Mekteb-i Derviş | İslam

ÜMEYYE BİN HALEF VE ÜBEY BİN HALEF KİMLERDİR?

ÜMEYYE BİN HALEF VE ÜBEY BİN HALEF İLE İLGİLİ AYETLER

Ebû Safvân Ümeyye b. Halef b. Vehb el-Kureşî el-Cumahî (ö. H-2-M.624)

Übey b. Halef b. Vehb el-Cumahî (ö.H- 3.M-625)

Zekâlarını şirkte kullanan iki İslâm düşmanı! Peygamber(s.a.v)’in azılı düşmanlarından iki müşrik kardeş. Peygamber Efendimiz ‘in (s.a.v) defalarca tebliğ ettiği, ama defalarca cevab-ı red aldığı iki nasipsiz! Zalim kâfir.

Yürünen yolda insana lazım olan en önemli şey pusula ve rehberdir. Tarih boyunca her kavmin ya da her grubun bir rehberi olmuştur. Şüphesiz ki bu yolda rehber olanların en güzelleri ise Ashab’ın ve bütün Müslümanların rehberi Hz. Muhammed’dir(s.a.v). Aslında bu rehber insan için en önemli azıktır. Yürüyeceği yolu nasıl yürümesi gerektiğini, nasıl kazanabileceğini insana öğreten rehberidir. İnsanoğlu bazen bu nimeti fark edemez. Rehberini şana şöhrete, makama, paraya tercih eder ve nimet içerisinde mahrumiyet yaşar. Bu mahrumiyeti yaşayanların içerisinde yer alan iki müşrik kardeşte vardır.

Kureyş’in önemli kollarından Benî Cumah’a mensupturlar. Ümeyye de İslâmiyet’in zuhuru sırasında kardeşi Übey b. Halef gibi Mekke’nin ileri gelenleri arasında bulunuyordu. Mekke müşriklerinin, “Ne olurdu bu Kur’an Ümeyye b. Halef, Mes‘ûd b. Amr, Kinâne b. Abdüyâlîl ya da Mes‘ûd b. Muttalib’e inseydi!”  Diyen kişi. Peygamberliği Hz. Muhammed(s.a.v)’e yakıştıramayanlar ona yakıştırmıştı.(Belâzurî, Ensâbu’l-Eşrâf, c. 1, s. 144, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 73.)

Bu bedbahtın asıl adı Ümeyye b. Halef b. Vehb b. Huzafe b. Cumah’tır. Cumahoğulları kabilesinden olup Dâru’n-Nedve’deki reislerin arasında bulunuyordu. Cumahoğulları “ezlâm” denen fal oklarını koruma görevini yürütüyordu. Ezlam cahiliye Araplarının üzerine “evet” veya “hayır” gibi değişik alternatifler yazdıkları ve bir işe girişmeden önce aralarından birini çekmek amacıyla sakladıkları okları ifade ediyordu.

Ümeyye, Peygamber(s.a.v)Efendimizi davasından vazgeçirmek amacıyla müşrik liderleri tarafından girişilen teşebbüslerin hepsinde kardeşiyle birlikte yer aldı. Nitekim farklı zamanlarda Resûl-i Ekrem(s.a.v)’in amcası Ebû Tâlib’in yanına farklı zamanlarda giderek yeğenini bu davadan vazgeçirmesini isteyen Kureyş heyeti içerisinde de bulundu. Resûlullah’a Safâ tepesini altın yaparak bir mûcize gösterirse iman edeceklerini söyleyen müşrikler arasında o da vardı.

Allah’a Havale Edilenler

Abdullah ibn.Mesud (r.a) Diyorki: Bir gün Peygamber(s.a.v)Efendimiz, Kâbe civarında namaz kılarken içlerinde Ümeyye b. Halef’in de olduğu müşrikler onunla alay etmeye başladılar. Ebû Cehil’in teşvikiyle Ukbe b. Ebû Muayt, yeni doğuran bir devenin etenesini (döl eşi, meşime) ve diğer artıklarını getirip secdeye vardığı sırada Resûlullah(s.a.v)’ın üzerine attı. Alay edip,gülüşmeye başladılşar.Gücüm yetmediği için müdahale edemedim. Kızı Hz. Fatma(r.anha)gelerek üzerini temizledi ve ağlayıp, müşriklere birçok söz söyledi. Peygamber (s.a.v), namazını bitirince sesini yükselterek Kureyşlilere beddua etti. Allah Rasûlü, beddua ve hayır dua ettiği zaman üç defa tekrar ederdi. Peygamber’in (s.a.v) bedduasından korktukları için Kureyşlilerin gülmeleri kesilmişti. Peygamberimiz (s.a.v) daha sonra (isim sayarak): “Allah’ım! Bu Kureyşliler’in bana yaptıklarını sana arzediyorum. Ebû Cehil b. Hişâm’ı, Utbe b. Rebîa’yı, Şeybe b. Rebîa’yı, Ukbe b. Ebû Muayt’ı, Ümeyye b. Halef’i sana havale ediyorum.” Yedinci bir kişi daha saydı ama onu hatırlamıyorum. Muhammed’i hak ile gönderen Allah’a (c.c) yemin ederim ki Hz. Peygamber’in(s.a.s), isimlerini saydığı kimselerin Bedir Savaşı’nda hep yerlere serildiğini gördüm. Sonra bu cesetler çukura, Bedir çukuruna sürüklendiler.” (Buhârî, “Cizye”, 21)

Kâfirûn sûresinin Ümeyye b. Halef, Esved b. Muttalib, Velîd b. Mugīre ve Âs b. Vâil’in Kâbe’yi tavaf etmekte olan Resûlullah(s.a.v)’a, “Ey Muhammed! Biz senin taptığına tapalım, sen de bizim taptığımıza tap, seninle ortaklık yapalım” demeleri üzerine indiği bildirilmektedir. (İbn Kesîr, IV, 221)

Peygamber(s.a.v)Efendimiz’in müslüman olmalarını istediği Utbe b. Rebîa, Ebû Cehil, Abbas b. Abdülmuttalib ve Ümeyye ile konuştuğu bir sırada yanına gelen âmâ İbn Ümmü Mektûm ile ilgilenememesi üzerine Abese sûresinin nâzil olduğuna, Hümeze sûresinin de Resûl-i Ekrem’in ardından kaş göz işaretleriyle alay etmeleri yüzünden Cemîl b. Âmir, Ahnes b. Şerîk, Velîd b. Mugīre veya Ümeyye b. Halef hakkında indiğine dair rivayetler vardır. 

