Ciğerleri yanan adama yelpazenin ne faydası olur?”
    İskipli atıf hoca idam edilmeden önce : “Allah’ım! Emirlerini müdafaa etmekten başka bir muradı olmayan kuluna rahmet nasip eyle’ der.
    Cüneyt-i Bağdadi(k.s)nin son sözü şu olur: “Bismillahirrahmanirrahim”
    Hz.Amina(r.anha) validemizin son sözü : “Ne mutlu bana ki, hayırlı bir evlat bırakarak bu dünyadan ayrılıyorum”.
    Sultan Abdulhamid(k.s) şöyle diyor : “Allah’ım, artık kurtulmak istiyorum.”
    Şeyh Şamil (k.s): “Eş hedü enla ilahe illallah ve eşhedü enne muhammeden abduhu ve resulüh” diyerek ayrılıyor.
    Yaman Dede(k.s): "Niçin geldin ya Resulullah! Zahmet ettin. Ben geliyordum" diye biliyor.
    Hallacı Mansur(k.s), taşlanırken : “Bana bu işkenceyi reva görenleri Allah affetsin”
    Biri son anlarını yaşarken ona: "Ne hissediyorsun?" Derler. Oda : “Ruhum iğne deliğinden çıkar gibi, koca dağ omzuma çökmüş gibi, içinde dikenli böğürtlen çalısı var gibi gökle yer birleşmiş ben arasında kalmışım gibi” der.
    Adnan Menderes :“Mukadderatın önüne geçilmiyor.”
    Sevgili peygamberimizin son sözleri de şunlar olmuştur :“Kadınlarınıza ve elinizin altındaki kimselere iyi davranın. Onlar hakkında Allah’tan korkun namaza dikkat edin…” “Allahümme Refikul A’la”Yüce dosta,sevgiliye gidiyorum”( Ramaz El Ehadis : 562/10)
    Abdulkadir Geylani(k.s)Hazretleride: "Yanımdan çekilin sizin görmediğiniz dostlarım geldi,Ve aleyküm selam diyor.Son sözleride;Lailahe illallah Muhammedün Resulullah.Allahümme Refikul A’la.Allah,Allah,Allah(c.c)" diyor ve ruhunu Alemlerin Rabbine teslim ediyor.
    Rabbim, kendisine inananlara da hayırlı bir son nasip etsin ve güzel şeyler söyletsin.İmanla çene kapamayı nasip etsin.

    İNSAN NASIL YAŞARSA ÖYLE ÖLÜR
    Müslüman, şu endişeleri taşıyarak yaşamalıdır:
    1- Ömrün imanlı olarak son bulup bulmayacağı endişesi taşımalı akıbetinden korkmalıdır.
    2- Müslüman olarak görevlerini tam yapıp yapmadığı endişesini taşımalı, İslam’ı yaşamaya çalışmalıdır.
    3-Yakınlarından yakasını kurtarıp kurtaramayacağı endişesini taşımalı; hayırlı evlad olmalı ve hayırlı evlatlar yetiştirmeye çalışmalıdır. Ve sona giderken hazırlıklı gitmelidir.
    Peygamber (s.a.v)Efendimiz: “Bir kimsenin son sözü lailahe illallah olursa o cennete girer.” (R.Salihin 2/921) buyurur.
    Ölüm anında bunun için Kelime-i Tevhid, Kelime-i Şehadet getirilip telkinde bulunulur. Fakat sende söyle diye ısrar edilmez.
Çünkü o an öyle bir andır ki, iman kavgasının yapıldığı andır. Ya imanı kurtarıp imanla gidecektir, yada imanını şeytana kaptıracak imansız gidecektir.
    Bir büyüğümüz, son anlarında cansız, halsiz yatarken güçlük bir şekilde oturur. Eli öyle sallar ki “defol bir bardak su ile mi kandıracaksın” der. Kelime-i Şehadet getirir, ruhunu teslim eder.
    Gelelim ölüm anına; 
    Ölümden önce ziyaret sünnettir. Cenab-ı Hak üç gün yatak nasip etsin helalleşerek ölmek nasip etsin inşallah…
    Hasta ziyaretleri, moral yıkıcı olmamalı, bıktırıcıda olmamalı, onu rahatsız edecek şekilde uzun ve lüzumsuz konuşmalar da yapılmamalıdır.
    Ziyaret sırasında sabır tavsiye edilmeli, tevbe ve zikir etmeye yönelik tavsiyelerde bulunulmalıdır.
    Ayrıca; isteği olup olmadığı, vasiyetinin neler olduğu sorulmalıdır. Borçları sorulmalıdır.
    Hasta, yerine getirilmesi zor ve imkansız olan vasiyetlerde bulunmamalıdır. Maddi yönden yapacağı vasiyet malın üçte birini geçmemelidir.
    Peygamber (s.a.v)Efendimiz hastanın yanında Fatiha, İhlas, Nas ve Felak surelerinin okunmasını tavsiye etmiştir.
    Bir hadislerinde de “ölülerinize yasin okuyun” buyurarak, yasinin ölümü kolaylaştıracağını bildirmiştir. Yalnız gusül abdesti almadan ölünün başında Kur’an okunmaz. Başka oda da okunur.
    Bir hadiste de ‘Sizden ölüm halinde bulunanlara “lailahe illallah demesini telkin edin” (R. Salih’in : 2/922) buyurmuştur.
    Ölüm anında gözü kapatılıp çenesi bağlanmalı, dua edilip hayrına konuşulmalıdır. Feryat figan etmemeli “Sen verdin sen aldın Allah’ım günahını affet” denmelidir.
    Selası verilince de: “İnna lillahi ve inna ileyhi raciun” denmelidir.
    Canı verende alanda Allah’tır. Allah’a isyan derecesine varan hiçbir şey yapılmamalıdır. İsyan, hem isyan edene hem de ölene zarar verir.
    Ölü evine ziyaret sünnettir. Mezar dönüşü eve uğrayıp Kur’an okunmalı, baş sağlığı dilenmelidir.
    Cenaze sahipleri, mezarlıktan gelenlere hayır niyetiyle ikramda bulunuyor yediriyor, içiriyor bu yanlış birincisi; oradakiler ihtiyaç sahibi değildir. İkincisi de; üç gün cenaze evinde yenilip içilmez. Konu komşu ve akrabalar ikramda bulunmalıdır. Akraba, eş dostun cenaze evinde ikramının yenmesinde sakınca yoktur.