Yine Leyl sûresinin, Müslüman köleleri satın alıp âzat etmek suretiyle servetini Allah yolunda harcayan Hz. Ebû Bekir(r.a) ile cimrilik yaparak malını ihtiyaç sahiplerinden esirgeyen Ümeyye b. Halef hakkında nâzil olduğu bildirilmektedir. Ümeyye b. Halef, kölesi Bilâl-i Habeşî(r.a)’yi İslâm’ı kabul ettiği için kızgın güneş altında yatırır, büyük bir kaya parçasını göğsünün üzerine koydurur, İslâmiyet’ten vazgeçerek Lât ve Uzzâ’ya tapmaya zorlardı. İşkence gören Müslümanların simgesi haline gelen Bilâl(r.a) acılar içinde kıvranırken, “Allah birdir, Allah birdir” demekten geri durmamıştır.

Hz. Peygamberin (s.a.v) Medine’ye hicreti sırasına sığındığı mağaraya kadar gelen müşriklerin arasında da yine Übeyy bulunuyordu. Hattâ mağara girişindeki örümcek ağı ve yuva yapan güvercinleri göstererek mağaraya bakmak isteyen Kureyşlilere şöyle demişti: “Nasıl girelim? Burada bir ağ görüyorum ki, Hazret-i Muhammed doğmadan bu ağ yapılmış gibidir. Bu iki güvercin işte orada duruyor. Adam olsa orada dururlar mı?”

Ümeyye, Resûl-i Ekrem’e ve Müslümanlara karşı olan düşmanlığını hicretten sonra da sürdürdü. Resûlullah(s.a.v), Buvât Gazvesi’ni Ümeyye’nin emrindeki 100 kişilik bir muhafız birliğinin himayesinde 2500 deveden oluşan Kureyş kervanının geçişini engellemek için düzenlemişti (Rebîülevvel 2 / Eylül 623). Bedir Gazvesi’nde öldürülen Ümeyye b. Halef’in yaşlılığını ve şişmanlığını öne sürüp bu savaşa katılmak istemediği, ancak Ukbe b. Ebû Muayt’ın onu korkaklıkla itham ederek kadına benzetmesi üzerine katılmak zorunda kaldığı bildirilir. Hz. Peygamber(s.a.v)’in kendisini öldüreceğine dair sözünü duyduğu ve onun sözlerinin hep doğru çıktığını bildiği için bu savaşta yer almaktan kaçındığı da nakledilmektedir. (Buhârî, “Menâḳıb”, 25; Vâkıdî, s. 61)

Ümeyye’nin Bedir Gazvesi’ne sebebiyet veren Kureyş kervanına 2000 miskal altınla iştirak ettiği ve savaş hazırlıkları sırasında önemli katkıda bulunduğu bilinmektedir. Nitekim müşrik ordusuna katılanlara yol boyunca ziyafetler verilirken Ümeyye de bu amaçla Usfân’da dokuz deve kestirdi .(İbn Kesîr, V, 64)

Übey b. Halef b. Vehb el-Cumahî (ö. 3/625); Kardeşi Ümeyye ile birlikte Übey, İslâmiyet’in doğuşunun ardından Resûl-i Ekrem’e karşı her türlü kötülüğü yapan Kureyş eşrafının yanında yer aldı Nüfuzunu güçsüz ve himayesiz kimselere karşı haksızlık yolunda kullandığı, son Ficâr savaşının ardından Mekke’ye hac ve ticaret için gelenlere yapılan haksızlıkların yaygınlaştığı yıllarda Süleym kabilesinden bir kişinin mallarını satın aldığı, ancak parasını ödemediği, bu kişinin Mekkeliler’den yardım istemesi üzerine Ebû Süfyân ile Hz. Peygamber’in amcası Abbas’ın araya girip parasını Übey’den aldıkları kaydedilmektedir.

Çürümeye yüz tutmuş bir kemiği eline alıp ufaladıktan sonra Resûlullah(s.a.v)’a doğru savurarak, “Toz olup gittikten sonra bu kemiğin diriltileceğini mi iddia ediyorsun?” dediği, bunun üzerine, “Kendi yaratılışını unutup bize karşı misal vermeye kalkışıyor ve şu çürüyüp un ufak olmuş kemikleri kim diriltecek diyor. De ki: Onları ilk defa yaratmış olan diriltir; çünkü O her türlü yaratmayı gayet iyi bilendir” meâlindeki âyetlerin indiği rivayet edilir. (YâsînSuresi,78-79) 

Meryem sûresinde, “İnsan ben öldükten sonra diri olarak mı çıkarılacağım diyor” meâlindeki 66. âyetin de Übey b. Halef’in eline bir kemik parçası alıp ufaladıktan sonra, “Muhammed, öldükten sonra dirileceğimizi zannediyor” demesi üzerine nâzil olduğu belirtilmektedir. (Vâhidî, s. 173)

Hz. Peygamber(s.a.v)’den kendisiyle beraber bir meleğin gelmesini, gözlerine görünüp peygamberliğini tasdik etmek için kendileriyle konuşmasını isteyen ve bu sebeple haklarında, “Muhammed’e bir melek gönderilmeliydi dediler. Eğer biz bir melek gönderseydik elbette onların işi bitirilmiş olurdu. Sonra kendilerine göz bile açtırılmazdı” (En‘âm Suresi,8)  âyetinin indirildiği müşrikler arasında Übey de vardı. İnfitâr sûresinin, “Ey insan! Seni kerem sahibi rabbine karşı aldatan nedir?” meâlindeki âyetlerin de (İnfitar Suresi,6-8) Übey b. Halef veya Velîd b. Mugīre hakkında nâzil olduğu nakledilir. (Kurtubî, XIX, 245)

Übey b. Halef, kendisi gibi İslâm’ın azılı düşmanlarından olan yakın dostu Ukbe b. Ebû Muayt’ın Resûl-i Ekrem(s.a.v)’le oturup konuştuğu, bazı rivayetlere göre ise onu yemeğe davet ettiği ve Resûlullah’ın şehadet getirmedikçe yemeğinden yemeyeceğini söylemesi üzerine şehadet getirdiği yolunda bir haber duyunca çok öfkelenmiş, “Eğer gidip Muhammed’i açıkça inkâr etmez ve onu yüzüne karşı aşağılamazsan seninle asla konuşmayacağım” diyerek kendisini tehdit etmişti. Ukbe’nin de Übeyy’in istediğini yaptığı, Furkān sûresinin 27-29. âyetlerinin bu olay sebebiyle indiği nakledilir. Hicret öncesinde Dârünnedve’de alınan Muhammed’i öldürme kararının ardından geceleyin onun evini kuşatanlar arasında Übey de bulunuyordu. Onun Müslümanlara düşmanlığı hicretten sonra da sürdü. Bedir Gazvesi’nde esir düştüğüne ve fidye karşılığında serbest bırakıldığına dair rivayetler mevcutsa da kendisinin değil oğlu Abdullah’ın esir alındığını, Übeyy’in fidyesini ödeyip oğlunu kurtarmak üzere Medine’ye geldiğini bildiren rivayetler daha kuvvetli görünmektedir. Bazı rivayetlere göre hicretten önce, bazılarına göre ise oğlunu kurtarmak için Medine’ye geldiği sırada Hz. Peygamber(s.a.v)e kendisini öldürmek niyetiyle bir at beslediğini ve bu atın üzerinde onu öldüreceğini söyleyince ’Resûlullah, “İnşallah sen o at üzerinde iken ben seni öldürürüm” demiştir.

Übey, Bedir’de Müslümanlara esir düşen ve bir daha onlara düşmanlık yapmama şartıyla serbest bırakılan şair Ebû Azze’nin Uhud Gazvesi’ne katılması ve şiirleriyle müşrikleri teşvik etmesi hususunda önemli rol oynadı. Uhud’da bazı sahâbîleri şehid etti. Mus‘ab b. Umeyr(r.a)’i onun öldürdüğü nakledilir. Savaşın ikinci safhasında Müslümanların dağılıp kayalıklara doğru çekildiği esnada atının üzerinde, “Neredesin ey Muhammed, sen kurtulursan ben kurtulmayayım!” diye bağırarak Hz. Peygamber’e saldırdı. Resûlullah kendisini korumak isteyen arkadaşlarına, “Siz onu bana bırakın” dedi ve Hâris b. Sımme’nin veya Zübeyr b. Avvâm’ın mızrağını alarak Übeyy’e doğru fırlatıp onu ağır şekilde yaraladı. Bazı rivayetlere göre ise mızrak boynunu sıyırıp geçmiş, Übey hafif şekilde yaralanmıştı. Atından düşen ve kaburga kemikleri kırılan Übey, “Eyvah, Muhammed beni öldürdü!” diye feryat etti. Yanındakiler yarasının önemsiz olduğunu belirtince, “Muhammed beni öldüreceğini söylemişti, onun sözü gerçekleşir” dedi. Übey, Kureyş ordusu Mekke yakınlarına geldiği sırada Serif veya Merrüzzahrân mevkiinde öldü. “Attığın zaman sen atmamıştın, fakat Allah atmıştı” meâlindeki âyet bir görüşe göre Resûl-i Ekrem’in Übeyy’i yaralaması hakkında inmiştir. (Enfâl Suresi,17)  

Übey b. Halef, Hz. Peygamber(s.a.v)’in hanımlarından Meymûne’nin kız kardeşi Esmâ ile evliydi. Oğlu Abdullah’ın soyundan gelen Muhammed b. Abdurrahman b. Safvân Medine kadılığı yapmış, onun oğlu Ubeydullah b. Muhammed, Halife Ebû Ca‘fer el-Mansûr döneminde Bağdat, Mehdî-Billâh döneminde de Medine kadılığı görevinde bulunmuştur.

Ümeyye b. Halef Hakkında Nazil Olan Bazı Sure ve Ayetler

Ümeyye b. Halef ’in ismi doğrudan Kur’an’da geçmemektedir. Ancak bazı sure ve ayetlerin onun hakkında nazil olduğu rivayet edilmektedir. Hümeze Suresi İbn İshak’ın rivayetine göre onun hakkında nazil olmuştur. Ümeyye’nin Hz. Peygamber’i (s.a.s) gördüğü zaman diliyle çekiştirip yüzüne karşı açıkça alay etmesi, arkasından da el kol hareketleri yaparak kendisine hakaret etmesi üzerine Allah Teâlâ onun durumunu ve akıbetini anlatan bu sureyi indirmiştir.

Leyl Suresi

Leyl Suresi’nin de Ebû Bekir (r.anh) ve onun Müslümanlara yaptığı infak ile Ümeyye b. Halef’in Allah’ı inkâr edişi ve cimriliği hakkında nazil olduğu rivayet edilmiştir. (M.Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, 9/101.)

Ata ve Dahhak’ınİbnAbas’ta rivayetlerinde o şöyle anlatıyor: Müşrikler Bilal’e işkence eder ve o da “Allah birdir, Allah birdir” derken Hz. Peygamber (s.a.v) de oradan geçiyormuş. Bilal’e: “O bir (olan Allah) seni kurtaracaktır.” buyurmuş. Gelip de Hz. Ebu Bekr(r.a)’e: “Ey Ebu Bekr, Bilal Allah için işkence çekiyor.” buyurmuş. Hz. Peygamber’in (s.a.v) ne demek istediğini anlayan Hz. Ebu Bekr(r.a) hemen evine gelmiş, bir miktar altın alarak Bilal’in efendisi olan Ümeyye bin Halef’e gitmiş ve ona “Bana Bilal’i satar mısın?” demiş. Bilal’i satın almış ve onu azat etmiş. Müşrikler, “Ebu Bekr, olsa olsa daha önce kendisine yaptığı bir iyilikten dolayı satın alarak azat etmiştir.” demişler ve bunun üzerine bu ayeti kerimeler nazil olmuş.( Prof. Dr. Bedreddin Çetiner, Fatiha’dan Nas’aEsbab-ı Nüzul, c.2, 953)

Kafirun Suresi

Kafirûn Suresi’nin Ümeyye b. Halef, Esved b. Muttalib, Velîd b. Muğire ve Âs b. Vâil’in Kâbe’yi tavaf etmekte olan Rasûlullah’a: “Ey Muhammed! Biz senin taptığına tapalım, sen de bizim taptığımıza tap. Seninle ortaklık yapalım.” demeleri üzerine indiği bildirilmektedir.( İbn Kesîr, IV, 221.) 