    BAŞ SAĞLIĞI DİLEMEK
    Ölüm vaktinden itibaren üç gün içinde ölü sahibine baş sağlığı dilemek mendubdur. Bu müddetten sonra yapılmasında kerahet vardır. Ancak uzakta olanlarla haberi olmayanlar için bir müddet yoktur. Baş sağlığı için özel bir söz yoktur. Örfe göre münasip sözler söylenir: Allah ölüye rahmet etsin, size sabır ve sağlık versin, Allah verir Allah alır... gibi. 
    Ölünün bütün yakınlarına başsağlığı dilenir. Aklı ermeyen çocuğa yapılmaz. İkinci defa baş sağlığı dilenilmesi mekruhtur.
    Komşuların ölü sahibine yemek pişirmeleri ve ona yemek göndermeleri güzel bir harekettir. Yemek için ölü sahiplerine israr da edilir. (4)

    Cenaze geçerken ayağa kalkmanın dini hükmü nedir?
    Dinimize göre, ister Müslüman olsun, isterse kafir, bütün insanlar saygıdeğerdir. Nitekim Kur'an'da:"Andolsun, biz insanoğlunu şerefli kıldık." Buyurulmaktadır. (İsrâ Suresi,70)
    İnsana hayattayken saygı gösterilmesi gerektiği gibi, ölümünden sonra da saygı gösterilmesi gerekir. Hz. Peygamber(s.a.v)Efendimiz, yanından geçen bir cenaze için ayağa kalkmış, orada bulunanların kendisine bunun bir Yahûdî cenazesi olduğunu haber vermeleri üzerine, "O da bir nefis (insan) değil miydi?" buyurmuştur. 
    Cenazeye şahit olan kişi, vefat edenin yakınlarına taziyede bulunup üzüntülerini paylaşmalı, onlara ve cenazeye saygılı davranmalı, ayrıca bundan ibret almalı ve tefekkür etmelidir. Ayağa kalkmak da bu ruh halinin bir ifadesidir. Sonuç olarak, cenaze için ayağa kalkmak, zaruri olmamakla birlikte, ölüye ve yakınlarına saygının ifadesi olarak güzel bir davranıştır. 

    Cenaze namazı cami içerisinde kılınabilir mi?
    Genel kural olarak, cenaze namazı cami dışında kılınır. Ancak yağmur, çamur, soğuk gibi bir mazeret bulunması durumunda cenaze namazı camide kılınabilir.     Hz. Peygamber, Beyza isminde bir kadın sahabînin vefat eden iki oğlunun cenaze namazını camide kıldırmıştır. 

    Cenazenin bulunduğu odada Kur’an okunabilir mi? 
    Yıkanmadan önce veya yıkandıktan sonra, Kur'an-ı Kerim okunarak sevabı cenazenin ruhuna bağışlanabilir. Bazı bilginler, yıkanıncaya kadar cenazenin bulunduğu odada sesli olarak Kur’an okumayı hoş karşılamamışlardır. Bununla beraber, cenaze yıkanmadan yanında veya başka bir odada Kur'an okunabilir. 


Etiketler: Ölüm Hali ve Sonrası Yapılacaklar, Cenaze, Cenaze Namazı, Ölüm, Ahiret, Ölüm anı ve yapılacak işler, son nefes, insan nasıl yaşarsa öyle ölür, baş sağlığı dilemek, Mekteb-i Derviş

Not: HTML'e dönüştürülmez!
    Kötü           İyi
Benzer Konular