Velid b. Muğire, As b. Vail, Esved b. Andulmuttalib ve Ümeyye b. Halef, Hz. Peygamber’e (s.a.v) rastladılar ve O’na: “ Ey Muhammed! Gel sen bizim ibadet ettiklerimize ibadet et, biz de senin ibadet ettiklerine ibadet edelim ve seni bütün işlerimize ortak edelim. Eğer senin getirdiğin bizim elimizde olandan daha hayırlı ise bu hayırda biz sana ortak ve hayırdan nasibimizi almış oluruz. Yok, bizim elimizdeki senin getirdiğinden daha hayırlı ise sen bu hayra ortak olmuş ve bu hayırdan nasibini almış olursun” dediler ve bunun üzerine bu sure indi.

Umeyye b. Halef, hakkı istemedi, hakkın yakınından bile geçmedi. Diğer müşrikler gibi dünyasında ahireti için bir şey toplayamadı. Hatta dünyası için tüm ahiretini kaybetti. İslam’ın güzelliğinden uzaklaştı, batılın çirkinliğinde boğuldu. İnsanlardan çıkarılmış en hayırlı ümmet[8]in muhatabıyken en bedbaht insanlardan olmuştu. Allah Resulü (sas) ona sesleniyorken o kulaklarını, kalbini kapatmıştı. Onun hayatının sonuna baktığımızda görüyoruz ki kazananlar rehberini takip edenler oldular, kaybedenler de Ümeyye bin Halef gibi küfründe ısrar edip düşmanlık yapanlar oldular. Kendini yüksek makamda gören Umeyye kaybetmiş, nice hürlerden daha güzel yaşayan Bilal (ra) kazanmıştır.   (Al-i İmran Suresi, 110) 

Fecr Suresi’ndeki bazı ayetlerin Ümeyye hakkında nazil olduğuna dair rivayetler de mevcuttur. “Ama insan, Rabbi kendisini deneyip kerem eder ve nimet verirse ‘Rabbim beni şerefli kıldı.’ der. Ama onu denemek üzere rızkını daraltırsa ‘Rabbim beni fakir düşürdü.’ der.”(Fecr Suresi,, 15- 16) Mukatil b. Süleyman’a göre bu ayet Ümeyye ibn Halef hakkında nazil olmuştur.( Kurtubi, el-Camiu li Ahkami’l-Kur’an, Buruç Yayınları: 19/92; İbnu’l-Cevzî, Zadu’l-Mesir, 9/118; Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb, Akçağ Yayınları, 23/128.)

“Hayır, doğrusu siz yetime ikram etmezsiniz.” (Fecr Suresi, 17) Mukatil b. Süleyman’ın bu ayet hakkındaki görüşü şu şekildedir: “Kudame İbn Maz’un, Ümeyye İbn Halef’in evinde, bir yetim idi. Ümeyye onun hakkını vermiyor, onun hakkını yiyordu. Bu ayet onun hakkında indi.”( Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb, 23/130; Kurtubi, el-Camiu li Ahkami’l-Kur’an, 19/94.)

“Artık o gün kimse O’nun azabı gibi azap edemez. O’nun vuracağı bağı hiç kimse vuramaz. (Fecr Suresi, 25- 26) Bu ayetlerin nüzul sebebi ile ilgili Ferra şöyle demiştir: Bu kişinin Ümeyye b. Halef olduğu da söylenmiştir. Yani bu kâfirin göreceği azap gibi kimseye azap edilmeyecektir. Onun zincirlere ve bukağılara bağlanacağı gibi kimse bağlanmayacaktır. Buna sebep ise küfür ve inadını en ileri dereceye vardırmış olmasıdır.( Kurtubi, el-Camiu li Ahkami’l-Kur’an, 19/100.)

PEYGAMBER (S.A.V) DÜŞMANLARININ İBRETLİK SONLARI 

Peygamberimize (s.a.v) düşmanlık etmiş müşriklerin akıbetleri:

İKİ MÜŞRİK KARDEŞ

Übey ibn-i Halef ve Ümeyye bin Halef… İki kardeş müşrik! Zekâlarını şirkte kullanan iki İslâm düşmanı!Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) defalarca tebliğ ettiği, ama defalarca cevab-ı red aldığı iki nasipsiz!

O gün için Mekke’de daha başkaları da vardı. Hepsi de İslâm tebliğinin önünde bir bariyer oluşturmuşlar, Peygamberimize (s.a.v) düşmanlık etmekte ölçü tanımamışlar; fakat hepsi de kötü akıbetten yakalarını kurtaramamışlardır. “MUHAMMED’İN DEDİĞİNİ UNUTTUN MU?”

Bir diğer ibret vesikası da Ümeyye bin Halef’tir.

Ümeyye başlangıçta Bilâl-i Habeşî’nin efendisiydi. Hazret-i Bilâl’e (r.a) yapmadığını bırakmadı. Dayanılmaz işkenceler, insanlık dışı hakaretler… Hz. Ebu Bekir Bilâl’i (r.a) kurtarana kadar Bilâl’e (r.a) çok zulmetti.

Hicretten sonra Bedir savaşı hazırlıkları sırasında Peygamber Efendimiz (s.a.v) bazı müşriklerin Bedir’de öldürüleceği müjdesini verdi. Bunların içinde Ümeyye bin Halef de vardı. Bu haber Ümeyye’ye ulaşınca, Ümeyye çok korktu. Evine kapandı. Karısına dedi ki:“Muhammed benim öldürüleceğimi söylemiş. Muhammed’in hiç yalan söylediği görülmemiştir. Öyleyse ben de evden dışarı çıkmayacağım!”Bu korku dolayısıyla Bedir savaşına katılmak istemedi. Ebu Cehil gelerek kendisine:“Sen Kureyş’in eşrafındansın! Senin savaşa gitmediğin duyulursa hiç kimse savaşa gitmez. Sen git, savaşın başlangıcında bulun. Sonra geri dönersin!” dedi. Ümeyye kabul etti.

En hızlı ve güçlü bir deve satın aldı. Savaşa giderken karısı:“Muhammed’in dediğini unuttun mu?” deyince:“Hayır, unutmadım! Savaşın başlangıcında bulunacağım. Sonra geri döneceğim” dedi. Fakat Ümeyye, Bedir savaşından bir daha geri dönemedi. Orada öldürüldü. Ümeyye’nin oğlu Safvan İslâm düşmanlığını sürdürdü. Ta ki Mekke’nin fethine kadar…

Mekke’nin fethinden sonra Peygamberimizin(s.a.v) umumî affıyla affedilenler arasında Safvan da vardı. Safvan İslâm’a girip girmeyeceği konusunda karar vermek için Hz. Peygamber’den(s.a.v) iki ay süre istedi. Hz. Peygamber(s.a.v) dört ay süre verdi. Fakat bir ay sonra Huneyn Savaşı akabinde, Peygamber Efendimizin(s.a.v) cömertliğine ve iltifatına mazhar olunca derhal Müslüman oldu.

Ümeyye’nin Kalbine Giremeyen Ama Evine Giren İslam Nuru

Ümeyye’nin kölesi Bilâl Müslüman olmuştu. Onun gözünde Bilâl, basit bir köleydi ve her şeyiyle ona aitti. Kölenin sadece kol ve kas gücü değil, ruhu ve kalbi de efendisinin emri altında olmalıydı. Bir köle ancak efendisinin inandığı veya onun izin verdiği şekilde inanmalıydı. Hâlbuki Bilâl, Ümeyye’nin düşmanı olduğu dini seçip Müslüman olmuştu. İşte bu durum Ümeyye’yi çılgına çeviriyordu. Bilâl-i Habeşî’yi İslâm’ı kabul ettiği için kızgın güneş altına yatırıp büyük bir kaya parçasını göğsünün üzerine koydurur, Lât ve Uzzâ’ya tapmaya zorlardı. Günlerce aç susuz güneşin altında bırakılan Bilâl, “Ehad! Ehad!” diyerek Ümeyye’yi ve benzerlerini daha da çılgına çevirirdi.

Onun eziyetlerine maruz kalan sadece Bilâl değildi. Bir gün Ümeyye b. Halef, Ebû Fükeyhe’nin ayağını iplerle bağlattı. Onu sürükleyip, Ramda denen yere götürmelerini emretti ve oraya bıraktırdı. O sırada yanlarından yürüyüp geçmekte olan cual (mayıs) böceğini göstererek, Ebû Fükeyhe’ye:“Senin Rabbin bu değil mi?” dedi. Ebû Fükeyhe: “Benim Rabbim Allah’tır! Beni de, seni de yaratan O’dur! Şu cual böceğini de O yarattı!” deyince, Ümeyye b. Halef kızdı ve Ebû Fükeyhe’nin boğazını boğarcasına sıktı. Ümeyye b. Halefin kardeşi Übeyy b. Halef de: “Muhammed gelip onu kurtarıncaya kadar onun azabını artır!” dedi. O gün, öldüğünü sanıncaya kadar Ebû Fükeyhe’ye bu şekilde işkence yapıp durdular.( Belâzurî, c. 1, s. 195; İbn Esîr, Usdu’l-Ğabe, c. 6, s. 248; İbn Hacer, el-İsâbe, c. 4, s. 156.)

Ölüm Korkusunu Hissediş

Sa’d b. Muaz ile Ümeyye b. Halef eskiden beri dost idiler. O’nun Mekke deki mallarını Ümeyye b. Halef, Ümeyye b. Halef’in Medine’deki mallarını ise Sa’d b. Muaz korumakta idi. Sa’d b. Muaz umre niyetiyle Mekke’ye gitmiş, Mekke’de Ümeyye b. Halef’e misafir olmuş ve Beytullah’ı tavaf etmek istemişti. Gündüz öğle sıcağında Ümeyye, Sa’d’ı yanına alarak evden çıktı. Yolda Ebû Cehil’le karşılaştılar. Ebû Cehil Ümeyye’ye:-“Kim bu yanındaki, ya Ebâ Safvan?” diye sordu. 

Ümeyye:-Sa’d', diye cevap verdi. Ebû Cehil, Sa’d'e hitaben:-“Dedelerinin dininden dönenlere yardım edip onları himaye ettiğiniz halde bakıyorum Mekke’de rahat rahat tavaf yapabiliyorsun. Şunu iyi bil ki, Ebû Safvan’la beraber olmasan evine pek selametle dönemezdin.” dedi. 

Sa’d de yüksek sesle Ebû Cehl’e:-”Eğer sen beni tavaftan men edersen, ben de vallahi sana daha ağırını yapar, senin Medine’deki Şam ticaret yolunu keserim!” “dedi.

Ümeyye, Sa’d b. Muaz’ı tutarak:“Ey Sa’d! Sen bu vadi halkının büyüğü olan Ebû’l-Hakem’e karşı bağırma!” deyince Sa’d b. Muaz kızdı:“Ey Ümeyye! Sen de beni tutma, bırak. Vallahi, ben Allah’ın Rasûlü Muhammed’in seni öldüreceğini işittim.” dedi. (M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/262-264.)

Sonun Başlangıcı, Hazin Son

Hicretin 2. yılında Kureyş kabilelerinden herkesin sermaye veya mal koyarak katıldığı 50.000 dinar kadar sermayeli, 1000 develik mal yüklü büyük ticaret kervanı, Şam’ın Gazze pazarına gönderilmişti. Bedir Gazvesi’ne sebebiyet veren Kureyş kervanına Ümeyye b. Halef, 2000 miskal altınla(1 miskal=4,8105 gr) iştirak etmiştir.

Müslümanların kervana saldıracağı haberi Mekke’ye ulaşınca Kureyş aceleyle savaşmak için hazırlandı. Savaş için hazırlanan orduya katılamayanlar da yerlerine adam tutup gönderdiler. Ümeyye b. Halef belki de duyduğu sözden dolayı savaşa katılmak istemiyordu. Oturduğu yerden kalkamadığını, yaşlı, ağır gövdeli bir kimse olduğunu bahane edip geri kalmak istemişti. Kâbe’de, kavminin ortasında otururken Ukbe b. Ebî Muayt onu aşağılamak için içerisinde ateş ve öd ağacı bulunan bir buhurdanlığı götürüp onun önüne koydu ve ona şöyle dedi: “Ey Ali’nin babası! Sen artık kadınlardan sayılırsın! Buhur yak!” dedi. O da Ukbe b. Ebî Muayt’ın onu korkaklıkla itham ederek kadına benzetmesi üzerine savaşa katılmak zorunda kaldı.( Buhârî, “Menâkıb”, 25; Vâkıdî, s, 61.)

Bedir’e çıkış gününde Ebû Cehil halka “Develerinize bininiz!” dediği zaman, Ümeyye b. Halef Mekke’den çıkmak, ayrılmak istememişti. Ebû Cehil “Sen Kureyş’in eşrafındansın, eğer halk senin gitmediğini görürse onlar da gitmezler, hiç değilse bari savaşın başlangıcında bulun sonra geri dönersin.” dedi.

Eşi de Ümeyye b. Halef’in bu sefere katılmasını istemiyordu. Onu vazgeçirebilmek için Medineli arkadaşının sözünü hatırlattı. “Sa’d'ın dediğini unuttun mu?” sualine “Hayır unutmadım, sadece savaşın başında bulunacağım.” cevabını verdi. Ancak istemeyerek katıldığı bu yolculuktan bir daha geri dönemedi. (M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/262-264.)

Abdurrahman b. Avf (r.anh) ile Ümeyye b. Halef cahiliye devrindeki dostlardı. Bu iki eski dost Bedir savaşının olduğu günde karşılaştı. Artık savaşın sonucu belli olmaya ve Müslümanlar savaşı kazanmaya başlamış, Ümeyye canını kurtarmanın telaşına düşmüştü. Bu sebeple onu esir alıp da canını kurtaracak adam arıyordu. Etrafa “Beni kim esir ederse, ona fidye (kurtulmalık akçesi) olarak bol sütlü deve veririm.” diye sesleniyordu. Abdurrahman b. Avf(r.a) da savaşta ele geçirdiği bir takım zırhları yanına almış giderken Ümeyye ve oğluna rastladı ve o ikisini esir aldı. Abdurrahman b. Avf(r.a), Ümeyye ve oğlunu götürüyordu ki Bilal-i Habeşi (r.a)  onları gördü. Bilal, onu görür görmez: “Küfrün başı Ümeyye b. Halef ha! O kurtulursa, ben kurtulmam!” dedi. Abdurrahman(r.a) ona: “Ey Bilal! O şimdi benim esirimdir!” dedi. Hz. Bilal(r.a) “O kurtulursa, ben kurtulmam!” dedi ve sesinin çıkabildiği kadar: “Ey Allah´ın Ensarı! İşte, küfrün başı Ümeyye b. Halef! O kurtulursa, ben kurtulmam!“diyerek bağırmaya başladı.  Birden, onları kuşattılar ve Ümeyye b. Halef ile oğlunu kılıçtan geçirdiler.( M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/358-362.)

İnsanlık tarihinde hakkı susturabilmek için birçok zalim çaba sarf etmiştir. İnsanların iman tercihinden rahatsız olan, kendilerini üstün gören ve elindeki güçle iman nurunu söndürmeye çalışan müstekbirlerin içlerinde sanki Ümeyye’den bir iz vardır. İmanı hatıra getiren her emare, gündelik hayatta imanı tezahür ettiren her sembol, bu kişileri öfkeye ve saldırganlığa sevk etmektedir. İslam’ı kendine dava edinmiş kardeşlerimizin bu kimselere karşı sabırla ve azimle mücadele etmeleri gerekir.  

Bütün müstekbirler de şunu çok iyi bilmelidir: Ümeyyeler ne yaparsa yapsın kazanan hep Bilâllerdir.

Peygamberimiz (s.a.v.)'in, Übeyy bin Halef'i Öldürmesi

Bedir Harbinden önceydi. Resûl-i Kibriyâ Efendimiz (s.a.v.) harp sahasında dolaşırken,"Burası Ebû Cehil'in, burası Utbe'nin, burası Ümeyye'nin, buralar da filânın ve filânın öldürülecekleri yerlerdir. Übeyy bin Halefi de ben kendi elimle öldüreceğim."buyurmuştu. Bedir'de haber verdiği gibi, Ebû Cehil, Utbe ve Ümeyye bin Halef, mücahidler tarafından gösterilen aynı yerlerde öldürülmüşlerdi. Geriye Übeyy bin Halef kalmıştı. Bu adam Kureyşin ileri gelenlerinden biri idi. 

Peygamberimiz (s.a.v.)'e, her karşılaşmasında şöyle derdi:"Ey Muhammed. Bir atım var. Her gün ona on altı ölçek darı yedirip besliyorum. Birgün gelir, onun sırtında seni öldürürüm."Peygamber Efendimizin (s.a.v.) ise, bu azgın ve şaşkın adama cevabı sadece şu oluyordu:"Belki, İnşallah, ben seni öldürürüm." (Sîre, 3/89)

İşte Übeyy bin Halef, Bedir'de mücahidler tarafından canı Cehenneme yollanan kardeşi Ümeyye'nin intikamını almak ve Peygamber Efendimizin (s.a.v.) vücudunu ortadan kaldırmak üzere yemin ederek, Uhud'a çıkıp gelmişti. Hz. Resûlullah (s.a.v.)'ın Şi'b'e doğru çıktığı sıradaydı. Übeyy'in gelmekte olduğu görüldü. Mekke'de günde on altı okka darı ile beslediği atının üzerindeydi. İntikam dolu bakışlarla Peygamberimiz (s.a.v.)'e yaklaşıyordu. Bunu fark eden sahabîler önüne çıkıp, hesabını görmek istediler. 

Ancak Hz. Resûlullah (s.a.v.):"Bırakın, gelsin “diyerek mücahitlerin karşı çıkmasına mâni oldu. Resûl-i Ekreme(s.a.v) oldukça yaklaşan bu azgın müşrikin ağzından;"Ey Muhammed, sen kurtulursan, ben kurtulmayayım."lafları dökülüyordu. Bu sözleri duyan Resûl-i Kibriyâ Efendimiz (s.a.v.), bir anda celâllendi. Elindeki mızrağıyla heybet ve haşyet verici adımlarla hasmının üzerine yürüdü. Übeyy, bir anda şaşkına döndü. Hz. Resûlullah (s.a.v.)'ın heybet ve haşyet verici tavrı karşısında duramayıp, geri kaçmaya başladı. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) peşini bırakmıyor ve arkasından,"Nereye kaçıyorsun, ey yalancı!.."diye sesleniyordu. Bu kaçışla Übeyy kendini kurtaramadı. 

Peygamber Efendimizin (s.a.v.) fırlattığı mızrak, miğferle zırhı arasındaki kısma saplandı ve Übeyy sığır böğürmesi gibi böğürerek atından yere yuvarlandı. Müşrikler, yaralı halde onu alıp götürdüler. Yarasından kan akmıyordu. Ağrısına sızısına zor dayanıyordu. Zaman zaman arkadaşlarına,"Vallahi, Muhammed beni öldürdü."diyordu. Arkadaşları bu sözünü ciddiye almıyorlar ve yarasının önemsiz olduğunu ifade ederek teselli etmeye çalışıyorlardı. Ne var ki, Übeyy, kurtulamayacağını anlamıştı. 

Arkadaşlarına şöyle dedi:"O bana (Mekke'de) 'Seni öldüreceğim!' demişti. Vallahi, o benim üzerime tükürse, yine beni öldürür."(Sîre, 3/89)

Übeyy bin Halef, birgün bile yaşamadan, "Susadım, susadım!" çığlıkları arasında ölüp gitti. Resûl-i Kibriyâ (s.a.v.)'nın, Allah'ın izniyle, istikbalden haber vermiş olduğu bir mûcizesi de böylece tahakkuk etmiş oldu.

UHUT SAVAŞINDA

Müslümanların bozulup dağılmaya yüz tuttukları bir sıradaydı. Azılı müşriklerden Abdullah bin Şihab-ı Zührî, Utbe bin Vakkas, Abdullah bin Kamia ve Übeyy bin Halef bir araya gelerek Peygamber Efendimizin (s.a.v.) hayatına son vermek için sözleşip and içmişlerdi. (Tabakât, 4/125) 

Resûl-i Kibriyâ Efendimiz, bu dört azılı müşrik hakkında, "Allah'ım, onların hiçbirisi senesine ulaşmasın." diye duâ etti.

Sa'd bin Ebî Vakkas der ki: "Vallahi, Resûlullahı vuran veya yaralayanlardan hiçbirinin üzerinden bir yıl geçmedi." Bunlardan biri olan İbni Şihab'ı, Mekke yolunda ak benekli, dişi bir yılan ısırıp öldürdü. Resûl-i Kibriyâ Efendimizin (s.a.v.) yüzünü yaralayan İbni Kamia ise, Uhud'dan Mekke'ye döndükten sonra, davarlarının yanına gitti. Dağın en yüksek tepesinde davarını buldu. Önünü kesip tutmak isteyince, bir koç üzerine yürüyerek onu boynuzlarıyla toslaya toslaya didik didik edip parçaladı. (Sîre, 3/89; Belâzurî, 1/324; Uyunü'l-Eser, 2-13)

ALLAH, SENİ DİRİLTECEKTİR

Mekke dönemi amansız İslâm düşmanlarından birisi de Übey ibn-i Halef’tir. Übey ibn-i Halef, Ümeyye’nin kardeşidir.Meşhurdur ki, bir gün bir çürümüş kemik alıp Peygamber Efendimiz’e (s.a.v) geldi, kemiği eliyle ufalayıp tozunu savurduktan sonra Peygamber Efendimiz’e (s.a.v):“Bu kemiklerin tekrar dirileceğine inanıyor musun?” diye alaycı sorular sordu. Öldükten sonra dirilişi inkâr ediyordu.

Peygamberimiz de (s.a.v) sabırla:“Evet! Seni diriltecek ve Cehenneme sokacaktır!” buyurdu.Ardından, yeniden dirilişi ispat eden Yasin Sûresinin 77. Ve 78. Âyetleri nazil oldu.

Hicret esnasında Sevr Dağında Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) izini süren Kureyş heyetinin içinde Übey ibni Halef de vardır. Mağaraya kadar gelmişler, “mağaraya girelim” demişler. Übey demiş ki: “Nasıl girelim? Burada bir ağ görüyorum ki, Muhammed doğmadan yapılmıştır. Bu iki güvercin işte orada duruyor. Adam olsa orada dururlar mı?”( Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 1:313; Ali el-Kari, Şerhu’ş-Şifâ, 1:368; Müsned, 1:248.)

O BANA TÜKÜRSE YİNE BENİ ÖLDÜRÜR

Übey Bedir savaşına katılmış, esir düşmüş, fidye karşılığı serbest bırakılmıştı. Peygamber Efendimiz’in (s.a.v): “Ben kendi elimle Übey ibni Halef’i öldüreceğim.” Haberi, Uhud Savaşında gerçekleşmiştir. (Mektubat, S. 102.)

Bedir’de öldürülen kardeşinin intikamını almak için, Bedir’den bir sene sonra özel beslediği bir atla, başında miğfer, sırtında zırhla Uhud Savaşına katıldı.Savaş esnasında atını Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) üzerine sürdü ve meydan okudu.

Peygamber Efendimiz de (s.a.v) Sahabeleri durdurdu, bizzat kendisi mızrağı ile Übey’in üzerine yürüdü. Übey kaçmaya başladı. Peygamber Efendimiz (s.a.v) ona bir mızrak attı. Mızrak miğferle zırhı arasından Übey’in vücuduna saplandı. Ve Übey bağırarak atından düştü.

Müşrikler Übey’i çadırına götürdüler. Yarasını sarmaya ve kendisini teselli etmeye çalıştılar. “Yaran küçük. Bir şey olmaz” dediler.Übey’in ağzından şu sözler döküldü:“Muhammed bana seni öldüreceğim demişti. Vallahi o bana tükürse yine beni öldürür!”Ve Mekke’ye dönerken Übey yolda öldü.

HAKKINDA SÛRE İNEN AMCA: EBU LEHEB

Bu ismi anarken, Peygamber Efendimizi (s.a.v) incitir miyim diye korkarım. Çünkü Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) amcasıdır. Ama amansız düşmanı olup çıkmıştır.Kendisi ve karısı hakkında Tebbet Sûresi inerek İlâhî ikaba uğramışlardır.

Bedir Savaşına hasta olduğundan katılamadı. Bedir’de müşriklerin yenildiğini ve en güvendiği arkadaşlarının öldürüldüğünü duyunca kahrından yataklara düştü ve nihayet öldü.

Ebu Leheb çiçek hastalığından öldüğü için, bulaşıcı olması dolayısıyla cesedi ortada kaldı. Bir müddet ne oğulları, ne arkadaşları kimse cesedine yaklaşamadı. Nihayet etrafa dayanılmaz kokular yayınca, ücretle tutulan Sudan’lılar büyükçe bir çukur kazdılar, uzun sırıklarla cesedi iterek çukura yuvarlayıp üzerini toprakla örttüler.

Kızı Dürre hicretten önce Müslüman olmuştu. Oğlu Utbe Peygamberimizin (asm) bedduâsı ile arslan tarafından parçalandı.1 Diğer iki oğlu Uteybe ve Muattip ise Mekke’nin fethinden sonra Müslüman oldular.

AMANSIZ DÜŞMAN: EBU CEHİL

Amansız İslâm düşmanlarının reislerinden birisi de Ebu Cehil’dir. Kendini İslâm’ın aleyhinde çalışmaya adadı. Peygamberimizin (s.a.v) tebliğini engellemek için hiçbir fedakârlıktan ve hiçbir düşmanlıktan geri kalmadı.Sayesinde Mekke döneminde İslâm tebliği çok zor günler gördü, Müslümanlar dayanılmaz çile imbiklerinden geçti.

Ebu Cehil Müslümanları yeryüzünden silmek için Bedir Savaşına katıldı. Fakat kendisi silindi gitti. Bedir Savaşında öldürüldü. Cesedi, Bedir’in kör kuyularından birine atıldı.

Oğlu İkrime Mekke’nin fethinden sonra Müslüman oldu ve Medine’de İslâm için çalıştı. Mürtedlere karşı mücadele etti. Şam bölgesinde bir savaşta şehit oldu.

HİCİVCİ ŞAİR: UKBE B. EBÎ MUAYT

Bir amansız düşman da Ukbe bin Ebi Muayt’tır. Übey bin Halef’in yakın arkadaşıdır.Ukbe bir gün Peygamber Efendimiz’in (asm) sohbetini dinlemişti. Arkadaşı Übey tarafından öyle kınandı ki, gidip Peygamber Efendimiz’e (asm) hakaret ederek ancak kendini affettirebildi.

Mekke’de iken Peygamber Efendimiz’i (s.a.v) boğmaya kalkan Ukbe, hicret sırasında Peygamber Efendimiz’i (s.a.v) hicveden şiirler yazarak müşriklerin gönlüne girdi.

Peygamber Efendimiz de (s.a.v) kendisine bedduâ etti: “Allah’ım! Ukbe’yi yüzüstü, burnunun üstüne düşür!”

Bedir Savaşına katılanlar arasında Ukbe de vardır. Kureyş yenilgiye uğrayınca kaçmaya teşebbüs etti. Fakat atı hırçınlaştı ve Ukbe’yi sırtından burnu üstüne yere düşürdü. Müslümanlar tarafından ele geçirilerek öldürüldü.

Kızı Ümmü Gülsüm Mekke döneminde Müslüman olmuştu. Medine’ye hicret etti. Oğulları Velid ve Umare ise Mekke’nin Fethinden sonra Müslüman oldular.

EBTER: AS BİN VAİL

Azılı İslâm düşmanlarından birisi de As bin Vail’dir.Peygamber Efendimiz’e (s.a.v) karşı çirkin ve kışkırtıcı alayları ile namı tarihlere geçmiştir.

Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) ilk erkek evlâdı Kasım öldüğünde Peygamber Efendimiz’e (s.a.v) “Ebter! Erkek çocuğu yaşamıyor” diye alay etmiş; bunun üzerine Kevser Sûresi 3. âyeti nazil olmuştur. Âyet: “Asıl ebter o sana buğzedendir!” ifadesiyle As b. Vail’in alaycı sözlerini kendisine iade ediyor.

SEN DE ONA İMAN ET

As bin Vail’in oğlu oğlu Amr Habeşistan’a hicret eden Müslümanlara eziyet ettirmek için Müslümanların peşi sıra türlü hediyelerle Habeşistan’a geçiyor, Habeş Kralı Necaşi’nin huzuruna çıkıyor ve Müslüman’ların kendisine teslim edilmesini istiyor. Diyor ki:“Haşmetli Efendim! Bizim ülkemizden putlarımıza söven bazı yalancılar ülkenize sığınmışlardır. Onların bize teslim edilmesini istiyoruz.”

Habeş Kralı Necaşi Amr’a öyle bir şiddetle tokat vuruyor ki, Amr yıldızları sayıyor.Kral haykırıyor: “O hak peygamberdir! Sizin ülkenizin adamıdır. Onlar yalancı değildir! Bana kalırsa hiç durma git, sen de ona iman et!”Amr orada, Necaşi’nin huzurunda iman ediyor.

EŞEK ISIRINCA…

As bin Vail eşeğine binmiş Mekke civarında bir yere gidiyordu. Bir dağ yolunda iken eşeği ürktü ve As’ı düşürerek bacağını ısırdı. Bacağının yarası kapanmayan As, bu yara dolayısıyla bacağı şişerek öldü.

Oğlu Amr bin As ise, güçlü bir diplomattı. Müslüman olduktan sonra İslâm’a çok hizmet etti.

MASALCI BİR MÜŞRİK: NADR İBNİ HARİS

Peygamber Efendimiz’e (s.a.v) en çok eza ve cefa edenlerin başında gelenlerden birisi de Nadr bin Haris’tir. Kendisi masalları ve efsaneleri çok iyi bilirdi. Kur’ân âyetleri indikçe, “Muhammed size geçmişlerin masallarını anlatıyor!” diye alay ederdi.Bir defasında Peygamber Efendimiz’i (s.a.v) Hacun yokuşu yanında tek başına görünce öldürmek niyetiyle yanına kadar sokuldu.Fakat birdenbire korkup kaçmaya başladı.

Onu kaçarken gören Ebu Cehil: “Neden kaçıyorsun?” dedi.

Nadr ise: “Muhammed’in ardına düştüm. Yapayalnızdı; öldürecektim. Ona yaklaşır yaklaşmaz birden başımın üzerinde kocaman karayılanlar gördüm. Ağızlarını açmışlar, dişlerini gıcırdatıyorlardı.” dedi.

Ebu Cehil de: “Onun sihirlerinden birisidir.” dedi.

Nadr bin Hars, Bedir Savaşına katıldı ve bu savaşta öldürüldü. Ve daha niceleri…

Allah nice din düşmanlarının elinden koparıp kurtardığı bu dini, doğru anlamayı ve doğru yaşamayı bütün dünyaya nasip etsin. Âmin.


AYRINTILI KAYNAK İÇİN TIKLAYINIZ...

Etiketler: Ümeyye Bin Halef ve Übey Bin Halef Kimdir? İlgili Ayetler, Tarih boyunca yaşamış zalim hain ve kafirlerin sonu | Mekteb-i Derviş

Not: HTML'e dönüştürülmez!
    Kötü           İyi
Benzer Konular